9 Aralık 2014 Salı

bir milyon sihir yılı..



Öyle anlar var ki herşeyi birden yapmak isteyebilirsin. Ama herşeyi birden.. 

İyi anlamda diyorum, ilham dolu olan anlardan bunlar. Bu anların sadece bir dakikası; bir milyon sihir yılına eşit.. Neyi hayal etsen yapmış kadar oluyosun. 

Mesela en sevdiğin renklerden bişey çizmek istiyosun, ne çizsem ne çizsem diye düşünürken gözünün önünden geçen tüm görüntüleri çizmişsin gibi yükseliyo enerjin. Sonra yok yok diyosun çizim yapmıyım dur bi şu dikiş eşyalarımı düzeltiyim belki ilham gelir, bişiler dikerim, 'aman ne güzel düğmelerim varmış', 'ne güzelmiş bu kumaşın rengi' derken bi iplik bulup ''bunu kenara ayırıyım; geçen gün aramıştım bulamamıştım'' diyosun.. Pudra renginde bi elbise dikmeyi düşünüyosun, yapabiliceğini hissettiğin an yapmışsın kadar mutlu bi şekilde erteliyosun bunu :) Ama ağır ağır yapıyosun, yavaşça çok önemli işler yapıyomuşsun gibi dikkatlice.. Hani güzel filmlerin bi kısmında sadece fonda piyano olan bi müzik çalar, huzurlu, yıllar geçer orda, sahneler akar.. Öyle işte :) 

BU çok öenmli bişey; Bu bi sihirli güç. Bi gizli güç. Dedim ya bir milyon sihir yılı sevdiğin işle uğraşıp döndüğünde sadece 1-2 saatin geride kalmış oluyo. Elinde somut hiçbişey olmuyo ama zihnen o kadar yol katediyosun ki, kendine bi bakıyosun ''yaa ne istesen yapabilirsin ki'' aslında :) Niye üzülücekmişsin ki zaman ayıramıyosun diye. (bu cümleyi okuyan kişi yazanın aslında nasılda yazık hiçbişeye zaman ayıramadığını sanar, ama yanılır :)

Bu küçük bi maymunluk. Eğer çok az veya verimsiz boş zamanların varsa bu yöntem hep iyi gelir :)

Zihnin ne kaydederse o duyguyla geçiyosun bir sonraki zamana. O yüzden ilk blog yazılarımdan bu yana hep aynı şeyi hep derim; yaşadıklarına ne tepki verirsen onu yaşamışsındır. Küçücük bişeyi abartıp talihsizliğe de dönüştürebilirsin, seni üzen bir olayı sevgi gücünle iyileştiredebilirsin.. Sandığımızdan daha büyük bi güce sahibiz.

Boş zamanlarında kendi kendine kafasında hayıflanan, ''kendi kendine bile'' şikayet eden insanlar var hepimiz tanıyoruz, neden onların tam tersi kendimiz olmayalım ki.

Buraya kadar ki kısım yazımın birinci bölümüydü.

Şimdiden sonrasının baş kısmıyla hiç ilgisi olmıcak. Pek yazamadım da son zamanlarda, parça parça yazmak istediğim birbiriyle de alakası olmayan konular var. Hep o bir milyon sihir yılında düşündüm, yazmışım gibi sevindim, kafamda oturttum yazamadan geçtim :) 


Çok biçimlendiriyoruz kendimizi zamanla. Dersler çıkarıp ona göre rütuş yapıyoruz kendimize.  Her rütuşta ''hıh şimdi daha iyi oldu'' diyoruz son halimize bakıp. 

Bu yolculuğun asıl amacının tamamen kendimizi bulmak ve sevmek olduğuna çok inanıyorum. Başka kimseyle çok ilgili değil. En çok uzak durduğum fikir kendini artık iyi tanıdığını sanmak ve pek çok şeyin en iyisini bildiğini sanmak. Bu ancak kendini çok iyi kontrol etmeyi öğrenmiş olmak olabilir diye düşünüyorum. Bende yapabiliyorum. Herkes de yapabiliyo. Kendimizi kontrol ediyoruz, ehlileştiriyoruz, tutuyoruz. Nasıl yanlış ama. Nasıl aynı kalıplara sıkışık aslında çoğumuz.  

Halbuki nasıl da sınırsız, kalıpsız içimizden geçenler..

Şöyle ki, kalıplara girmek olmamalı hayatı öğrenmek ve kendini bilmek. Kendini öğrendikçe daha çok sınır tanımaz olması doğasında kişinin. Daha kalıba sığmaz, daha parlak daha güçlü olması gerekmez mi. Enerjisi gökyüzüne kadar taşar, ışığı ta uzaktan görünür. Elinden herşey gelir, neyi tutsa oldurur. Neyi istese başarır. 

Ama biyerlerde yanlış anlamış olucak insan ki aynılaşıp, benzemeyi başarı sanıp, herkesin istediğini istemeyi, herkesin dediğini yapmayı düzenin parçası olmak ilan etmiş. Bilmiyorum. Bişeyler feci ters geliyo gözüme de daha anlayıp düzeltemiyorum. 

Daha ikna edemedim kendimi benimle kaçmaya :) 

Ama çok seviyorum, tanıdıkça daha çok seviyorum hayatımı. Kocamı. İşimi. Evimi. 
Sevmeyi öğreniyorum. 
Çook siviyoruumm.

23 Kasım 2014 Pazar

Pardooon, kendime ait bi an'a bükebilir miyiz zamanı lütfeeen

 


Burda çiziyorum, burda yazıyorum, burda tahtadan kalpler melek kanatları yapıyorum, burda hayal kuruyorum son günlerde.. Serhatla akşamları sanki akşam olmamış daha uzuuun bi gün varmış gibi burda salıyoruz kendimizi, müzik dinliyoruz, kendimizden konuşuyoruz, planlar yapıyoruz..



Herşeyi satıp gidiyoruz bazen bi sahil kasabasına, serhat çiftçi oluyo, ben ıvır zıvırcı :) Bazen de franchise zinciri kuruyoruz, ayrı ayrı departmanların CEO'su oluyoruz :) Sonra yavru kedi sever gibi seviyoruz şimdiki hayatımızı.



Kendine ait bi alan ve kendine ait bi zaman çoğu zaman çoğu şeyi çözüyo.. Uzaklara götürüyo seni sonra yine dönmene yardım ediyo.. Bazen tam olduğun yere varabilmek için çook uzaklar gidip dönebilmen gerekiyo çünkü.

Düşündüğümüz şeyleri sunar hayat bize biliyorum. Değişik bi ilüzyon gösterisi gibi çünkü zaman. Yaşadığımız çoğu şey çok kendimize özgü, çok kendi elimizden çıkmış gibi. Ya korktuklarımız ya da çok büyük tutkuyla istediklerimiz gerçekleşiyo. Aklımıza hiç gelmeyen bişey olmuyo gibi genelde, az çok bildiğimiz yerlerden.



Tamda bu yüzden sihirli değnek kalbimiz. Onu dokundurarak yaptığımız herşey zamanın ötesinde.



Nasıl bi güce sahibiz diye düşünüyorum.



Çok seviyorum sonra hayatı.



❤️❤️❤️

 

16 Kasım 2014 Pazar

göremediğimiz sihirli bişiler var evet!

Ufff hayat çok güzelsin..

Şimdilik çoğunlukla pazar günleri öylesin :) Ama biliyorum aslında sen hep öylesin, biz saçma sapan işlere kapılmaktan görmüyoruz seni.. Yaşadığımızı sanmak durumunda sanıyoruz kendimizi, yok etmek için sahip oluyoruz çok şeye. Hep de elimiz boş kalıyo ve öyle de yıllarca yaşayabiliyoruz.

Ama biliyomusun çok gelişme var bizde, herşey benim için dünyanın en güzel mevsimi olan yaz aylarında oldu hep.. Hep o sihirli yaz gecelerinde..

Tüm bir yıla yetecek kadar bıdıklık ve minnoşluk depolayabiliyoruz iki yazdır.. Herşey de kabak koynda başladı.. İzole olabilmek için bazen biraz mesafe gitmek ve uzaklaşmak gerekebiliyo medeniyetten..

Kabak koyuna daha ikinci gidişimizdi sadece ve bi gececik kalmak için gittiğimizde biz normal oda ayırtmış olmamıza rağmen tek olan ağaç evi vermişlerdi bize.. Merdivenlerle çıkılan, tüm evlerden yüksekte ve kocaman bi ağacın gövdesinde.. Çocukken hayal ettiğimiz gibi tam :) O gece ağaç evimize dönerken bi grup hippie (nadiren gördüğüm gerçekten mutlu ve hiçbişey umrunda olmayan insanlar ve gerçek hippiler) bizim evin altında gitar çalarken 'hayat sana güzel' diye bişiler mırıldanıyodu bi yandan da bıdık bıdık dansediyolardı ve ben o an evren tarafından cimcirildim sanki :) şu an bi rüya mı diye cimcirttirdim kendimi, rüya diildi gerçekti.. Bişey vardı sanki unuttuğumuz hayatla ilgili geldiğimiz yerde.. Sihirli bişiler vardı ama biz görmüyoduk.. Fonda çalan müziğin sesini kısmış, gereksiz yere kalın giyinmiş ve hızlı hızlı gidiyoduk nereye bilmeden sanki.. Biz sevimsizleştiriyoduk hayatı.. Basit düşünemiyoduk bile artık çok bilmişlikten..

O zamandan beri serhatla bi söz verdik birbirimize, kelimelerden oluşmayan sadece yürekler arası ve gözlerle anlaşılan bi söz.. Tutamadığımızda susucaktık ve gözlerimizi kapıcaktık, sadece sevgiyi düşünücektik.. O kadar, sadece sevdiğimiz şeyleri, nereye ait olduğumuzu.. Basitti çünkü bundan ibaretti hayat.. Sevdiğimiz şeyleri yapmak, sevdiğimiz kişilerle sevdiğimiz yerde yaşamak..

Pazar günlerine yeni bi anlam yükledik şimdi. Sabah erkenden uyanıp termosta çay demleyip biyerden gevrek alıp gidiyoruz.. Arkamıza bakmadan gidiyoruz sanki tatile çıkıyomuş gibi ya bi deniz kenarına, ya bi göl kenarına yada dağlardakİ minik bi köye.. Öğleden sonra insanlar kalabalıklaşmaya başlayınca biz çoktan dönüş yolunda oluyoruz bıdık bıdık evimizin yolunu tutuyoruz.. Şimdilik karagöl, şirince, meryem anaya, burhaniyeye ve sığacığa gittik.. Bisiklet aldık.. İyice retrolaşmaya kararlıyız.. Televizyonsuz radyolu hayattayız..

 

 

 

9 Kasım 2014 Pazar

unutursam fısılda ♥


Allahım nasıl tatlı bi filmdi öyle 


Galasında Çağan Irmak 'bi kendini iyi hisset filmi' diye tanımlamış, ne kadar doğru.. Kaç gün oldu izleyeli müziklerini dinleyip dinleyip duruyoruz serhatla :) Telefonumda 'unutursam fısılda' albümü oluşturdum direk tüm şarkılarını ekledim.. Kadrosu da müthiş ama. Çok kaliteli oyuncular, çok iyiler hepsi her anlamda.. Güzeller, zekiler, yetenekliler..


Sinemalardayken hemen gidin hemen, ama göz kalemi sürmeyin sakın ve mendillerinizi yanınıza alın.. Moraliniz hiç bozulmadan salya sümük ağlıcaksınız çünkü film bitene kadar.. Herkesten, her anısından, kendisinden bişeyler buluyo insan.. Kenan Doğulu 6 tane şarkı bestelemiş bu film için ve Zeynep Farah Abdullah kendi seslendirmiş şarkıları, nasıl da tatlı bi sesi var..


Filmde anlatılanlar  o kadar güzel, o kadar saf, o kadar tanıdık ki.. Önce hayallerinin peşinden giderken içindeki sesi dinle diyo her sahnesinde.. İnan kendine diyo.. Önce inan sonra herşey olur, ama herşey olur, sınır tanımaz inandığın hayallerin diyo için kıpır kıpır ola olan inandırıyo seni buna ♥ Tek tek de gösteriyo..


Sonra sevdiğinin elini sımsıkı tut, kıymetini bil diyo. Küs ayrılma sakın yanından diyo, kırdıysan da kalbini özür dilemeden yanından gitme hayat bu sonra bi daha göremeyebilirsin, çok sev çok sev diyo.. Yaa sevmek ne güzel ya ne güzel diyo :) Gerçek sevginin nasıl ölümsüz olduğunu, her ihtiyacın olduğunda nasıl yanında hissedebiliceğini gösteriyo.. 


Yılların nasıl da su gibi geçtiğini, hayatının nerelerden nerelere gelebileceğini gösteriyo.. Birde çok değişik bişeyi hayal ettiriyo sana.. Burda filmi anlatmamak için tutuyorum kendimi ama kendiniz izlemeniz lazım, yok yok anlatmamam lazım.. Ama yaşlandığında ve mecburen birgün hepimizin kalabiliceği gibi yalnız kaldığında ve geriye dönüp baktığında hayatın nasıl film gibi olduğunu gösteriyo..


Hiç zor diil hayal etmesi, anneni babanı düşününce bile çok garip bi duygu bu.. Gençlik hayalleri, korkuları, cesaret ettikleri, cesaret edemedikleri için neler kaçırdıkları.. İçlerinde kalanlar.. O kadar yaşanan, o kadar yıl.. Bide kendini düşününce insan, şu anda olduğumuz yıl bi gün film sahnesi gibi gelicek aklımıza.. Biz neleri yakalamış neleri kaçırmış olucaz o gün bugünleri hatırladığımızda?


İşte buna göre yaşıcam hayatımı.. Ve yanımdaki tüm sevdiklerime de hep hatırlatıcam bunu. Tüm öğrendiklerimi, tüm yaşadıklarımı o kadar çok seviyorum ki. Tüm başıma gelenleri, tüm hatalarımı, tüm iyi olduğum yanlarımı, tüm beceriksizlerimi sakarlıklarımı :)


Çok şeyi çok seviyorum 


Bu filmide çok sevdim, ama çok sevdim. Hümeyra bi sahnede 'yine olsa yine yaparım' diyo tüm herşeyden sonra. 


Bende o gün 'yine olsa yine öyle yaparım' demek istiyorum. 


Hayatta çok güzel şeyler var. Çok güzel insanlar var, çok güzel hayaller var, peşinden gidicek yaşıcak çok güzel hayatlar var..


Çok güzel diil mi ya 





21 Ekim 2014 Salı

cesaretimiz nerde?


Bazen hani birini daha önceden tanıdığımız duygusuna kapılırız ya yada bi yere gittiğimizde daha önce gelmiştim sanki buraya deriz.. Yada bi koku duyup bişiyler hatırlamaya çalışırız, neydi bu koku diye. De ja vu oldum deriz, ben bu anı yaşamıştım deriz..

İşte öyle hissettiğim bi 'dünya' var.. Ara ara tüm benliğime, her bir hücreme tek tek doluyo tüm varlığıyla, tanımlayamıyorum onu.. Sanki hücrelerimin derinlerine gömülü.. Çok iyi saklanmış, korumuş onca hayat kendini.. Biliyorum ama, daha önce yaşamışım gibi biliyorum nasıl bi duygu olduğunu onu yaşamanın.. Bütün evrenin gücü en içindeymiş gibi, istediğin herşeyi yapabilirmişsin gibi.. Sihir de yapabilirmişsin, olduradabilirmişsin, herşeyin de çaresini bulabilirmişsin gibi.. Bu içinde olduğumuzla ilgisi olmayan bi dünya, çaresizlikler, umutsuz yüzler, kabullenmiş zihinler, vazgeçmiş yürekler olmayan bi dünya.. Çekinceler, duraksamalar olmayan, gerçek bi hayat gibi..

Hayatın bi köşesinin başındayız yine bugünlerde. Köşeyi dönünce karşımıza ne çıkıcağını bilmiyoruz. Bu anı daha önce de çok kez yaşamıştık.. Ayrı ayrı da, beraber de.. Hep de bi şekilde üstesinden gelmiştik. Hayatın tam da bu olduğunu düşünüyorum. Hiç bişeyi denemeden bilemeyiz. Ama hep bi şekilde üstesinden geliriz.. Neyi beceremiceğimizi beceremeden, neyi başarabiliceğimizi de başarmadan bilemeyiz.

Geçen geceyarısı balkondaki duvarın boş bi yerinde sağ üst kısmına  suluboyayla bişiler çizdim bide şunu yazdım;

''All you need is faith, trust and a little pixie dust''

Peter Pan'dan.. Tinker Bell'in sözü, çocuklara uçmayı öğretirken söylüyo :) Çok tatlı oldu.

Peki bilenimiz var mı neden cesaret edemiyoruz hayatımızda çok şeye..

Niye bu kadar içimize işlemiş bu duygu.. Çok güzel çekiniyoruz. Geride duruyoruz. İçimize atıyoruz herşeyi. Olduğumuzun yarısını gösterebiliyoruz. Cesaret etsek neler yapabiliriz.. Cesurca elimizi tutmuyoruz kendimizin, onu orda bırakıp bi adım geri gidiyoruz çoğunda. Çok konuşuyoruz, çok biliyoruz, çok eleştiriyoruz ama az yaşıyoruz gibi.

Bide halbuki hepimiz için tek tek ayrılmış sihirli anlar var hayatta.. Cesaret edebilirsek diye bizim için varolan, yazılan ama her seferinde yaşanmayan.. En mutlu olduğumuz anlar hangileri.. Tamamen kendi bulduğumuz, ama tamamen içimizden gelen kendi hayallerimiz neler.. Ait olduğumuz yerler..

Off çok şey var, çok şey var da, oraya varmamıza da daha çok var diyorum bazen. Bilmiyorum.

O bildiğim 'dünya'nın peşinden gidicem hep. Bildiğim 'yürekler' var. Onların yanından ayrılmıcam hiç. Hiç bişeyi bilmiyorum henüz, hepsini bulucam bir bir.

Buldukça yazıcam. Yazdıkça bulucam :)

❤ ❤ 

resim: weheartit.com

20 Ekim 2014 Pazartesi

Ördek olsam ben de burda yaşardım :)


Burası Karagöl.. Bizim eve 35 dk, 22 km.  

Virajlı yollardan yaşlı kocaman ağaçların arasından geçiyosun giderken, gidiyosun gidiyosun, o kadar ki, hava değişiyo, ağaç çeşitleri değişiyo.. Sanki uzak bi dağın gizli bi yerine hızlandırılarak gidiyosun. Vardığında etrafında yürüyerek 10 dk'da bi tur  atabildiğin o gümüş rengi göl işte karagöl..  3 kaz 2 ördeğin de evi aynı zamanda, eliniz boş gitmeyin derim :)


Sabah erkenden uyanıp gittik biz, bıdık bi termosta çay demledik, yanımıza da 2 termos bardak aldık, 2 de gevrek, zeytin, peynir, su.. Sıkıca da giyindik ama, iyiki öyle yapmışız, evden çıkarken hava 16 dereceydi orda 11 derecelere düştü ve yukarda bulutların acelesine inanamazdınız.. Nasıl bir rüzgar.. Orda çadırlarda kalan gençler ateş yakmış kahvaltı ediyolar,  çoğu kişinin bide köpişi var yanında, tracking yapan sevimli sevimli gruplar.. Piknik masaları, mangal yerleri, çocuklar için güzel bi oyun alanı bile var. Biz gittiğimizde tüm masalar boştu mesela.. Kahvaltıdan sonra kazları besledik biraz, fotoğraf çektik, manzarayı ve mis gibi havayı depoladık.. Sonra eşyaları arabaya bırakıp yürüyüş yaptık.. 



O kadar güzel, ama o kadar güzeldi ki..

Tam pazar sabahıyla ilgili hayal ettiğim tüm herşey gibi.. Gerçekten gözlerini kapatıp dağı, rüzgarı, yaprakları dinleyebildiğin bi yer.. Her adımında kuru yaprakların hışırtısı ve uupuzun ağaçların müzik sesi var sadece.. Yaprakların arasında değişik renkte çekirgeler var ama zaten sen görünce hemen kaçıyolar.. 

Her renk var, her his, her ferahlık var.. Bu içinde koşturup durduğumuz düzenin ne alaka olduğunu sordurtan her soru var.. Seneler önce daha gofret varken hepberaber kaz dağlarında bi yürüyüşe çıkmıştık, o da harikaydı.. Bi kere gofret vardı zaten :) Minik cüce köpişkomuz, bebeğimiz.. Şelaleler, dev ağaç kovukları, kardelenler.. Değişik bi atmosferi vardı oranın, masallardaki gibi.. Teyzemler de vardı. Teyzem çok tatlıdır benim, değişik bi gözle görür dünyayı özellikle de doğayı.. Demişti ki ''burda yanından geçtiğimiz her ağacın her taşın, her çiçeğin bi perisi var onu koruyan yanında olan.. Onlarda bizi izliyolar şimdi, ne diyolardır acaba bize?'' Hiç biliyomuydunuz bunu, yaaa :)

İşte böyle bişi bu sabah da vardı biz yürürken.. 

Orda yürürken bi de bakıyosun solda, üstünde 'BÜFE' yazan, ufak bi bina, önünde ekilmiş küçük bi alanda biberler, güller, düzensiz düzensiz bişiler bişiler ama belli sevilen, bakılan bi yer.. Yarısı plastik, yarısı ahşap masa sandalyeler.. Bi aile işletiyo sanırım orayı ama belli hepsi çok iyi, tertmiz insanlar.. Derken baktık masanın birinde boş türk kahvesi fincanları var, yaşasıııın, türk kahvesi var burdaaa :) Orda da 3 köpiş güneşleniyo, mest olmuşlar.. Onlar bakıyo onlara belli.. Bi de inanılmaz minnoşlukta bi gri kedi.. Bi british shorthair kedi hemde.. Minyon :) Allahııım, adı da 'hurma'ymış, onların kedisiymiş, ama nası tatlıı :)

Bi tur attık en son gölün etrafında, yine yine gelelim buraya diye diye döndük.. Ama tabi biz göle döndüğümüzde insan kitlesi tamamen değişmişti, dolmuşa doluşup gelen insanlar, son ses müzik açmış şahinler doğanlar, heryeri saran bi mangal kokusu, tüm piknik masaları dolmuş.. Saat 12yi geçmişti, tamaaam, hadi dönebiliriz artık dedik.. Dünyanın en minnoş tatlı pazar sabahlarından biriydi tam istediğim gibi.. Teşekkür ederim ❤️

Bu gibi zamanların sonunda hep hissettiğimiz gibi, aslında mutlu olduğumuz sevdiğimiz hayatın bu olduğunu, hayatın aslında ne güzel olduğunu, nası yenileyici olduğunu, enerjik zevkli olduğunu, sık ve düzenli aralıklarla şehirden uzaklaşmanın ne kadar iyi geldiğini, ihtiyacımız olduğunu düşündük bugün eve döndüğümüzde serhoşkomla.. Tüm günümüz güzel geçti sonra..

❤️❤️❤️


15 Ekim 2014 Çarşamba

geldiiiiiim :)



Geçen hafta evrenimde bi kaçak vardı, bi kara delik, bende içine kaçmış olabilirim hatta.. 

Zaman ve yer kavramım kalmamıştı. Bi şekilde toparlanamamaya ve üzgün olmaya programlanmış gibiydim. Bütün negatifliklerle ve aksiliklerle tam olarak aynı enerjide olduğum için tek tek yaşadım hepsini :P Hala düşündüğümde o burukluğu hissediyorum kalbimde, üzüntü hissettiğim her dakikama hak veriyorum ama hayat da bu işte, böyle. Umurunda da diil pek böyle şeyler. Hayat ve zaman doktorlar gibi aynı. Ellerinde diil, öyle olmak zorundalar başa çıkamazlar yoksa o yüzden hiç duygusal diiller, empati yapmakla uğraşmıyolar ve bi şekilde dedikleri gibi oluyo. Sen yine iyi oluyosun. Bizim fazlasıyla umurumuzda tüm detaylarıyla yaşadıklarımız ama onların pek diil.

Tüm o yaşadıklarımızla oluşmaya devam ediyoruz. Yaşlanmıyoruz yada eskimiyoruz, kendimiz olmaya doğru yaklaşıyoruz. Üzüntülü şeylere direndiğimiz kadar acıklı, hayata teslim olup kendimizi geliştirdiğimiz kadar hafif, olanlarla uğraşıp eleştirdiğimiz kadar aksi, gülümsediğimiz kadar dingin tipler olup çıkıcaz burdan :)

En üzüldüğüm akşam; Louise L. Hay'in Düşüncenin İyileştirici Gücü'nü aldım elime rasgele bi sayfa açtım. (İnandığım kitapların ihtiyacım olduğunda okumam gereken sözlerin yazılı olduğu sayfayı açtığını biliyorum, bunu daha orta okul yaşlarımda öğrenmiştim. ) İçinde olduğum durumla ilgiliydi sayfa, hissettiğim ve yanlış yaptığım şeyler herbir satırda yazıyodu, yazanları dinledim. Serhata da okudum. Zaman aldı tabi ama uyguladım da.

Bloglovin'de dolaştım biraz. Bikaç yazı okudum.. Weheartit'de dolaştım bikaç resim heartladım :) Serhata sarıldım bol bol.. Zor zamanlar için ayırdığım tüm kitaplarımdan birer sayfa kurcaladım. Kalın kalın çoraplarla dolaştım evde :)

Teleskopu kurcaladık bi gece; Fatmanur Teyze de geldi onikiye kadar hiç yıldız görünmeyen o mıymıy gökyüzünde (hiç kızmasın mıymıy diyorum diye o gece öyleydi) iki yeni yıldız keşfettik; Ancha ve Altarius. Onları teleskopa tanımlayıp neptün ve uranüse baktık.. Ay'ı bekledik ama gelmedi bi türlü.. Astronomi.. Yeni bi dünyamız var artık. 

Teapota geri döndüm, orası bi çeşit terapi gibi hayatımda. Tüm zorluklarına, tüm eksiklerine rağmen orası gerçek bi wonderland. Orda çay partileri, durmuş saatler, üstünde 'eat me', 'drink me' yazan sihirli şeyler, rabbit hole'lar.. Minik cüceler, devler.. Herşeyi var oranın. Hayallerinle sınırlı, sihirli bi değnek orası.. 

Bi de ne öğrendim zorla biliyomuyum :) Madem burda kendi kendime yazıyorum, kendi kendime hitap edeyim :) 

Hiçbişeyi aşırı ama aşırı derecede isteme, olunca da aşırı ama aşırı derecede sevinme nihoşko. Abart tamam, bu huyun, ama aşırı derecede yapma. Nazar değdi falan derim bazen ben de ama laf olsun diye alışkanlıktan, inandığımdan diil. Nazar ancak nazarla aynı frekansta atan yüreklere değer, korkmuyorum nazardan. Evrende hiçbişey o kadar rasgele değişebilicek basitlikte diil, rasgele basit bişey nazar. Herşey bu kadar sihirli bi dizilimdeyken, saf ve güzel bişeye nazar değemez. Buna müsade edilceğini sanmıyorum.

Ne olursan ol hayat, biraz dinlenip yine gelivericem yanına hemde yalnız diil, tüm sevdiğim kişilerle tüm sevdiğim şeylerle, içimdeki sesimi de alıp, tüm beğendiklerimle, seçtiklerimle, duydup sevdiklerimle, okuyup öğrendiklerimle gelicem tam da burda durucam.

Bu kadar yüksekte hemde :) eeen güzel yerde :)

8 Ekim 2014 Çarşamba

Mucizeler hep de tatlı tatlı giysiler giymiyo...


Kalp atışı; kalp atışı işte..

Minicik de olsa kocaman da olsa kalp atışı.. İşin içine bi minik, bi yürek girince hemen peşinden hayaller, umutlar, planlar, komiklikler, duygusallıklar, fedakarlıklar giriyo. Hele de çok istenen çok beklenen bi minik kalpse tarif edilemeyebiliyo hissedilen.. Tanımadan özlüyosun, sabredemiyosun.

Hayat da bu sırada mucizelerle dolu ama..

Her seferinde de anlayabildiğimiz mucizeler olmuyo. Sen daha başına gelişinin mucizesinin sihirindeyken bitişindeki mucizeyi kavrayamıyosun işte, algılaman her seferinde mümkün olmuyo. Ama aslında hayat çok sihirli, sadece yaratmakla kalmıyo, daha minicik bi kalpken onu besliyo, büyütüyo, onu gözlemliyo ve sorular soruyo ona;

''Burası sıradan biyer değil. Sihirli ve sınırsız. Herşeye göğüs germeye hazır mısın? İyilikler kadar kötülükler de var. Güzellikler kadar çirkinlikler. Sevinçler de var büyük üzüntüler de.. Güven de var, tehlike de.. Sağlıklı olman lazım, dayanıklı, güçlü.. Sabırlı, sakin.. Zorlandığın günler olucak, dik durman lazım.. Bu minik kalbinde taşıman lazım tüm bunları, hazır mısın?''

Buna cevap vermek her zaman kolay değil. Ama güzel yürekler, temiz kalpler yalan söyleyemez. Tutamıcağı sözler veremez. Böyle zamanlarda sessizce gider bazen.

Mucizeler hep tatlı tatlı giysiler giymiyo işte. İçindeki mucizeyi göremiyebiliyosun üstündeki başındaki tozdan.. 

Ben hiç farkına varmadan hayat tüm sihiriyle, evren tüm gizemli dizilimleriyle sessizce bi anlaşma imzalamış minik kalple, gitmiş, ben hiç hissetmemişim, hiç ruhum bile duymamış.. İçimde garip bi boşluk kalmış sadece tüm koruma içgüdümle.. Birinden herşeyin yolunda olduğunu duyma ihtiyacım ve ben başbaşa kalmışız. Bayramda  ben 'baba ya, hadi hastaneye gidip bi ultrasonla baksak ya' demişim. O da 'tamam' demiş.

Zaman alıyo işte nede olsa insanın başına geleni kavrayabilmesi. Hayat mucizelerle dolu. Hayat kadar insanın vucüdu da sihirli. Biz hiç korkmayalım hiçbişeyden, öyle bi pusula var ki içimizde doğruyu koşulsuzca gösteren. O pusula şaşmıyo hiç bizaman. Kendimize o kadar güvenelim ki her zaman, çünkü aslında yaratılışımız doğruyla yanlışı o kadar güzel ayırıyo ki. Gerçekle gerçek olmayanı, güçlüyle dayanamıyacak olanı.. Bi bu iç pusulamız bi de sevgi bizim yol göstericilerimiz.

Başına gelen her zorlukta sevdiğinle daha bağlanıyosun birbirine. Ben bazen düşünürüm kendi kendime ben serhatı nasıl bu kadar çok seviyorum, acaba önceki hayatımdan kalma bişeymi bu. Bunun bi öncesi olması lazım, bu kadar yılın eseri diil bu eskisi de var sanki gibi gelir hep :)
Bazen de; biz birlikte çok güzel bi hayat yaşıyoruz ama çok da büyük üzüntüleri çok paylaştık. Hep daha sıkı sarıldık birbirimize, güç verdik.. İşte bugünler de de biraz öyle, daha çok seviyorum onu. Daha çok ihtiyaç duyuyorum ve daha çok hissediyorum yanımda olduğunu. Işığım o...

Sinoşkom, zeynoşko, annem, babam da, yalçın, efeler de, kayhan abi de, kızlar, arkadaşlar.. 

Önceki yazımda da şöyle yazmıştım; yine tüm kalbimle katılıyorum ve aynı bitiriyorum yazımı..

Mucizeler olur..
Her dakika, her saniye, her an mucizeler olur..
Olmaz sandığımız herşey oluyo hayatta. Biz de genelde şapşal gibi "bildiğimizi" sanarız ama bilmiyoruz, çok tatlıyız o yüzden hepimiz belkide. 'Olur olur' deriz; olmaz, 'yok ya olmaz' deriz; olur.. Hiç de bozuntuya vermeyiz :)

❤️❤️❤️


30 Eylül 2014 Salı

Mucizeler olur..

 

Her dakika, her saniye, her an mucizeler olur..

 

Olmaz sandığımız herşey oluyo hayatta. Biz de genelde şapşal gibi "bildiğimizi" sanarız ama bilmiyoruz, çok tatlıyız o yüzden hepimiz belkide. 'Olur olur' deriz; olmaz, 'yok ya olmaz' deriz; olur.. Hiç de bozuntuya vermeyiz :)

 

Ah..

 

Mucizeler mucizeler.. O kadar çok seviyorum ki varolmakla ilgili herşeyi bu aralar.. Hayat ne kadar güzel hayat ne kadar güzel.. O gittiğimiz gecedeki kapıda misafirleri karşılayan kafasında ışıktan şapka olan uzuuun tahtalara basan uzun kızın kollarıyla yaptığı gibi uçuş uçuş sanki içinden geçtiğim heryer.. Öyle bi vals müzik çalıyo arkada hep ❤️

 

Bi minicik hayal kurup minicik bi dilek tutunca, senin için kocaman olan, gerçek oluverir ve hayatın değişir dimi.. Gerçek olunca yeniden bütün evrenin bi parçası olursun, sonsuz bişeyin bi minicik atomusun yine.. Tüm çekim kuvvetinle yörüngendesin, titreşip dururken bulursun kendini işte :) Evrensin o minicik atom halinle.. O tanıdık bildik güven duygusu, bütünü hissetmek. Doğru yolda olduğunu hissettiğin, sevildiğinden emin olduğun, yalnız olmadığını bildiğin yer..

 

Çok inanılmaz bi harikalar diyarı olduğuna katılıyorum hayatın, kimse beni inandıramaz sıkılınabileceğine, yada heyecanlanılamayacağına.. İşte o zaman derim ki 'sen gözlerini açıp bi etrafına bakarmısın'.. Ama bi gerçekten bakarmısın.. 7 milyar kişi mi yaşıyomuşuz hepberaber bu dünyada, 7 milyar farklı 'dünya'.. Hepimizinki bambaşka.. O yüzden de sırf sıkılamayabilirsin zaten, en yakınlarınınkine misafir olman yeterli.. Birine aşık olman yeter, anneni anlamaya çalışman yeter, babanın çocukluğunu dinlemen yeter, sevdiklerinin hayallerini dinlemen yeter.. Herkes kendi kurgusunu yaşıyo. Delirmiş bi güç var elimizde hepimizin. Öyle kuvvetli ki.

 

Yaratma gücümüz var. Oldurabiliyoruz. Ellerimizle sevdiğimize dokunup enerji verebiliyoruz ona. Minicik bi bebeği, daha hiç hayatı bilmeyen, komiklik de ne bilmeyen bi bebeği güldürebiliyoruz :) Bi kediyi mırlatabiliyoruz. Güç verebiliyoruz. Çözüm buluyoruz. Hayalgücümüz sınırsız.

 

Bence daha ne olabilir ki..

 

Mucizeler hep olur..

 

4 Eylül 2014 Perşembe

Bu yaz ❤️



Ne işler ne işler..

Hiçbişeyi olduğu gibi kabullenmek zorunda değiliz. Çünkü bazı şeyler sadece yıllardır öyle diye öyle. Ve biz öyle olması en uygunu sandığımız için 'öyle'liklerini sürdürüyoruz o şeylerin, hem de bazen sevmesek bile.  Diyoruz ki 'neyse, ellemiyim şimdi, düzenini bozmıyım' 'vardır bi bildikleri' 'bide olmazsa şimdi benim yaptığım'..

Kalıplara sığmayı ne güzel öğrenmişiz, 'oh ne rahat' sandırtmışlar bize.. Risksiz, hatasız, minimum macerayla.. Zaten uygulanmış, çuvallanılmamış yöntemler ama aynı zamanda az heycanlanılmış, az kalp atışıyla yaşanmış..

Karar veremiyoruz bile bazen, hep karar verilmiş konular var ortada çünkü, başarısızlığa uğramaktansa az istediğimizi seçiyoruz, çok istediğimiz iyi olmazsa ihtimali yüzünden..  O ne istediğini bilmek belkide en önemlisi, kendine güvenle ilgili.. Kendini sevmekle de.. (Her konuyu ama her konuyu 'sevme'ye bağlayabilirim:)

Neyse..

Aslında bahsetmek istediğim; bu aralar daha önce kimseden de duymadığımız, kimsede de görmediğimiz minik bıdıklıklar peşindeyiz.. Televizyonu iptal ettik, hiçbi kanal çıkmıyo artık :) Sadece bi film, bi belgesel, bi maç izlemek istediğimizde bilgisayarı tvye bağlayabiliyoruz. Arka balkonu kapattık. Yerlerini beyaz ahşap kaplattık. Camlarına ahşap jaluzi yaptırdık. Kendimiz bi raf sistemi alıp, kapak takıp boyadık. Duvarları badana yaptık.. Klimanın motorunu paneller alıp kapattık hava alabileceği şekilde.. Dekopajla kendimiz kestik ama hep, su bazlı boyalarla kendimiz boyadık.. Alaçatının en iyi antikacısına (eskici mehmet) ham ahşaptan çalışma masası siparişi verdik.. Bide teleskop aldık ✌️ 
Tüm bunların hiçbiri en mantıklısı diildi, en bilindik yöntem de diildi.. Kimseden görüpte bulmadık. O yüzden o kadar güzel oldu ki ☺️

Daha bitmedi ama.. Masa bi hafta sonra hazır olucak, koltukları kaplatmamız lazım bi ara, aydınlatma kısmı da eksik daha.. 


Bu fotoğrafı baya iphonela teleskopun göz merceğinden kendim çektim.. Yeni bi yaşam alanı ve keşfedicek yeni bi evren yarattık kendimize.. 

Olduğu gibi kabullenseydik en basitinden ev yaşamımızı, önümüzdeki günler belki arka balkon eski hafif dağınık haliyle sadece bi balkon olarak kalıcaktı ve biz L koltukta akşamları dizi izlicektik.. 

Bundan bahsediyorum. 

Benim en sevdiğim mevsim hep yaz. 

Kavrulsam da pişsem de yaz. 

Her yaz hayatımın değiştiğine inanıyorum. Bu yaz da biz yaşamımızı genişlettik sanki serhatla, daha derin nefes alıp daha uzağı görüyo gibiyiz, daha çok ses duyup daha çok rengi ayırdedebiliyoruz. Sevme şeklimiz değişti hayatı gibi. Sessizliğimiz değişti. Konularımız değişti, bu sene sanki büyümedik de ruhumuzun çocuk olmasına izin verdik ❤️


29 Ağustos 2014 Cuma

Teleskop alalım mesela :)


     


"Tüm evren ile bağlantımızı anladığımız “varlık” noktasına vardığımızda, var olan her şeyin bünyesinde ki sevgiyi, tanrısallığı gördüğümüzde, ışığın farkına varıp, ışıkla bir olduğumuzda ve birlik bilincine ulaştığımızda şuurumuz auranın altıncı düzeyine ulaşmıştır demektir. Göksel beden altıncı katmandır. Burası ruhsal coşkuyu ve etkiyi hissettiğimiz alandır."

Daha okurken bile insan farklı hissetmiyo mu? Kendini böyle hissetmek gibi bişey de var.. Bunlarla ilgili okumak, saatlerce konuşmak keşfetmek de var..

Tabi biriyleyken, canını sıkan bişeyi uzun uzun anlatmak, içini dökmek için olmuş bişileri bidaha bidaha yaşayıp en ince detaylarıyla konuşmak, bişeylere takılıp kalıp hep onlardan bahsetmek yada onlarca yıldır geçip gitmiş olan ve çok da basitçe yine geçip gidicek olan siyasetçiler ve yalan dünyaları hakkında tartışmak da tercih tabi :)

ay ama yok teşekkür ederim ben almıyım.

Bi an dinliyorum, katılıyorum ama çok geçmeden her seferinde aynı şeyi hissediyorum tüm hücrelerimin bıdık minnoş çekirdeklerinde hatta kofullarında  :)  ya sıkılıyorum, siyasetten de futboldan da herhangi bir fanatizimden, taraf tutmaktan, yargıdan, eleştiriden.. Ya hiç mi yapmıyorum, yapıyorum.. En basitinden bi müşterim güzelim bi yasemin incileri çayının yanında tatlı isteyince bile hemen çat diye beynimde ' yaaa onun yanında o istenir mi yaaa' diyip geçiyorum yada en alakasız biri için 'ya onunla o giyilirmi ıyy'..

Ohooo bunlarla dolu beynim :) önyargıya da eleştiriye de sahipim ne yazık ki.. Ama neyse ki iz miktarlarda :)

Ama hiç kimse ama hiçbirkimse benim bi dertten 10 dk.dan fazla neden sıkıntı duyduğumu anlattığımı duymamıştır.. Şikayet etmem ki hiç, bununla övündüğümden marifetten saydığımdan değil; sevmediğimden. Sevmiyorum.

Çözüm bulmayı seviyorum, üretmeyi seviyorum. Yaratmayı seviyorum. Sorunu bulmayı seviyorum. Ama ondan şikayet etmeyi sevmiyorum, o yüzden de önce kendim etmiyorum. Faydasız buluyorum. İçini dökmek diye bişey var mı emin değilim. İçini dökmek mi içini şişirmek mi bilmiyorum. Gerçekten de emin değilim. İçini sorunları çözerek dökebilirsin, sakız gibi aynı şeyden şikayet ederek değil. Öyle zamanlarda evrenle bağlantımızı koparıyoruzdur heralde.. Onun yaratıcı gücüne kapatıyoruz kanallarımızı. Unutuyoruz orda, heryerde olduğunu.

Miniciğiz, sorunların hepsi herbiri de minicik. Geçici ve minicik. Sağlık en önemlisi ve onuda bozan kendi minicik beyinlerimiz ve beyinlerimizin yarattığı blokajlar, sınırlar.. Evet, Beyinlerimiz minicik bence, kocaman bişey varsa sahip olduğumuz o da yüreklerimiz.. Beyin, zihin; bunlardan faydalanabiliriz sadece. Ama yürekten faydalanamazsın. Yürekle işbirliği yapmadan herhangi bi başarı elde edilebileceğine inanmıyorum hayatımızda. Bize iç huzur ve mutluluk getiren bişey başarıdır sadece. Kazanılan yada geçilen aşamalar değil.

Orda dışarda bi evren var, varoluş var, yüzyıllar var yaşanmışlıklarla dolu, bide minicik insan ömürleri var. Hepsi kendi dönemlerindeki sorunlarda boğulmuş, kimisi hiç hissetmemiş varoluşu, korkularla yaşamış çocuklarını öyle büyütmüş, onlar kendi çocuklarını, onlar da kendi çocuklarını.. Ama hepsinin ömürleri minicikmiş. Onlar gelip gitmiş. Dönemler geçip değişmiş, evren kanunlarıyla hep dengelemiş herşeyi.. Kötülük ve acı hep orda biyerde varmış, onun ötesinde de sevgi, ışık hep varmış.

Mesela tüm o zamanlarda da tam şu anda da satürnün etrafında gaz fırtınaları çakan şimşekler var, o minik taşlar etrafında dönüp duruyo. Dışarda delilercesine yıldız kümeleri, derin bi sessizlik, sonsuzluk, bi varoluş var.. Bunları düşünmek bi meditasyon.. Bunları hissedince etrafındaki minik sorunlara teleskopun tersinden bakabiliyosun..

Haftasonu selimiyeye gittik, bi tanecik gece orda uyuyup ertesi gün dönmek için kaçtık resmek evden :) tüm gün dinlendik hiçbişey yapmayarak, gece de bi şezlonga uzandık.. Bunu daha önce de yaptık, mesela sadece bi gece için kabak koyuna gittik.. Orda bitek şey yapabilirsin. Doğayla başbaşa kalabilirsin.. O kadar.. Şehirdeyken sadece spiritüel olarak değil fiziksel olarak da karmaşanın merkezindeyiz, o yıldızlar kendini gösteremiyo bize biz evminizin balkonundayken.. Ne kadar parlasa da göstermiyo kendini.. Selimiye de samanyolu sereserpe ordaydı.. Burda hepitopu 6-7 tane kocaman parlak yıldız bulabiliyosak, orda sayamıyosun ki gökyüzü yıldızdan zaten.. Özlüyoruz dimi aslında hep orda olan bişeyi görememekten. Diğer çok şey gibi.

Ve sonuç..

Hayatlarımızdaki durumlardan şikayet etmeyi bırakıp sevmiyosak sonlandırıp, seviyosak da sevgiyle kabullenelim. Basit düşünelim. Basite alalım.

Teleskop alalım mesela :) Belki de herkesin evinde bi teleskop olmaması deliliktir. Orda öylece duran bi evren varken bizim ona bakmamamız gerçek bi deliliktir belki de.. (Bu kısım pek yakında bişiler bıdı bıdı)

Haftasonu için de olsa şehirden uzaklaşalım. Maddi bahaneler üretmeyelim, gereksiz şeylere para ve enerji harcamayalım, bunlara ayırabilelim. O kadarını hakedelim.

Evrene uyum gösterelim. Sevelim. Herşeyi sevebilelim.
Sevmekle çoğaldığını görelim hayatın ❤️

15 Ağustos 2014 Cuma

Alle Farben - She Moves (Far Away) feat. Graham Candy (Street Video)



bayıldııııım 

Alle Farben /She Moves
Far away, far away, in a land where the sun will never rise
far away, far away, in a place with marmalade skies
far away, far away, in a land where the sun will hide its eyes
far away, far away, in a place with marmalade skies.

All alone she moves  into a broken paradise surrounded by the coloured lights
on and on she moves into a paradise, without day and without night

Carry on, carry on, deeper into the rabbit hole
carry on, carry on, until you reach the hallway made of gold

All alone she moves into a broken paradise surrounded by the coloured lights
on and on she moves into a paradise, without day and without night

All alone she moves into a broken paradise surrounded by the coloured lights
on and on she moves into a paradise, without day and without night

8 Ağustos 2014 Cuma

Ya siz de öylesiniz dimi, bitek ben diilim..



Düzensiz aralıklarla genelde minnoş minnoş takılan ruhum isyanlar başlatıp başkaldırıyo bana, hemde kendime; zaten çok da sıradan olmayan hemde hayalimdeki olan iş hayatıma, hayat tarzıma, giyim tarzıma, herşeyime ya herşeyime.. Ne diller döküyorum;  ’ya herşey yolunda ki, sen neden şimdi böyle y..’ derken daha hop tıkıveriyo lafı ağzıma, tersliyo bi anda kalıveriyorum öyle. 

Her gün birbirine benzemeye başlıyomuş, ne yaratmışım en son çok ilham verici olan, hani nerdeymiş o bıcır bıcır halim.. Üstüme geliyo. Ne yapmalıyım öyle zamanlarda bilmiyorum. Haklı mı haksız mı ayırd bile edemeyebiliyorum. Dünde serhoşkoyla selçuğun yanına uğradık, konu buydu. Neden mutlu olunmuyo bi türlü, insan ne istiyo sorunsalı.

Şimdi çok kişiden duyduğum Metin Hara / YOL’u okuyorum. Çok ayrı ayrı yerlerde bu kitap çıktı hep karşıma en son da Lale Abla’nın (onun kitap zevkine güvenim son noktada, neyi oku dese okurum) ‘nihan oku bak hayatın değişicek’ demesiyle tamamdım ben artık, o kitap alınıcaktı ve okunacaktı :) Nitekim daha en başında kitap beni ele geçirdi ve dört bi yanımı sardı.
Şimdi de kafam karmakarışık, 

Tüm o soruların yanıtı var biliyorum, içimizde. Biz kaçıyoruz bazen, geçiştiriyoruz, erteliyoruz bu isyanları. Ama biliyorum her ruh başladırısında bi işaret var aslında görmemiz gereken, hepsi bişeyin zamanı geldiğinde oluyo. Biz bi yerden yanlış tarafa dönüyoruz bazen farketmeden ve baya da yol alıyoruz, hissedince doğru olmadığını da geri dönmeye üşeniyoruz o kadar yolu geldik nası olsa diye, daha radikal olabilmemiz lazım. Daha cesur, daha renkli, daha çok kendi kendimizi şaşırtmamız lazım. Bazen de masadan bi anda kalkıp ‘oldu ben kaçtıım’ deyip çok da açıklama yapmaya uğraşmadan aslında olmak istediğimiz yere gitmemiz lazım. Neden tıkılıp kalıyoruz bilmiyorum. ‘-ruz’ değil yani ‘-rum’. Benim meselem bu, tıkılıp kalıyorum. Kabul ediyorum, her zaman savunduğum ‘teslimiyet’le ‘kabul etmeyi karıştırıyorum. Güven duygusuyla yaşamıma teslim olmakla, şapşal düzeni olduğu gibi kabul etmek arasında kocaman bi vadi var. 

Nihoşko.

Diyeceklerim şimdilik bu kadar, ne yap yap da şu yeşil ışık topları meselesini çöz kitaptaki. 

❤❤❤


1 Ağustos 2014 Cuma

…ne tatlı yerler var ❤


Hep yaz tatili muhabbetlerinde Kaş’a ille git ille git derlerdi de öyle kalırdı..



Yaaaa biz bu yaz iznimizde hadi dedik bu sefer Kaş’a bi uğrayalım.. 

Ama bu kadar mı olur, bu kadar tatlılık nasıl olabilir.. Resmen heyecanlanıyorum yazarken nerden başlıcağımı hiç bilemiyorum. Sesler, kokular geliyo aklıma :) Hep bi gülümseme hali yerleşiyo yüzüme.. Biz uğradık ve bi parçamızı bıraktık, ilk fırsatta kaçalım buraya diye söz verdik :)

Şimdi.

Hani alaçatıya öööyle aşığıyım ya, ‘ilham kaynağı’ derim oraya hep ama hayatta yazın kalabalığında da gitmem.. O kalabalıkta alaçatıyı göremezsin gidince zaten, ya yaz öncesi ya yaz sonrası minik dozlarda alınınca güzel.. Çünkü fena bi bıdık mikrop bence alaçatı, kapanlar bilir :) Ödüm kopmuştu serhat alaçatıyı artık sevmicek sıkılcak diye teapotu orda toplarken o yaz.. 

                   
image

Kaş tam bir minnoş, o sevdiğim hayat tarzı kokulu ara sokakları, rengarenk kaliteli dükkanları, hepsi ayrı bi tarz sahibi dükkan sahipleri..

                      image
Etrafındaki efsane koyları, caretta carettaları, denizinin rengi, likya kalıntıları, tarihi, mitoloji mitoloji esen rüzgarı.. Biz dalmadık ama scuba divingi, paraşütü.. 

Biz ilk gittik.. Daracık sokağın birine girdik, heryerde kediler acaip keyif yapıyo mama kapları su kapları var.. Bi evin kocaman antika kapısında masmavi gözlü bi siyam kedisi dışarıyı izliyo.. Ordada panda desenli anne kedi 3-4 yavrusuyla oynuyo..
image

Ayyyy Allahıııııım dedim sevicem bunlarııııı duuur.. Sonra baktık siyam kedisinin bahçesi aslında bi cafeymiş.. Tamda alaçatıyı sevme sebebim olan bu keşfetme duygusuyla ‘hadi dedim gel oturalııım’  Daha da yeni geldik azcık gezelim istiyoruz bi yandan ama ya bulamazsak burayı bidaha diye de tırsıyorum, ordaki bi kadın güldü bize.. ‘zaten sadece 2 sokak var burda’ dedi :)

Harbiden de resmen iki paralel sokak ve aralarındaki minik sokaklar var..

                        image

Biz Kuytu Köşe'de kaldık.. Zaten aslında Kaş'a da ilk tam onun köşesinde olan Kuytu'da vurulmuştuk :) Hiç bilmeden de orda yer ayarlamışız kendimize :) Her ikisinin sahipleri de ortakmış zaten.. Aşırı derecede tavsiye ederim ❤  Zaten o kadar sevimliler ki, sanki eski bi arkadaşınızın kaşta oteli ve cafesi varmış da yanına uğramışsınız gibi hissediyosunuz.. Onlar direk yönlendiriyo zaten napmalı nerelere gitmeli diye.. Onların yönlendirmesiyle tekne turuna çıktık mesela, Mavi kaş'la.. Tüm o caretta carettaları o zaman gördük, likyalıların antik batık kentlerini o zaman gördük, ben kendimi likyalı bi prenses zannetmeye orda başladım :) Korsan mağaraları, denizin içine kadar inen merdivenler, kaleler.. Allahım rüya gibiydin Kaş ya.. 3 gece kaldık..

image

Dönerken de Xsanthos’a uğradık.. Likyanın başkenti.. Orası da sihirli antik yerlerden birisi, Likyalıları hiç öyel detaylı bilmezdim ben merak da etmezdim. Hatta ilk duyduğumda ukala ukala ‘kimdi onlar ilk parayı bulanlar dimi’ demiştim, Lidyalılar buldu halbuki.. Likyalıların çok farklı hatta üzücü bir tarihleri var.. En sonunda anadoludaki beyliklere karışmışlar, bazılarımız da likyalıyız yani :) 

Dünya kadar resim çektim, yazılar biriktirdim, ilham topladım.. Tatil deyince biraz hippielik, biraz sihir, biraz doğa, biraz gökyüzü arıyoruz bi serhoşkomla. Şimdiye kadar Kabak’ta bulmuştuk, takılıp kalmıştık oraya.. Likya yolu oralardan başlayıp 500 küsür km sahilden güneye devam ediyo.. Bi likyalılık var galiba bizde de çözemedim :)
Bazen bıdık tesadüfler birbirini kovalıyosa anlarsın ki doğru yoldasın ve onlar aslında tesadüf değil.. O zaman içindeki ses mutluluktan bayılıcak gibi olur, herşey başka renkte, başka tadta, başka seste olur.. Koskoca tatil kasabası sen gelmeden önce aralarında koşuşturmuş durmuş her minik detayı senin sevdiğin yere koymuş, sen mutlu ol diye öyle yapmıştır  ve sen buna adın gibi eminsindir :) O yaz tatili bi film, sen başrol oyuncusu, arka fon müziği senin en son favori şarkındır..

Bu yaz İlk o Kaş’a keşfe gittiğimiz gün serhat kaputaş’ın merdivenlerinde ”in pursuit of magic” yazısını göstermişti bana.. Herkes de görüyo zaten gizli bi yazı diil ama çok tanıdık.. Çok bıdık..

Bunlar benim bıdık hayatımın özeti gibi;

Serhat benim sihir göstericim ❤

Sihir benim peşinde olduğum ❤


22 Temmuz 2014 Salı

Yoga moga meditasyon meydan okuması ❤️❤️❤️

Youtube’a güne başlama meditasyonu yaz bak.

Çıkan bi video var.. Ben bu videoyu 2010da keşfetmiştim. Video dediğim ses. Teapotun ilk zamanlarında otobüste sabah bunu dinleyerek işe geliyodum. Sonra ara verdim sonra yine dinlemeye başladım. Sonra yine yine. Ama müziklerimde hep var sonuçta. Ve o ses bi yerinde diyo ki;

"İlk önce yapman gereken iki şey var; enerjini doğru biçimde kullan ve düşünce biçimini değiştir."

Bi insanın hayatı boyunca alabileceği en iyi 10 öğüt diye bişi olsa mesela birinin kesinlikle bu olması lazım diil mi. Niye bunu yapamıyoruz biz? Çünkü kabul edelim, hayat bazen biraz kırıcı ve resmen kötü kalpli. Bu da bizi bi yerde fena yıldırıyo. Bi yerde haksızlığa uğradığını damarlarında hissettiriyo. Bi yerde de azcık hasta olduysan (yada sevdiğin biri hasta olduysa) senden düşük enerjilisi yok. O zaman çıkıp ‘beeen enerjimi doğru biçimde kullanıcam’ diyemiyosun işte. Yani ben daha diyemedim. Ama öyle! Bu bi doğru! Bunu öğrenmek için mi burdayız acaba diyorum bazen. Çünkü dönüp dolaşıp olan bu.

Ve düşünce biçimi!

Bişeyler yaşıyıp yaşıyıp beynimize yorumlayıp bi hayat kuruyoruz ilerde anlatıcağımız, yada hatırlayacağımız. Hemen yanımızdakiyle tıpatıp aynı şeyi yaşıyoruz bazen ama ertesi gün onun için dün bambaşka, senin için bambaşka oluyo. Aynı gün aynı yerde aynı olayı yaşıyosun ama aslında başka hayatlar biriktiriyosun çünkü sen başka yorumluyosun kafanda o başka. Çünkü düşünce biçimlerimiz apayrı! Yani sadece düşünce biçimimizi iyileştirerek hayatımızı iyileştirebiliriz aslında. Bak.

Bunun bir bıdık örneği serhat. Ben onun düşünce biçimiyle neler yarattığını en ön sıradan izliyorum. Gerçekten gözüm üstünde. (Seviyorum ulen onu ❤️) Ona ayrı aşığım düşünce biçimine ayrı. Kendi düşünce biçimimi de çok seviyorum, biraz efekt uygulanmış olabilir tabi benimkine, parlaklıkları arttırılmış, gölgeleri azaltılmış, süslenmiş olabilir ama çok seviyorum ❤️ Kendim ayarlıyorum sonuçta :) Serhatın ki daha çok yaradılışında programlanmış gibi, efekt mefek uygulancak gibi diil pek, yazılımı dizilimi öyle sanki.. Neden öyle diyorum, çünkü bilinçaltından düşünüyo, anlık.. Mesela ben odaklanıyorum, zihnimde kırpıp biçiyorum, çok kendi kendime oynuyorum olanlarla.. Kararlar ilan ediyorum, seviyorum sevmiyorum dışlıyorum yada abartıyorum beni mutlu etme derecesine göre.. Serhat direk hep biliyo sanki gidişatı.. Yada benim oturduğum yerden öyle görünüyo bilmiyorum.

Bazen biraz kendine meydan okumak güzel, zorlamak bildiklerini. Uyguladıklarını sınamak, foyanı meydan çıkarmak. Mesela güneşi selamlama hareketleri var yogada. Googlea sun salutation yazınca çıkıyo, çok da basit. 5-6 kere tekrarlıyosun..

Neden bunu her sabah yapmıyorum bildiğim halde, seviyorumda yapmayı.. Yada neden tam yatmadan önce 10 dakikacık meditasyon yapmıyorum.

"İlk önce yapman gereken iki şey var; enerjini doğru biçimde kullan ve düşünce biçimini değiştir."

Nihoşko!

Bıdı bıdı bıdı yazması, okuması, konuşması kolay! ‘Six packs six week’ vardı bi zamanlar, bir ay diye iddiaya girmiştik 11 gün sonra örtbas ettim videoyu, matı da sokuşturdum biyerlere :))) Gerçi resmen bi başlangıç oldu o video o günler, şekeri bıraktım, o zamandan beri sade kahve sade çay içiyorum. Bişiye yaradı.
O video yorucuydu, öncesi ayrı yaparken ayrı sonrası ayrıydı.. Şimdi ‘sun salutation’ ve yatmadan önce meditasyon düellosuna davet ediyorum seni ❤️

Bakalım ‘sen’ misin ‘ben’ miyim ❤️ En iyi olmayan ihtimalle bu da başka güzel bişeylerin başlangıcı olucak gör bak..

P.S.


16 Temmuz 2014 Çarşamba

Bazen de herşey çok eğlenceli diil mi..

Yaa bilmiyorum yazın mı herşey bana çoook tatlı görünüyo, hep güneşli diye mi, aydınlıkta sıkıntılar gözle görülmüyo ondan mı.. Saçma olduklarını anlayıp bişilerin arkasına mı saklanıyolar ortadan kayboluyolar hepsi :)

Ruhum da tam yaz mevsiminde ❤️

Nasıl bazen hayat gıcık kategorisinde ‘bu aralar herşey üstüste geldi, hayat sen zorsun’ bıdı bıdı bıdıyı üşenmeden bir bir yazıyosam buraya şu anda sağlam bi ‘bu aralar hep tatlı şeyler üstüste geldi hayat sen ne minnoş şeysin yaaa’ yazısı yazmam lazım.

Cümlelerime nokta koyunca bi durup gülümsüyorum bu arada ben o dereceyim :) Bu muzip gülümsememi Mete’den öğrendim. Siz Mete’yi tanımazsınız daha. O beni ‘teyzuş’ mertebesine yükselten, kitaptaki küçük prens. Daha dünyada yeni :) 13 günlük, hatta -17 günlük diyebilirim çünkü 1 ay erken süpriz yaptı, çok mantıklı bi hareketti bence erken gelişi çünkü biz deliriyoduk koca bi ay nası beklicez diye. O bi bıdık olduğundan basit düşündü, ‘e, ben geliriiiiiim’ dedi :) şimdilerde de çok havalı erken geldiği için, pek minik ve sadece süt içip uyuyo. Ben mıncırınca bazen artist bi gülücük atıyo bazen de kendini beğenmiş büzüveriyo o alt dudağını ki işte o çok fena :)

Mete ❤️ 
Metemmm ❤️

Ah, iyi ki geldin minik aşkım..


Yaşam, her bir minicik detayı kurgular bıdık dizilimlerle bize süprizmiş gibi yapıverir alışıcaksın buna diyemem minnoşum, bu her seferinde hepimizi şok eder ve sen bunun gördüğüm enn tatlı örneğisin ❤️

Öyle bi zamanda öyle bi geldin işte çıkıp.. Mis kokulu minik teyzuşum benim ❤️

Biz sen doğduktan 72 saat sonra rahatlayabildik, sonra iznimizi kullandık iki hippimsi kovboya dönüştürdük kendimizi serhoşkomla haritada aşağı doğru indik 4x4 cip gibi bişeyle ( o vadiye inen yoldaki amca öyle dedi :) ağaçtan evlerde kaldık, sahili takip ettik aşağı doğru bi yeni harita daha aldık keşfetmek için, vadiden aşağı hippimsi olduğumuz kadar off roadumsu bişi yaptık, iki sefer tepenin arkasından ayın doğuşunu izledik kumların üstünde hemde.. Herşey değişmişti kabakta ama zihnimizdekiler çok güçlü olur gerçekten sevince o zaman hiçbişey bozamaz aklında olsun, öyle oldu bizimde ❤️

Ruhumuz çok kalp atışı ister, çok elinden sımsıkı tutmak ister, gözlerinin içine uzun uzun bak ister, güzel müzik dinlemeyi sever, tüm ciğerlerini doldurmak ister deriiin derin, durmanı ister zamanın peşinden koşmanı sevmez.. Bunları da hep farklı sorularla sorar bakalım cevabı gerçekten mi biliyosun diye.
İşte dedim ya bazen de herşey çok eğlencelidir.. Yaz mevsimi minnoştur.. Mete bi küçük prens, teyzesinin fındık burunlusudur ❤️


25 Haziran 2014 Çarşamba

Dikiş nakış işleri..



Bütün gece annanemin dantel perdelerinin boyunu dikiş makinamla kısalttım, ve perdelerin işi bittiğinde ortaya benim ne kadar antika olduğumu çıkarttım :) çünkü saat 11buçuktu ve ben eski yıllardaki siyah beyaz görüntülerdeki eski kadınlardan biriymişim gibi tavan yüksekliğinde uzuun uzuuun dantel perdenin uçlarını dikiş makinamda dikiyodum :) yani tabii ki ben bu işi çok havalı yapıyordum, müziğim açıktı ve pembe pijamalarım vardı ✌️ ama sonuçta sanki herkes zaten gece yarılarına kadar tabiki dikiş dantel falan uğraşırmış gibi çok normal bi işmiş gibi yapmam çok minnoş bi durumdu bence :) çünkü çok da normal bi iş diil benim beynime göre.

Hayatım çok sakin görünümlü bi deli, her hafta ama gerçekten her hafta bi süprizi var bana. Bende tüm deli maymun hayatımın tavırlarına rağmen bi huşu içindeyim :) danteller iplikler..

Hoşuma gitti bu halim, sonra ne garibim ya dedim.

Bu arada diktiklerime bakılırsa; kendimi dikiş konusunda bişey sanabilirim :)

Damacana kılıfı :)
3 yastık kılıfı (ama öyle dümdüz kare diil, vintage style:) salona )
Çuval kumaştan ucu dantelli runner (mutfak masasına)
Puf kılıfı (serpile)
Çeşitli boylarda incecik tülden nişan çantası için keseler ( bahara)
Küçük çuval keseler (teapota)
Dantel perde ucu kısaltması (annaneme)
Kot görünümlü kumaştan elbise. (Kendime :)