anı yaşamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anı yaşamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2020 Pazar

'Bu bir sanrı'

İç sadeleşme güdüm hala çılgınlarca esip gürlüyor. 

Ne kadar versem, satsam, atsam yetmiyor. Açgözlülüğün tam tersi gibi, ama açgözlülük gibi abartılı bir dozda. Yani rahatlayamama hali de var birazcık. Huzursuzluk halinde diyemem ama tamamlanamama, yarım kalma gibi. Bi kalp çarpıntısı :) Hem evdeki eşyalarla ilgili böyle, hem giysilerim, hem özel eşyalarım hem de huylarımla ilgili. Ve de çevremdeki insanlarla da. Sanki pullarımı döküyorum, daha önceleri çok sevdiğim bana çok yakıştığını sandığım herşey yeniden şekil buluyor. 

Önceden çok sevdiğim şeyler şimdi beni heyecanlandırmazken çok tanımlayamadığım 'an'lar daha sık başıma geliyor. Çok hoşuma gidiyor bu duygu. 

Çok düşündüğüm bir şey 'hem hal' olmak. 

Anlamak ve kavramak. 
Bunca şey okuyorum, karşılaşıyorum ve yaşıyorum ama ne kadarı ile hemhal oluyorum, kavrıyorum bilemiyorum. Yaptığım hataları aynı şey başıma gelse yine yapar mıyım? Ya da çok iyi başa çıktığım sıkıntıları baştan yaşasam aynı dirayeti gösterebilir miyim? Farkında mıyım?

Farkındalık, bilinç, varoluş, işleyiş gibi kocaman kocaman kelimeleri okuyorum, üstüne düşünüyorum, çok şanslıyım ki bunları konuşabildiğim kişilerle de sarılıyım. Ama dalıp dalıp gitmeden duramıyorum. Kendi varlığıma dahil miyim. Sadece yaşıyor muyum yoksa bütünleşiyor muyum.

'eleştiri' konusunu onarabiliyor muyum mesela :) Ya da onarmak gereken bu mu, asıl meseleler neler. İşte, bilemiyorum. 

Buz patenini de çok iyi beceremiyorum mesela ama her hafta bir saat gidiyorum işte kaymaya :)
Kendi kendime diyorum ki; şimdi yine gidicem o buz pistine ve yusyuvarlak bir fare gibi hımbıl hımbıl kayıcam. Dedim dedim ve sonunda da çizdim buz pateni kayarken kendimi nasıl hissettiğimi :) Çizmemle ortaya çok da hımbıl da kaymadığım çıktı. 

Sandığım şeyleri çiziyorum, ortaya çıkan çok hoşuma gidiyor. Sandıklarımla olanlar çok başka. 
Her alanda, her olanda, her konuda. 

Artık 'bu bi sanrı' diyorum sıkça. 
Sizde deneyin.

7 Aralık 2016 Çarşamba


Gerçekten herşey beynimizin kurgusu olabilir mi…

Değilse nasıl oluyor da bu kadar düşündüklerimizi yaşıyoruz ya da karşımıza çıkan kişiler, zamanlamalar, hayaller, hayalkırıklıkları nasıl bir sarmal olmuş akıp gidiyor.

Eğer bir süper kahraman olsaydık ve bize süper gücünüz ne deselerdi; 
(çok saftirikçe) sevmek ve cesaret derdim.


Çok saftirikçe sevmek de ne peki.

Çok saftirikçe sevmek ne; bilmek için küçük bir çocuğu izlemek en doğru yol olabilir. Tüm etrafındaki ve kafandaki dış sesleri susturup, kendi iç sessizliğinde en derinlerinde ne istediğini hissedip, hissettiğin ve ihtiyacın olanı şeyi bulup sevdiğin kişiye vermek. Bunu sevdiğin kişiye öğretmek, unuttukça hatırlatmak. 

Ve bunu birlikte yapmak. Böylece çoğu şeyle zaman kaybetmiş olmazsın. Egosal, ‘Ben’sel şeylerle zaman harcamamış oluyorsun, kusur aramamış, eleştirmemiş, eksiğini dillendirmemiş, beklentiye girmemiş, kendi dışında zaman kaybetmek yerine içine dönmüş olusun. Ama bunun ilk ve her safhasındaki koşulu daha almadan vermek. 

Vermekten yorulunmaz, verdiğin aslında kendinedir. Vermekten değil, eleştirmekten yorulunur, beklemekten yorulunur, kırılmaktan yorulunur ama vermekten yorulunmaz. Benim en yürekten bildiğim inancıma göre bu böyle en azından. 

Ben bunu yazarken daha insanların sesleri kulağıma gelir gibi oluyor, ama şu şu şu şöyle dedi, şu şu şurda şöyle oldu. O öyle değil. Bu böyle. 
İşte bu sesleri susturmak çok büyük mesele :)

İnsan gücünü kendi yüreğinden almaz mı, ve bence de tüm yaşadıklarımızı o yürek belirliyor. Nerelerde kırılırsa oralarda zayıf oluyor, nerelerde pırpır ederse oralarda güçleniyor. Peki verdikçe yürek gücünü kaybeder mi? 
Yürekten verilen güç evrenden gelen bir güçtür ve eksilmez, yeri daha da dolar.

Peki cesaret neydi?

Cesaret içinden gelen sesi sonuna kadar takip etmekti. 
İç sesine güvenmek, kaybetmekten korkmamak. Kaybetsem de altından kalkarım demek. Güçlü olduğunu hissetmek. Aşırı derecede korksan bile üstesinden gelebileceğini bilmek demek. İçinde bi pusula olduğunu adın gibi bilmek demek. Gösterişten uzak, sessizce kendin için ilerlemek cesaret.

Sihirli bi iksir yapabilseydim içine sevgi (ama saftirik sevgi :), cesaret ve sağlık koyardım. Bol bol da içerdim, sevdiğim insanlara da içirirdim. 
Hayat çok farklı olurdu heralde. 

Benim bir gizli bildiğim var.

Öyle Sezen Aksunun bi şarkısı vardı, denge, çok severim çok eskiden beri.

‘’Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız’’

Gizli bir bildiğim var benim de, ben emin olmak istedikçe karşıma çıkan, tüm hayatımı saran bir bildiğim var. Gücümü kendi kalbimden almaya devam edicem, sevdiğim herkese de bunu hatırlatıcam. Vericem. Çok saftirikçe sevmeye devam edicem ve hep cesur olucam. 

Ev hayatımızı ve sevdiğimiz eşyalarımızı bir depoya koyup, kapısını da kilitleyip; anahtarını elimize aldığımızdan beri tam 54 gün olmuş. Herhalde daha da bir 35-40 gün var kendi evimizde uyuyabilmemize.

Biz de Serhoşkomla birbirimize evimiz olduk. 
Daha cesur, daha güçlü olduk. 
Birbirimize yardım ediyoruz, daha az eşyayla daha çok mutlu olabilmeyi öğrendik biraz hızlı ve sert bir geçişle. Bir çanta ile bir hafta geçirebilmeyi baya iyice irdeledik :) Hep konuştuğumuz şeyleri hemen uyguluyoruz artık. 

Hayal edebiliyorsak zaten gerçek de oluyor bu yöntemle. 

Yolumuz uzun, güzel.

Çok şükür herşey için.

❤︎



19 Mayıs 2016 Perşembe

Evrenin Gizli Müziği



Herşey böyle.

Şu an; bunlar olmuş. Böyleymiş sadece.

O kadar çok kere, 
O kadar çoklu 
Ve o kadar çok çeşitli bir şekilde; 
Herşey ‘’böyle’’ 

Bizler, koşturur dururuz. 

Biz yetiştirmeye çalışırken, birçok yere yetişmeye çalışırken, saatin yelkovanıyla bile yarışırken aynı esnada dünya kendi etrafında, aynı zamanda kendi yörüngesinde, ve güneşin çevresinde, ve güneşle beraber güneşin yörüngesinde, ve de samanyolunda kendi halinde yavaş yavaş salınıyo. Galaksimizdeki diğer güneşler ve onların gezegenleri de kendi yollarında, galaksimizin dışındaki diğer galaksilerdeki diğer güneşler ve onlarında diğer gezegenleri kendi yollarında.

Gizli bi müzik var aralarında, ahenk halinde. 

Büyüdükçe ve hayatın içine girdikçe daha iyi anlıyorum, öyle bi müzik; var. Canlı yayın halinde tüm evrende yayınlanıyo. Ama bizim gezegenimizde eski zamanlarda bişey olmuş, ne olduysa insanlar uyutulmuş. Bambaşka uyduruk şeylere inandırılmış. Kalplerine değişik şeyler yüklenmiş. Milyonlarca kere şükürler olsun ki bazılarımızı unutmuşlar, bazılarımız sabah uyandığımızda, yolda, evde, işte, hatta trafikte bile sadece gökyüzüne bakıp, bir derin nefes alıp çok şükür diyebiliyoruz ve o anda evrenin müziğinin sesi açılıyo bizim için.

Neden böyle olmasındı ki.

Tabiki de bi arka fon müziği olucaktı. Tüm güzel filmlerde herşey yoluna girerken arka fondaki müzik ‘’herşey yolunda’’ müziği olmaz mı? Tabii.

Bu müziği duymak için  illa herşeyin yolunda olması gerekmez bu arada, hadi ama o sadece filmlerde olur.  Gerçek hayatta her an o müziği duyabiliriz :) Gökyüzünde bulutsuz bi yer bulun, tatlı bi mavi olsun, derin bi nefes alırken bi an gözlerinizi kapatın…

....

Neydi en önemli şey;
Sevgi. 
Ve Sağlık.

Para değil, ya da ev almak değil. Çok para kazanmak. Evlenmek. Kariyer yapmak. 

Bi an diğer galaksileri ve ordaki tüm güneşleri tüm gezegenleri düşününce… Ya da en sevdiğimiz canımız kişilerin bu dünyadan gidişini görünce, bizim de gidiceğimizi hatırlayınca.
Çok minik hedefler olurdu tüm para, ev, iş, ev hedefleri. 

Çok ötesinde olmalıydı bu müziği besteleyen gücün kurgusuna göre hayatın amacı.

O yüzden çok şükür herşey için.

Böyle olduğu için çok şükür.

Tüm sahip olduklarımın ve olamadıklarımın kıymetini çok iyi biliyorum. 

Hep o müziği duymak için başımı gökyüzüne kaldırıcağıma, 
neyin parçası olduğumu hep hatırlıcağıma, 
hep seviceğime, 
uydurulmuş şeylerin uydurulmuş olduğunu unutmıcağıma söz veriyorum.

Gizli müzik sözü.

❤︎ ❤︎ ❤︎



Bu yazının gizli fon müziği; 

(Married Life / Michael Giacchino / Up)

Resim;
http://www.huffingtonpost.com/2015/07/11/astronomy-photos-best-2015_n_7757110.html?

7 Ocak 2015 Çarşamba

2015’ten mektup..



Arkana yaslan ve biraz sakinleş. 

Yorulmuş gibi de yapma öyle. 

Çok fazla çaba harcıyosan bil ki derinlerde bi yerde bişeyleri yanlış yapıyosun. Ve malesef üzülerek söylüyorum ki; demek evrenle yüreğinin arasındaki bağlantı kopmuş ve sen kaybolmuş olabilirsin. Uyum içinde değilsin. Ne işaretleri görüyosun, ne de farkındasın. Bu dev gibi bişey, aşırı derecede önemli yani. Sorun sandığın ve daha pek çok kişinin sorun sandığı şeylerin her bir tanesi çok minicik ama bu çok büyük.

Şimdi basit düşün. Bi çocuk gibi.

Ne istediğini düşün. 

Sonra onu neden istediğini düşün. 

Tüm diğer sesleri sustur, gözlerin kapalıyken sessiz bi yere git, sadece yüreğini duy. Şunu hatırla; Senin yüreğin de evrenle aynı malzemeden yapıldı. Tüm yıldızlar da. Tüm kuşların yürekleri de, tüm karıncaların da.. Tüm ağaçlar da, tüm çiçekler de.. Kelebekler de.. Kozaları da..

Serhat bişey dedi bu akşam; aslında herşey birbiriyle bağlantılı. Aslında arada boşluk yok. Bunu bi düşün.

Demek ki yapman gereken bağlantıları takip etmek. 

Bu demek değil ki bekle. Yüreğinin algılarını aç ve bağlantını aktifleştir.

Unutma; seninki de, her yürek de yıldız tozundan. Sadece bunu bilmezler. Beyaz unicorn da boşu boşuna hiçbi rüyaya girmez..

Mutlu yıllar..

❤❤❤

not: bol bol çizim yap, sulu boya, doğum günü hediyen için çok güzel bi momiji seçmişsin. #sevgiyiyay

23 Kasım 2014 Pazar

Pardooon, kendime ait bi an'a bükebilir miyiz zamanı lütfeeen

 


Burda çiziyorum, burda yazıyorum, burda tahtadan kalpler melek kanatları yapıyorum, burda hayal kuruyorum son günlerde.. Serhatla akşamları sanki akşam olmamış daha uzuuun bi gün varmış gibi burda salıyoruz kendimizi, müzik dinliyoruz, kendimizden konuşuyoruz, planlar yapıyoruz..



Herşeyi satıp gidiyoruz bazen bi sahil kasabasına, serhat çiftçi oluyo, ben ıvır zıvırcı :) Bazen de franchise zinciri kuruyoruz, ayrı ayrı departmanların CEO'su oluyoruz :) Sonra yavru kedi sever gibi seviyoruz şimdiki hayatımızı.



Kendine ait bi alan ve kendine ait bi zaman çoğu zaman çoğu şeyi çözüyo.. Uzaklara götürüyo seni sonra yine dönmene yardım ediyo.. Bazen tam olduğun yere varabilmek için çook uzaklar gidip dönebilmen gerekiyo çünkü.

Düşündüğümüz şeyleri sunar hayat bize biliyorum. Değişik bi ilüzyon gösterisi gibi çünkü zaman. Yaşadığımız çoğu şey çok kendimize özgü, çok kendi elimizden çıkmış gibi. Ya korktuklarımız ya da çok büyük tutkuyla istediklerimiz gerçekleşiyo. Aklımıza hiç gelmeyen bişey olmuyo gibi genelde, az çok bildiğimiz yerlerden.



Tamda bu yüzden sihirli değnek kalbimiz. Onu dokundurarak yaptığımız herşey zamanın ötesinde.



Nasıl bi güce sahibiz diye düşünüyorum.



Çok seviyorum sonra hayatı.



❤️❤️❤️