Ben Gıcıkken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ben Gıcıkken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2014 Çarşamba

Mucizeler hep de tatlı tatlı giysiler giymiyo...


Kalp atışı; kalp atışı işte..

Minicik de olsa kocaman da olsa kalp atışı.. İşin içine bi minik, bi yürek girince hemen peşinden hayaller, umutlar, planlar, komiklikler, duygusallıklar, fedakarlıklar giriyo. Hele de çok istenen çok beklenen bi minik kalpse tarif edilemeyebiliyo hissedilen.. Tanımadan özlüyosun, sabredemiyosun.

Hayat da bu sırada mucizelerle dolu ama..

Her seferinde de anlayabildiğimiz mucizeler olmuyo. Sen daha başına gelişinin mucizesinin sihirindeyken bitişindeki mucizeyi kavrayamıyosun işte, algılaman her seferinde mümkün olmuyo. Ama aslında hayat çok sihirli, sadece yaratmakla kalmıyo, daha minicik bi kalpken onu besliyo, büyütüyo, onu gözlemliyo ve sorular soruyo ona;

''Burası sıradan biyer değil. Sihirli ve sınırsız. Herşeye göğüs germeye hazır mısın? İyilikler kadar kötülükler de var. Güzellikler kadar çirkinlikler. Sevinçler de var büyük üzüntüler de.. Güven de var, tehlike de.. Sağlıklı olman lazım, dayanıklı, güçlü.. Sabırlı, sakin.. Zorlandığın günler olucak, dik durman lazım.. Bu minik kalbinde taşıman lazım tüm bunları, hazır mısın?''

Buna cevap vermek her zaman kolay değil. Ama güzel yürekler, temiz kalpler yalan söyleyemez. Tutamıcağı sözler veremez. Böyle zamanlarda sessizce gider bazen.

Mucizeler hep tatlı tatlı giysiler giymiyo işte. İçindeki mucizeyi göremiyebiliyosun üstündeki başındaki tozdan.. 

Ben hiç farkına varmadan hayat tüm sihiriyle, evren tüm gizemli dizilimleriyle sessizce bi anlaşma imzalamış minik kalple, gitmiş, ben hiç hissetmemişim, hiç ruhum bile duymamış.. İçimde garip bi boşluk kalmış sadece tüm koruma içgüdümle.. Birinden herşeyin yolunda olduğunu duyma ihtiyacım ve ben başbaşa kalmışız. Bayramda  ben 'baba ya, hadi hastaneye gidip bi ultrasonla baksak ya' demişim. O da 'tamam' demiş.

Zaman alıyo işte nede olsa insanın başına geleni kavrayabilmesi. Hayat mucizelerle dolu. Hayat kadar insanın vucüdu da sihirli. Biz hiç korkmayalım hiçbişeyden, öyle bi pusula var ki içimizde doğruyu koşulsuzca gösteren. O pusula şaşmıyo hiç bizaman. Kendimize o kadar güvenelim ki her zaman, çünkü aslında yaratılışımız doğruyla yanlışı o kadar güzel ayırıyo ki. Gerçekle gerçek olmayanı, güçlüyle dayanamıyacak olanı.. Bi bu iç pusulamız bi de sevgi bizim yol göstericilerimiz.

Başına gelen her zorlukta sevdiğinle daha bağlanıyosun birbirine. Ben bazen düşünürüm kendi kendime ben serhatı nasıl bu kadar çok seviyorum, acaba önceki hayatımdan kalma bişeymi bu. Bunun bi öncesi olması lazım, bu kadar yılın eseri diil bu eskisi de var sanki gibi gelir hep :)
Bazen de; biz birlikte çok güzel bi hayat yaşıyoruz ama çok da büyük üzüntüleri çok paylaştık. Hep daha sıkı sarıldık birbirimize, güç verdik.. İşte bugünler de de biraz öyle, daha çok seviyorum onu. Daha çok ihtiyaç duyuyorum ve daha çok hissediyorum yanımda olduğunu. Işığım o...

Sinoşkom, zeynoşko, annem, babam da, yalçın, efeler de, kayhan abi de, kızlar, arkadaşlar.. 

Önceki yazımda da şöyle yazmıştım; yine tüm kalbimle katılıyorum ve aynı bitiriyorum yazımı..

Mucizeler olur..
Her dakika, her saniye, her an mucizeler olur..
Olmaz sandığımız herşey oluyo hayatta. Biz de genelde şapşal gibi "bildiğimizi" sanarız ama bilmiyoruz, çok tatlıyız o yüzden hepimiz belkide. 'Olur olur' deriz; olmaz, 'yok ya olmaz' deriz; olur.. Hiç de bozuntuya vermeyiz :)

❤️❤️❤️


8 Ağustos 2014 Cuma

Ya siz de öylesiniz dimi, bitek ben diilim..



Düzensiz aralıklarla genelde minnoş minnoş takılan ruhum isyanlar başlatıp başkaldırıyo bana, hemde kendime; zaten çok da sıradan olmayan hemde hayalimdeki olan iş hayatıma, hayat tarzıma, giyim tarzıma, herşeyime ya herşeyime.. Ne diller döküyorum;  ’ya herşey yolunda ki, sen neden şimdi böyle y..’ derken daha hop tıkıveriyo lafı ağzıma, tersliyo bi anda kalıveriyorum öyle. 

Her gün birbirine benzemeye başlıyomuş, ne yaratmışım en son çok ilham verici olan, hani nerdeymiş o bıcır bıcır halim.. Üstüme geliyo. Ne yapmalıyım öyle zamanlarda bilmiyorum. Haklı mı haksız mı ayırd bile edemeyebiliyorum. Dünde serhoşkoyla selçuğun yanına uğradık, konu buydu. Neden mutlu olunmuyo bi türlü, insan ne istiyo sorunsalı.

Şimdi çok kişiden duyduğum Metin Hara / YOL’u okuyorum. Çok ayrı ayrı yerlerde bu kitap çıktı hep karşıma en son da Lale Abla’nın (onun kitap zevkine güvenim son noktada, neyi oku dese okurum) ‘nihan oku bak hayatın değişicek’ demesiyle tamamdım ben artık, o kitap alınıcaktı ve okunacaktı :) Nitekim daha en başında kitap beni ele geçirdi ve dört bi yanımı sardı.
Şimdi de kafam karmakarışık, 

Tüm o soruların yanıtı var biliyorum, içimizde. Biz kaçıyoruz bazen, geçiştiriyoruz, erteliyoruz bu isyanları. Ama biliyorum her ruh başladırısında bi işaret var aslında görmemiz gereken, hepsi bişeyin zamanı geldiğinde oluyo. Biz bi yerden yanlış tarafa dönüyoruz bazen farketmeden ve baya da yol alıyoruz, hissedince doğru olmadığını da geri dönmeye üşeniyoruz o kadar yolu geldik nası olsa diye, daha radikal olabilmemiz lazım. Daha cesur, daha renkli, daha çok kendi kendimizi şaşırtmamız lazım. Bazen de masadan bi anda kalkıp ‘oldu ben kaçtıım’ deyip çok da açıklama yapmaya uğraşmadan aslında olmak istediğimiz yere gitmemiz lazım. Neden tıkılıp kalıyoruz bilmiyorum. ‘-ruz’ değil yani ‘-rum’. Benim meselem bu, tıkılıp kalıyorum. Kabul ediyorum, her zaman savunduğum ‘teslimiyet’le ‘kabul etmeyi karıştırıyorum. Güven duygusuyla yaşamıma teslim olmakla, şapşal düzeni olduğu gibi kabul etmek arasında kocaman bi vadi var. 

Nihoşko.

Diyeceklerim şimdilik bu kadar, ne yap yap da şu yeşil ışık topları meselesini çöz kitaptaki. 

❤❤❤


31 Mayıs 2014 Cumartesi

Hep de öyle olmuyo, herşey minnoş minnoş yolunda gitmiyo..

Hep de öyle olmuyo, herşey minnoş minnoş yolunda gitmiyo..
Hiç blog yazmıyosun dedi serhat..
Hemde aslında mayıs ayı komple bi efsaneydi. Bilerek yazmadım bende çünkü kendimi bi süredir tüm eski bildiklerimi unutmuş, şokta bi şapşirik gibi hissediyorum. Çünkü mayısa sinir de oluyorum. Hatta hayat bi arkadaşım olsaydı onu kenara çekip kendine gelmesini söylerdim, uzun bi konuşma yapardım ona. Çok ayıp ettiğini, kendine gelmesini hiç kendi gibi davranmadığını söylerdim. Çünkü hayat ”sihirli bıdık tatlı minnoş dizilimlerin ummadık zamanlarda biraraya gelmesi” yanının daha ağır bastığı bi yapıda. Öyle. Ama o naptı bu ara, peşpeşe uyuzluklar, ciddi sorunlar, çözümsüzlükler.. Neyse ki toparladı yine, herşey düzeldi. Çok şükür. 
Sessiz sessiz izledim, olabilir, tamam dedim naptıysa. Çünkü genelde yapmaz biliyorum onu, özünde iyidir. Ben o yüzden hiç şikayet etmem, hiç uzatmam sevmediğim konuları çünkü bilirim geçer, herşey geçer. Hayat iyidir, yapmaz öyle şey derim :) Yapınca üstüne gitmem, ellemem onu. Hepimizin kötü zamanları var.
Ben bi şekilde kendimi iyi hissetmeyince yazamıyorum işte. Heralde sevimsiz bi kanıt bırakmak istemiyorum. Şikayet etmem, sorunlarımı konuşmayı sevmem ya zaten uzun uzun, tatsız bişeyleri detaylı yazmayı da istemiyorum. İçime atmıyorum, sadece susuyorum, daha iyiyken; ”nasıl geçti ama” kısmını konuşmayı daha çok seviyorum. O zaman konuşuyorum. Daha güç buluyorum bunların konuşulmasından. 
Şimdi herşey daha iyi, sağlık sorunları çözüldü, zeynoşko iyi, iş mevzuları süper. Havalar  ısındı, minnoş yaz geldi, güneş sıcacık, deniz sıcak kumlar sıcak.. Yeğenim büyüyo annişkosunun karnında.. Balkondaki kuş yuvasına ve begonvile serçeler geliyo.. Handoş evleniyo, izne az kaldı..

Daha ne olsun.. Çok şükür ❤️ 
❤❤❤

Hiç blog yazmıyosun dedi serhat..

Hemde aslında mayıs ayı komple bi efsaneydi. Bilerek yazmadım bende çünkü kendimi bi süredir tüm eski bildiklerimi unutmuş, şokta bi şapşirik gibi hissediyorum. Çünkü mayısa sinir de oluyorum. Hatta hayat bi arkadaşım olsaydı onu kenara çekip kendine gelmesini söylerdim, uzun bi konuşma yapardım ona. Çok ayıp ettiğini, kendine gelmesini hiç kendi gibi davranmadığını söylerdim. Çünkü hayat ”sihirli bıdık tatlı minnoş dizilimlerin ummadık zamanlarda biraraya gelmesi” yanının daha ağır bastığı bi yapıda. Öyle. Ama o naptı bu ara, peşpeşe uyuzluklar, ciddi sorunlar, çözümsüzlükler.. Neyse ki toparladı yine, herşey düzeldi. Çok şükür. 
Sessiz sessiz izledim, olabilir, tamam dedim naptıysa. Çünkü genelde yapmaz biliyorum onu, özünde iyidir. Ben o yüzden hiç şikayet etmem, hiç uzatmam sevmediğim konuları çünkü bilirim geçer, herşey geçer. Hayat iyidir, yapmaz öyle şey derim :) Yapınca üstüne gitmem, ellemem onu. Hepimizin kötü zamanları var.

Ben bi şekilde kendimi iyi hissetmeyince yazamıyorum işte. Heralde sevimsiz bi kanıt bırakmak istemiyorum. Şikayet etmem, sorunlarımı konuşmayı sevmem ya zaten uzun uzun, tatsız bişeyleri detaylı yazmayı da istemiyorum. İçime atmıyorum, sadece susuyorum, daha iyiyken; ”nasıl geçti ama” kısmını konuşmayı daha çok seviyorum. O zaman konuşuyorum. Daha güç buluyorum bunların konuşulmasından. 

Şimdi herşey daha iyi, sağlık sorunları çözüldü, zeynoşko iyi, iş mevzuları süper. Havalar  ısındı, minnoş yaz geldi, güneş sıcacık, deniz sıcak kumlar sıcak.. Yeğenim büyüyo annişkosunun karnında.. Balkondaki kuş yuvasına ve begonvile serçeler geliyo.. Handoş evleniyo, izne az kaldı.. Daha ne olsun.. Çok şükür ❤️ 

❤❤❤


8 Ocak 2014 Çarşamba

..ah biz


Bu ikilemler, bu duygular, tüm bu olasılıklar.. dimi?

Ah biz.

Ah bu yüreklerimiz.

Oyun-kurgu türündeki hayatımın en minnoş kıvrımlarından birinde düğümlendim kaldım. Hiç bi bölümümü geçemiyorum. Canım iyice azaldı. Tıkıldım kaldım bu bölümde. Yanıp yanıp başa dönüyorum. Arkama yaslanıp sadece güveneyim olacaklara diyorum, beceremiyorum. Taktiklerim hep işime yarar bu bölümde yapamıyorum.
Miniciklikten geliyo bu sabitliğimiz belkide. İlle istiyoruz bazen, o kadar çok istiyoruz ki isterken ilk ‘neden’ istediğimizi unutuyomuyuz acaba. İlk bunu istememizin çıkışını, içimizi kıpır kıpır eden şeyi. Sadece gerçek olunca mutlu edecek olan bişey istemenin içinde yanlış bişi var, isticeğimiz şeyin yolculuğu da bize cesaret, güç ve öyle mutluluk veriyosa bavulları hazırlamak lazım diye buldum :)

Bu bıdık ukala hayat paşa paşa dersleri tek tek veriyo. İşte bu dersleri seçemiyosun. Neyi isticeğini seçebiliyosun da, bunları hesaplayamıyosun.

Neyse sonuç olarak benim kafam karmakarışık, puzzle şeklinde görüyorum tüm hayatı, kaç parça hiç bilmiyorum :) bildiklerim sahip olduklarım. Ve yaptığım, sevdiğim işim, kocaman ailem, aşık olduğum, her sabah mis kokusuyla uyandığım nefesiyle mutlu olduğum.

çok şükür.

❤️❤️❤️


14 Kasım 2013 Perşembe

herşey uçsuz bucaksız..

herşey uçsuz bucaksız..
temelsiz, derinlerden gelen, güçlü, kudretli ve anlık..
bu hem iyi hem kötü bişey. bilicez ki herşey ama herşey aslında çok ayrı, çok özel ve kalıcı değil, geçicek. yapmamız gerekenler hayat gibi basit ve sade aslında. insan kendi beyni kadar karmaşık yapıyo. 
dün güneşin 11 yılda bir manyetik alanının değişiyo olmasının dönüm noktalarında bizi nasıl etkilediğini okudum. bu bizi derinden etkilermiş. manyetik alanımızı sarsarmış, düşük enerji, kaoslari düğümler yaratırmış. her zaman hep yaptığımız şeyleri yapamaz olurmuşuz tutulurmuşuz bizde. çok mantıklı. bana böyle soyut şeylerle gelsin zaten hayat :) gerçekliklerin çoğunu reddediyorum :) çünkü benim gerçeklerimle burdaki gerçekler iki kutup gibi :) 
bu gibi düğüm ve kaos zamanlarında yapabileceğimiz çok güzel meditasyonlar var yaradılışla bağımızı güçlendiren. şimdiki zamanda kalmamızı sağlayan.
ben bu aralar kışın gelmiş olmasına fena bozuluyorum, serhoskoyu satrança bi türlü yenemiyorum ve bıdık teapotumla her zamanki gibi haşır neşirim. 
bütün harfleri bilerek küçük yaptım. büyük harfsiz bi yazı çünkü bu. noktaları koydum ama. noktasız olmaz :)
❤ ❤ ❤ 

temelsiz, derinlerden gelen, güçlü, kudretli ve anlık..

bu hem iyi hem kötü bişey. bilicez ki herşey ama herşey aslında çok ayrı, çok özel ve kalıcı değil, geçicek. yapmamız gerekenler hayat gibi basit ve sade aslında. insan kendi beyni kadar karmaşık yapıyo. 

dün güneşin 11 yılda bir manyetik alanının değişiyo olmasının dönüm noktalarında bizi nasıl etkilediğini okudum. bu bizi derinden etkilermiş. manyetik alanımızı sarsarmış, düşük enerji, kaoslari düğümler yaratırmış. her zaman hep yaptığımız şeyleri yapamaz olurmuşuz tutulurmuşuz bizde. çok mantıklı. bana böyle soyut şeylerle gelsin zaten hayat :) gerçekliklerin çoğunu reddediyorum :) çünkü benim gerçeklerimle burdaki gerçekler iki kutup gibi :) 
bu gibi düğüm ve kaos zamanlarında yapabileceğimiz çok güzel meditasyonlar var yaradılışla bağımızı güçlendiren. şimdiki zamanda kalmamızı sağlayan.

ben bu aralar kışın gelmiş olmasına fena bozuluyorum, serhoskoyu satrança bi türlü yenemiyorum ve bıdık teapotumla her zamanki gibi haşır neşirim. 

bütün harfleri bilerek küçük yaptım. büyük harfsiz bi yazı çünkü bu. noktaları koydum ama. noktasız olmaz :)

❤ ❤ ❤ 


7 Kasım 2013 Perşembe

Kısa bi “hayat bazen gıcık” yazısı…


Son günlerim elektrik telleri gibi, bi yüksek gerilim hattıyım. Deli gibi herşey. Aşırı derecede duygu yoğunluğu, mücadele, fiziksel güç, sorgulama modumdayım. Bu sırada da ne bi sihir ne bi işaret.

Evren tarafından terkedilmiş gibi..

Sanki elimden gücüm alınmış napıcağımı bilmiyo gibiydim özellikle dün. Panikledim napıcam diye. Bişeyde yapamadım zaten. Bekledim geçmesini.

Anlayamadım. Nereye kayboldu herşey?

Tüm sahip olduğum güzellikler gizlendi sanki, yerini korku, bitkinlik, sevimsizlik aldı, kaybolmak istedim bende tam ortasından bu istemediğim sahnenin. Neyse ki efe erken gelebilirim dedi zeynep abla da ben idare ederim sen çık dedi ve ben yavaşça çıktım kafeden ama ruhum kaçtı koşarak. Neler oldu peki işin aslı ne? Bi dedektif tutup ruhumu takip ettirmek istiyorum :) neler karıştırıyorum ben :)
Birsürü bıdı bıdım var cevap olarak vericek; “çok yoğun bi dönemdi benim için, çok yoruldum, iki pazardır çalışıyodum, çok hayal ettiğim bişey vardı olcak gibiydi olmadı, garip bi hassasım bu aralar falan bıdı bıdı bıdı” 

Uyanmamı Serhat sağladı. Yorulmadan tek tek anlattı bana. Şapşal insan yaratılışı unutuyo. Bizim suçumuz diil. Yaratılıştan. Ruhsal hafıza kaybı gibi. Ne hayal ettiğini, niye yaptığını, naptığını, nerde olduğunu, nelerden korktuğunu.. Pufff diye unutabiliyosun bazen. Şuursuzca korkuyosun bu defa tüm sihirli güçlerini yok sanıp. Tek tek hatırlattı bana. Tek tek ama.


Üstüne de uyuduuuum uyuduum. Sanki günlerce. Sonra geldiğimde ordaydım. Şimdi hala soruyorum noooldu. İnsana noluyoda hiç sebepsiz evrenin tüm enerjisine sahip oluyo sonra da noluyo da bu kadar zayıf ve limitli olabiliyo. Nelere bağlıyız.

Bilmiyorum.

Bildiğim çok ciddi bi mücadele verdiğimiz, hayallerle güç bulduğumuz. Sevdikçe çoğaldığımız. Güçlü olduğumuz. 
Çok güçlü ama.


❤️❤️❤️

Sonuç olarak herşeye ama herşeye bir günlük ara vermen gerekebilir bazen, silkelenmen, sarsılman, kendine gelmen gerekebilir ve elinde olmayabilir. Düşmen dizinin kanaması gerekebilir. Senin bişeyleri unutman, hatırlatılman ve de belki en sevdiğin kişinin ağzından duyman gerekebilir. İnanılman, güvenilmen ve bunları hatırlaman gerekebilir.

Evrenden tüm herşeyin gücünden bu şapşallığım yüzünden özür dilerken buldum sonra kendimi :) göremedim ben işte napim güçten düştüm ;)

Çok seviyorum aslında seni. 

Bi daha dikkat edicem, söz, affet :)

7 Haziran 2013 Cuma

I’LL BE CHAPULLING FOREVER

Boğazımda kocaman bi yumru var.


Ülke olarak kocaman bi sınavdan geçiyoruz. Blogumda siyaset hakkında görüşlerimi yazmıcam. Siyasetten hiç anlamıyorum çünkü. Anladıklarıma, inandıklarıma ve bildiklerime ters düşüyo genelde bütün olanlar. Siyasi konular konuşulan yerden fıtı fıtı uzaklaşırım, kanalı değiştiririm yada ‘hı hı evet hı hı’ yaparım.

Ama bugün yaşadıklarımız siyaset değil.

Başımızdaki sevgi duygularını genç yaşında satmış, beynini yıkatmış, hırsla güç elde etmiş ve güçle kendini kaybetmişlerin kontrolsüzlüğü!! Paniği!! Terör ve pkk yüzünden çok sabah uyandığımızda haberleri açınca içimiz titredi, gözlerimiz doldu. Avutucu konuşmalarla lanet ettik düzene. Elimiz kolumuz hep bağlı kaldı. Taş bastık hepimiz yüreğimize.

Ama 31 mayıs sabahından beri ülkede olanlar baştakilerin parmak ucuyla yönetebileceği olaylardı. Basitti çünkü! Çocukçaydı! Çünkü bu sefer karşılarındaki terör diildi, pkk diildi, dış güçler diildi. Bi avuç gençti, bi avuç genç bu park da yok olmasın, artık sinemalar gibi, orman çiflikleri gibi, sanat gibi, topraklar gibi, inanışlar gibi satılmasın-dı. ‘O’ artık kürsüye çıktığında konuşma üslubunu değiştirsin, halkı azarlar gibi konuşmasın, halkına bi kere de ‘yüce türk milletim’ desin, SAYGI duysun, dinlesin-di.

Ama belli ki hükümetinde en az bizim kadar burasına kadar gelmiş olucak ki öncekiler gibi yalan açıklamalarla boş vaadlerle olayı ört bas etmek yerine harekete geçti saçma sapan bi zamanda, saçma sapan bi şekilde.. Uyuyan gençlere en savunmasız zamanında biber gazıyla saldırmayı seçti! Ve durmadı. Üstüne birde onlara çapulcu dedi. Günlerdir gördüğüm videolar, okuduklarım ve duyduklarım karşısında tam yaşadığım ülkemden iğrenicek soğuyacak oluyorum ki diğer yanda pırıl pırıl yaşıtlarımın yarattıklarını mücadelesini, olanları ‘TEMİZ TUTMA ÇABASINI’ kalbinde sevgi temiz duygular olan grupları görünce kendime geliyorum. Bunlar olacaktı zaten diyorum içimden!

Atatürk’ün, Amerikalı gazeteci Marcosson’a verdiği röportajda söylediği sözlerin bir bölümü: “Bir gün, cihan harbinden sonra Ortadoğu’da kurulan suni devletlerin halkları ayaklanacaktır. O gün geldiğinde, yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil emperyalist güçlerin yanında yer alırsa aynı akıbete kendileri uğrayacaktır ve Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele haddini bildiren Türk halkı onların da hakkından gelecektir…”

Sonra bi an sıyrılıyorum türk kimliğimden, partilerden, tarihten, yukardan bakıyorum insanın insana ettiklerine, kötülüğün yoğunluğuna, sevgisizliğe, insanoğlunun içinde kopan hırslara öfkelere.. Ben bile, siyasetle ilgim olmayan ben bile biyerlerden tayyibin sesini duyunca içimde doğan iğrenme duygusuna bakıyorum.. Biz napıyoruz? Yıllarca topraklara vatan densin diye kan dökülmüş, vatan denmiş, savaşlar kavgalar edilmiş, sonrada yine insan tarafından sömürülmüş topraklar, mahvedilmiş, pisletilmiş, kirletilmiş, iyi bakılmadığı bi kesin! Kötülükler yapılmış, hem insana, hem doğaya, hem hayvana! Gerizekalıca bi düzen ve kurallar konulmuş, boyun eğilmiş, tembelleşilmiş, aynılaştırılmış insanların hayatları, yaratıcılık ve sevgi baltalanmış, sıradanlık ve razı gelme içimize işlenmiş. Bugün hala sokaklarında olanlara bakınca bu defa ben insan olduğum ve izlediğim için çok utanıyorum. Saklanmak istiyorum evrenin ruhundan.

İnsanoğlunun ‘sevgi’yi öğrenebilmesi bu dünyada çok zor. Çünkü hep güç daha tatlı geliyo. Gücü hep dışarda arıyo insan. Ve buluyo da işin kötüsü.

İçimizdeki gücü iyiye kullanabilseydik belki birbirmizle paylaşmayı, hissetmeyi anlamayı bilirdik. Bugün O çıkıp orda tüm dünyada gözler onun üstündeyken öyle bi konuşma yapardı ki, herkes kendine gelirdi! Saygı bile duyabilirdik onunla hiçbi zaman aynı görüşte olmayacağımızı bilsek bile, uzlaşabiliniceğini gösterirdi. O bi politikacı, çıkıp politik laflar etse bile halkı yatıştırabilirdi. Onun elinde o güç, mevki ve konum var çünkü. Bir tane ‘anlıyorum’, bir tane ‘ATATÜRK’, bir tane ‘SEVGİ’ dese yeterdi, yarım ağızla. Ama ne yazık ki imkansız.

Sadece içimde hep umut var çünkü çok güzel insanlar da var. Paylaşan, iyiye yönlendiren. Direnen. Chapulling’in ne olduğunu tüm yaratıcılığıyla temizliyen güzelleştiren.

Bi gün gelicek, hepimizi sadece sevgi kurtarıcak. Sevginin gücünü her insan tadıcak. Belki geç kalmış olucak belki zamanında öğrenicek ama herkes bigün ‘doğruymuş’ diyecek.

❤❤❤


14 Şubat 2013 Perşembe

Bazen insanları sevmiyorum!

Bu dünyanın bi parçası olmak bi hayli zor, yok olmak gibi, çünkü benim gözlemlediğim bu dünyada çok şey fazla! Üzüntü, zarar, acı, insan sayısı bile haddinden çok fazla, tabikide güzel şeyler çok ama harcanıyo, acıyı kötüyü kimse harcayıp harcayıp bitiremiyo ama güzel şeyleri tüketmekte başarılı burası!