cesur olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cesur olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Evren Cesurları Sever ♡


♡
18 Mayısta taşındık, artık evimiz var.
Urlaya yerleşmeyi başardık :)

Neredeyse 2 ay olacak taşınalı ve daha yeni yeni normalleşiyor hayat. 7 ay boyunca valizle, evimiz olmadan yaşadığımız sürede nasıl şartlamışsak kendimizi, daha yeni yeni salabiliyoruz. 

Şehir hayatından, kurumsal hayattan, kalabalıktan, biri olmaktan, trafikten, AVMlerden, bir anlamda sistemin parçası olmaktan kurtulduk, zincirlerimizi kırdık kendimizce. Bundan sonrası daha çetin artık, gerçek bir mücadele ve maceradayız artık. Yaşamı yaşayacağız. An'ı yaşayacağız. Bu ev bize ilham kaynağı olacak bundan sonraki inançlarımız ve mücadelelerimiz için. 

Hem bir sembol, hem yuva, hem hatırlatıcı.

Hiç birşey daha kolay değil aslında ama daha anlamlı ve daha gerçek. 
Bizim için önemliydi ve peşinden gittik. Güzel olan zaten ne yaptığımız ve neyin içinde olduğumuz da değil. ''Bizim için önemli olan''ın peşinden gidip, ne olursa olsun sabretmemizdi. 

Cesur olmamızdı.

Serhatın böyle müstakil ev ve daha doğal yaşam tecrübesi var; annesiyle bir süre Urla'da yaşamışlardı. Çok seviyor doğayla baş başa olmayı. 
Benim de neyse ki içimde bir pokahantas olduğu için rahat alışıyorum.

Doğruyu yapıyor olmanın verdiği çok garip bir ''iç his'' var. 
İçimdeki ben, bana telkinlerde bulunuyor gibi, sanki ''Artık burdasın, evindesin. Herşey yolunda. Merak etme'' der gibi. Sırtımı sıvazlarken benimle de gurur duyar gibi. Çünkü büyük değişimlerden geçtik. Büyük kararlar aldık. Ve aslında sadece kalbimizin sesini dinledik.

Son süreçte öğrendiğimiz çok şey oldu Serhoşkomla, çok okuduk, çok izledik, anlattık birbirimize. Birbirimize daha sarıldık, biraz yalnızlaştık, belki de birazcık içimize kapandık. 
Kendimizi daha güçlü hissediyorum. 
Evrenle olan bağımızın güçlendiğini, doğru tarafta olduğumuzu hissediyorum.

Neler okuduğumuz, neler duyduğumuz, öğrendiğimiz, hatta bildiğimiz önemli değil; içimizde ne HİSSETTİĞİMİZ önemli. Ne hissediyorsak, en derinlerimizdeki duygu halimiz, o en içten sadece kendi bildiğimiz neyse; o oluyor hayatta. Son öğrendiklerimiz, bildiğimizi sandıklarımız değil, ''iç hissimiz''i yaşıyoruz. 

Bilinçaltımız farklı bir dilden anlıyor. Kalp&Ruh dilinden. Ne sözcükler, ne konuşulanlar, ne düşünceler. O hislerimizi tanıyıp hislerimizi sayıyor. İyi hissediyorsak rahatlıyor, yorgun ya da zayıf hissediyorsak da peşpeşe sıkkınlıklar birbirini takip ediyor. Çünkü onu 'komut' olarak algılıyor. Çünkü bilinçaltımız da, evren de, hayat da, gezegen de, birbirimiz de; hepimiz birbirimize bağlıyız. Bir'iz. Çok mantıklı düşününce, hissedince. Zaten bunu hep şaşırarak yaşamıyor muyuz. Nasıl bir tesadüf bu dediğimiz çok şey yok mu. Hissetmiyor muyuz. 
Ama garip bir ısrarla unutmaya programlı gibiyiz bunu. 

Bu böyle.

Serhat ''ho'oponopono'' ile ilgili bir video açtı geçen gün. Daha önce ablam da uzun uzun bahsetmişti. Ben de bir iki yerde okumuştum. Ama her seferinde kelimeyi söyleyemedim. Tam anlamını da direk hatırlayamadım. Hayal meyal aklımda kalanlar olmuş sadece. Demek ki hissetmedim tam olarak ne olduğunu. Ama artık pek çok şey kafamda da oturuyor. 

Biliyorum ve kabul ediyorum. Ne yaşıyorsam, ne başıma geliyorsa bundan 'ben sorumluyum'. 
Çok şükür. Herşey için binlerce kere, binlerce kere, seni seviyorum, özür dilerim, lütfen beni affet, teşekkür ederim. 

''ho'oponopono'' gibi daha bir sürü fikir, öğreti, bir sürü inanç, bulgu, kitap, video...  Hepsi, bildiklerim ve bilemediklerim... Bir kısmı popüler kültür, bir kısmı trend, bir kısmı kadim bilgiler, bir kısmı mistik konular, bir kısmı din, bir kısmı da neyse ne... İnsan yüreğini rahatlatmalı, iyi gelen şeyleri yapmalı, kendine yakınlaşmalı. Çoğu şeye önyargım yok artık benim, etiketlemiyorum da hemen.

Hep Deepak Chopranın konçısnıs, konçısnıs, konçısnıs ile başlayan cümleleri geliyo zihnime :) 

(*consciousness)

Ne kadar harika ki içimizde evrenin gücünü taşıyoruz, kalplerimiz sınırsız. 
Sevmek sınırsız. 
Hayal etmek sınırsız.

♡


*''ho'oponopono'' merak edenler ----->   Zero Limit - Joe Vitale, Dr.Ihaleakala Hew Len



1 Şubat 2017 Çarşamba

Bir arsanın biyografisi :)


1 Şubat 2017
Bugün tarihe geçsin lütfen.

Süreci kısaca özetliyorum;

09/ 2015; Urladan arsa aldık,
10/ 2015: Anıtlar kuruluna sit alanından çıkması için arkeolojik kazı başvurusu yaptık,

03/ 2016: Anıtlar kurulu kazısı için sıra geldi, Arkeologlar eşliğinde kazı başladı
                (12 gün sürdü)
06/ 2016: Kazı arkeologlar eşliğinde kapatıdı,
07/ 2016: Evimizi sattık, 3 ay daha oturacak şekilde anlaştık, 
07/ 2016: Ahşap firması ile ev yapmaları için anlaştık,
09/ 2016: Mimarla anlaşıp proje sürecini başlattık,
10/ 2016: Evden çıkıp eşyaları depoya koyduk, Kuşadasından eşyalı ev kiraladık,
12/ 2016: Kuşadasındaki eve hiç gidemediğimiz için bıraktık. 1 valiz eşya hazırladık kendimize.

02/ 2017: İnşaat ruhsatımızı verdiler.     
04/2017: İnşallah artık evimiz olucak.

Binlerce kere çok şükür inşaat ruhsatımızı verdiler. 5 aydır bunu bekliyoruz ve son 3 aydır, evimiz olmadığından beri beklemek hiç kolay olmadı. Anıtlar kuruluna ilk kazı için başvurduğumuzda kurul müdürü çocuklar sizi zorlu bir süreç bekliyor, kolay işler değil demişti. Biz sırıta sırıta olsun demiştik :)   

Oldu :)

Bile bile tercih yaptık neyse ki, nasıl olsa sayılı zaman dedik, çocuğumuz da yokken atmazsak bu adımı ne zaman atarız bi daha dedik, tecrübe olur, anı olur dedik. Ve öyle de oldu.

Hala önümüzde yaklaşık 2 aylık bir inşaat süreci var. 1,5 yıl sürmüş olucak nisan ayında inşallah evimiz bittiğinde.

Biz bu aralar baya yorgun moddayız. 1,5 yıl ama 1,5 yıl yani. Bu 1,5 yıl içinde Tea&Pot'un kafe kısmını devrettik, Serhat istifa etti, Kayhan Abi ve babasıyla Kuşadasında Min Marine'i ve Balık Halkı'nı kurdular. 

Ya ne büyük şeyler. 

Çok seviyorum hayatımı ama hep aksiyon hep macera :) Hatta Fantastik :) Bazen arkadaşlarımla bir süre görüşmeyip nasıl gittiğini konuşurken sıra benim hayatımdan bahsetmeye gelince önce derin bir nefes alıyorum. Sonra anlattıklarımı bir düşünüyorum da :) Hep abartıyomuşum gibi geliyo. Yani fazla mı büyütüyorum ya da fazla mı küçültüyorum. Ya da hiç arası yok mu, bilmiyorum.

Ama neyi biliyorum biliyomusun. 

Şükretmeyi biliyorum. Sorun etmemeyi, şikayet etmemeyi, bahane uydurmamayı, kendime dürüst olmayı. Sevmeyi, çok sevmeyi biliyorum. Yorulmayı, haketmeyi, özlemeyi biliyorum. Yokluk kısmını da biliyorum, varlık kısmını da. Çok şanslıyım, hep de şanslıydım. Zor yoldan gitmeye üşenmediğim için, bazen üşensem de söylenmediğim için, zorluklarla gururla başa çıktığım için kendimi de seviyorum. 

Hiçbir zaman sıradan bir hayatım olmayacak bunun için de hayatımı seviyorum. Kendimi cesur hissettiğim için de, zaten azcık korksam hemen ağladığım için :) de tüm huylarımı seviyorum. Paniksem de panik oluşumu, dalgınsam da dalgın oluşumu, sonuçta hayalperest oluşumu, üretken oluşumu, kendi sınırlarımca becerikli oluşumu seviyorum. Evrenin bir parçası olduğumun farkında oluşumu seviyorum. Eksik yanlarımı dalıp çıkarıp; sadece kendimi kendime şikayet edip; başkalarıyla değil de; Kendimle uğraşmamı seviyorum. 

It is not easy to grown up young :)

Yeni yılda ve yeni yaşımda biraz daha büyüdüm tabii ama itina ile çocuk kalmaya, hayalperest olmaya ve daha yaratıcı olmaya da kararlı olduğum yeni bir yaş bu. 

32 yaş.

Yukardaki ilk resme geri dönecek olursam. 

Evimizin ahşaplarına bakmaya gittik geçen gün, bu resmi o gün çektim.

İşte resimdeki o ahşapların arasında bir ömür yaşamayı hayal ediyoruz. İlerde o ahşapların içinde yaşarken bir bebişimiz olsun, ev onun gülücükleriyle dolsun, işlerimiz otursun, arkadaşlarımızla güzel yemekler yensin, ailemizle huzurlu günlerimiz olsun diye hayallerimiz var. Güzel müzikler duvarlarda depolansın, mis kokular her köşesine sinsin, güzel hislerle dolsun evimiz. Bunları söyleyip sevdim sarıldım resimdeki ahşaplara. Bir çeşit tembihdi benimki, elimi koydum, 'tamam mı' dedim onlara :) 

Anlaştık.

Herşey sanki şimdi başlıyormuş gibi geliyor. 

Çok şükür.

                                                                ❤


7 Aralık 2016 Çarşamba


Gerçekten herşey beynimizin kurgusu olabilir mi…

Değilse nasıl oluyor da bu kadar düşündüklerimizi yaşıyoruz ya da karşımıza çıkan kişiler, zamanlamalar, hayaller, hayalkırıklıkları nasıl bir sarmal olmuş akıp gidiyor.

Eğer bir süper kahraman olsaydık ve bize süper gücünüz ne deselerdi; 
(çok saftirikçe) sevmek ve cesaret derdim.


Çok saftirikçe sevmek de ne peki.

Çok saftirikçe sevmek ne; bilmek için küçük bir çocuğu izlemek en doğru yol olabilir. Tüm etrafındaki ve kafandaki dış sesleri susturup, kendi iç sessizliğinde en derinlerinde ne istediğini hissedip, hissettiğin ve ihtiyacın olanı şeyi bulup sevdiğin kişiye vermek. Bunu sevdiğin kişiye öğretmek, unuttukça hatırlatmak. 

Ve bunu birlikte yapmak. Böylece çoğu şeyle zaman kaybetmiş olmazsın. Egosal, ‘Ben’sel şeylerle zaman harcamamış oluyorsun, kusur aramamış, eleştirmemiş, eksiğini dillendirmemiş, beklentiye girmemiş, kendi dışında zaman kaybetmek yerine içine dönmüş olusun. Ama bunun ilk ve her safhasındaki koşulu daha almadan vermek. 

Vermekten yorulunmaz, verdiğin aslında kendinedir. Vermekten değil, eleştirmekten yorulunur, beklemekten yorulunur, kırılmaktan yorulunur ama vermekten yorulunmaz. Benim en yürekten bildiğim inancıma göre bu böyle en azından. 

Ben bunu yazarken daha insanların sesleri kulağıma gelir gibi oluyor, ama şu şu şu şöyle dedi, şu şu şurda şöyle oldu. O öyle değil. Bu böyle. 
İşte bu sesleri susturmak çok büyük mesele :)

İnsan gücünü kendi yüreğinden almaz mı, ve bence de tüm yaşadıklarımızı o yürek belirliyor. Nerelerde kırılırsa oralarda zayıf oluyor, nerelerde pırpır ederse oralarda güçleniyor. Peki verdikçe yürek gücünü kaybeder mi? 
Yürekten verilen güç evrenden gelen bir güçtür ve eksilmez, yeri daha da dolar.

Peki cesaret neydi?

Cesaret içinden gelen sesi sonuna kadar takip etmekti. 
İç sesine güvenmek, kaybetmekten korkmamak. Kaybetsem de altından kalkarım demek. Güçlü olduğunu hissetmek. Aşırı derecede korksan bile üstesinden gelebileceğini bilmek demek. İçinde bi pusula olduğunu adın gibi bilmek demek. Gösterişten uzak, sessizce kendin için ilerlemek cesaret.

Sihirli bi iksir yapabilseydim içine sevgi (ama saftirik sevgi :), cesaret ve sağlık koyardım. Bol bol da içerdim, sevdiğim insanlara da içirirdim. 
Hayat çok farklı olurdu heralde. 

Benim bir gizli bildiğim var.

Öyle Sezen Aksunun bi şarkısı vardı, denge, çok severim çok eskiden beri.

‘’Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız’’

Gizli bir bildiğim var benim de, ben emin olmak istedikçe karşıma çıkan, tüm hayatımı saran bir bildiğim var. Gücümü kendi kalbimden almaya devam edicem, sevdiğim herkese de bunu hatırlatıcam. Vericem. Çok saftirikçe sevmeye devam edicem ve hep cesur olucam. 

Ev hayatımızı ve sevdiğimiz eşyalarımızı bir depoya koyup, kapısını da kilitleyip; anahtarını elimize aldığımızdan beri tam 54 gün olmuş. Herhalde daha da bir 35-40 gün var kendi evimizde uyuyabilmemize.

Biz de Serhoşkomla birbirimize evimiz olduk. 
Daha cesur, daha güçlü olduk. 
Birbirimize yardım ediyoruz, daha az eşyayla daha çok mutlu olabilmeyi öğrendik biraz hızlı ve sert bir geçişle. Bir çanta ile bir hafta geçirebilmeyi baya iyice irdeledik :) Hep konuştuğumuz şeyleri hemen uyguluyoruz artık. 

Hayal edebiliyorsak zaten gerçek de oluyor bu yöntemle. 

Yolumuz uzun, güzel.

Çok şükür herşey için.

❤︎



1 Ağustos 2016 Pazartesi

Hiç yılmadan dilek tutmaya devam ❤︎



O kadar güzel bi kitap okuyorum kiii...

Bitmeyecek Öykü / Michael Ende

Daha tam yarısındayım. Tam düşündüğüm gibi herşey. 

Doğru kitaplar sana gelir, ya birileri sihirli sözcüklerle önerir, ya alakasız bi zamanda duyarsın ismini, aklında kalır ve bir anda olmadık yerde o kitap gözüne çarpar, ya da öyle birşeyler işte ama her en sevdiğin kitabın tatlı bi hikayesi olur.

Benim öyle en azından.

Çok kitap okuyan birisi değilim ben  ne yazık ki ama her zaman okuduğum bir kitap vardır. Biraz yavaş okuyo olabilirim ya da kitaptan kitaba atlayarak 2-3 kitabı birden ordan oraya yanımda taşırım. Ama bitirince de yeri çok özel olur o kitabın, en sevdiğim cümleleri çizilir, gerekli yerlere ':)' gerekli yerlere ':(' bırakılır. Dönüp dönüp bakarım okuduğum kitaplara.
Öylesine okuduğum bi kitap yok gibi.
Hepsi çok önemli oldu hayatımda hepsini çok severek geri koydum kitaplık rafındaki yerine. 

Zaten öyle çok hikaye roman da okuyamıyorum. İnsanların kafalarında dönüp duran düşünceleri okurken sıkılma geliyo, ya da dizi/film izleme duygusu uyandıran kitaplarda bi hızlanıyo gözlerim ve kendimi kitabın sonuna çoktan bakmış buluyorum. 

Orta okulda Simyacı'yı okuduğumdan beri kişisel gelişim yada varoluşla ilgili kitapları sevdim. İnsanın içsel yolculuğu, evrenle aramızdaki bağ. Sihirli gizemli şeyler.

Şu anda da bana gönderilen bi kitap okuyorum daha öncekilerde olduğu gibi. Hem de bu sefer bi hikaye. Bu kitap hem biraz fantastik hem de ütopik... Hayaller diyarlarında geçiyo ve sihirli şeyler işleniyo...  1982 yılında yazılmış.

Çok ciddi konular yani benim dünyam için.

Kitapta yıldız ışıkları toplayıp onlardan eşya yapanlar, peri beyazları, altın tılsımlar, uğur ejderhaları, simyacı cüceler, ışıklı gece bitkileri, sihirli aynalar var...

Ama tüm bunlar değil asıl beni kitaba bağlayan.

İnanmayı seçtiğim ve hissettiğim şeyleri bu kadar bir arada yazılı olarak elimde tutunca çok garip bi duygu yaşadım. Hikayenin kahramanları çocuk imparatoriçe, tombiş yanaklı bi insan çocuk ve yeşil derili uzun saçlı bir çocuk. 

Beni kitaba asıl bağlayan; kitabın insanın içinde uyuyan güç için yazılmış bi kitap olması. 

Mesela ''varmak istediğin yola dilekler tutarak varabilirsin'' diyo...
 Her dilek seni varmak istediğin yere adım adım götürür çünkü. Çünkü evren hep seninle konuşur, konuşmak ister ama fırsat bulamaz. Dileklerin de bu fırsatlar işte. Sen dilek tutarsın, o dileğin peşinden giderken ilgili herşey ilgini çeker doğal olarak. Evren sana ulaşabilir. Ama sen dilek tutmazsan, yüreğine koymazsan bu dilekleri kapalı olursun. İşaretleri de görmezsin, sesleri de duymazsın.

Sonra mesela anahtarsız bi kapı var.
O kapıdan kimse geçemiyo, herkes çok geçmek istiyo ama anahtarı da yok kapının, tutma yeri de, açılmıyo da. Geçebilmenin tek yolu; tek istediğin şeyin o kapıdan geçmek olmaması, kapıdan geçmeyi herşeyden çok istemediğin zaman açılıyo kapı. Hepimizin yok mu çok ama çok istediği ama bi türlü olmayan bi dileği. Hatta beyinlerimizde şu kısır döngü yok mu?; olmamasından çok korkuyorum diye mi olmuyo acaba, korktuğum başıma geliyo da mı olmuyo yada yeterince çok istemiyo muyum da olmuyo mu. Yani en azından benim beynimde bu bi sarmal olarak arka planda dönüyo bazen hipnoz etkisi yaratabilicek kadar büyük bi güçle :) 

Çünkü çok istemek de çok korkmak da eşit enerji seviyesinde ve ikisi de çok kuvvetli, başaramayacakları yok. Kendini çok istiyo sanarken çok korkuyo da bulabiliyo insan. Yada Çok istemeye çalışırken. Ama çalışılmaz ki çok istemeye, ya çok istersin ya da çok istemezsin.

Ah beyin kıvrımlarım nelerle dolusun :)

Sonunda Atreju (yeşil derili uzun saçlı çocuk :) anahtarsız kapıdan geçmeyi evet istiyo ama sadece bunu düşünmüyo, biliyo ki istediği yere varıcak, ve kapı açılıyo önünde. 
Kitabın içinde kitap var hikayede. 

Kapıldım gidiyorum kitapta yazanlara 
❤︎

Daha sadece yarısında olmama rağmen inanılmaz yerlerdeyim, bakalım bitince ruh halim nasıl olucak, yazarım. 
İnsanın ruh hali belirlermiş yolun sonunu hep. 
Sahip olduklarına ne isim takarsan o olurlarmış.
Serhoşkoma dedim ki bu kitap sanki çok değişik bi iz bırakıcakmış gibi geliyo bende, sanki hiç unutmıcam bu kitabı. Belki de hayatımın bu dönemine rastlamasının da payı büyük bunda. 

Çok kısaca son olanları da özetliyim.

Evimiz satıldı, urladaki evimizin siparişi verildi.
Belediyesel izinler, projeler, işlemler halledilmeye çalışılıyo şimdi.
Herşey film şeridi gibi, şimdiden sadece 2-2 buçuk ay sonra da herşey olmuş olcak kısmetse.
Yazarken bile inanamıyorum. 
Yazdıklarıma bakınca kendimi anahtarsız kapıdan geçiyo gibi hissediyorum :)
Şehirden kaçış planımız çok güzel işliyo, işe yaradı.

Evren,
hiç merak etme biz yılmadan dilekler tutmaya devam edicez,
kulağımız ve yüreğimiz sende,
sen de hep yanımızda ol tamam mı 
❤︎

29 Temmuz 2015 Çarşamba



O kadar çok kere, o kadar şükür ki..

Herşeyin ötesinde, tüm olanların, tüm üzüntülerin, tüm kayıpların, tüm sonu olmayan siyaset konuşmalarının, çirkin hükümet olaylarının, kötülüklerin; yani aslında dünyadaki kötü kalplerin yarattığı kötülüklerin ötesinde bir dünya var. 

İnsanların yüreğinde gizli olan, dinlediğimiz zaman duyabileceğimiz, inandığımız zaman hissedebileceğimiz bir yer var.

Aslında çok güzel şeyler yazmak için başladım bu yazıya ama sonra çekindim, tüm gündem geldi aklıma, olanlar tüm kayıplar geldi dilimin ucuna ve sustum bi an. 

Evrende ilahi ve kutsal bir adalet olduğuna, bizim korkunç felaketler ve kayıplar olarak gördüğümüz çok şeyin evrenin gizli yasaları ve kurtarma çalışmaları olduğuna inanıyorum. Hep dediğim gibi gündemin de minik insancık beyinlerinin eseri olduğu ve bunlarla ilgili konuşmanın zaman kaybı olduğuna inandığım için de ben burda hep güzel şeylerden hep sihirli şeylerden başlamaya söz verdim bi kere. Tüm yaşanan acıların dinmesi için herkesin yüreklerine sabır ve sevgi dolsun. Güzel günler gelsin herkes için..

Ben asıl neler yazıcam...

Ben aslında heyecan, mutluluk ve güzellik yazıcam. 

İçinde olduğum duygular hep bunlar çünkü. Hep içimden bunları sayıklıyorum çünkü bugünlerde. ''Hayat; böyle bişey!'' çünkü diyorum. Cesur olman lazım, cesur olman lazım ki hayal ettiklerin olsun. Yoksa böyle bir ömür böylece geçer. Bak kaç yıl nasıl geçti.. 

İç mekanizmam böyle çalışıyo çünkü bugünlerde. Herkesle bunları konuşmak istiyorum. 

'Hayat nasıl ama dimi?' diyip muzur muzur sırıtarak gözlerinin içine bakmak istiyorum herkesin, hemen arkasından da ''hiçbişey tesadüf diil dimi, sanki gizli bi güç uzaktan bizi izliyo ve her şaşırdığımızda, her şoklandığımızda göz göze gelmek ister gibi, neler olup bittiğini anlayıp anlamadığımızı ölçercesine uzaktan bize bakıyo gibi dimi...''

Kesinlikle sihirsiz demesin kimse hayat için. ''Öylesine işte.. Geçip gidiyor..'' demesin.. Korkunçluklar, kötülükler var, basitlikler var, inanılmazlıklar var evet.. Hayalkırıklıkları, çok isteyip olmamalar, olup kaybetmeler.. Ama ben bunlardan bahsetmiyorum. Ben kalp atışlarından, hayal kurabilmeklerden, ama lafta değil gerçekten hayal kurabilmeklerden, olmuş gibi hayalini anlatabilmekten, paylaşmaktan, üretmekten, yaratmaktan bahsediyorum.. 

Cesur olabilmekten, inanmaktan, korkmamaktan bahsediyorum. Dün sabah hastanede dedemin başında otururken teyzemle ''cesur olmak''tan konuştuk. 

Neden korkuyoruz biz çoğu şeyden. Korkmuyomuş gibi yapanları saymıyorum. Sürüdekileri de, yada herşeyi bilenleri.. Bu kişileri dinlememeyi öğrendim. Korktuklarını konuşabilenlerı, bilmediklerini konuşanları, öğrendiklerini paylaşanları, hayallerden bahsedilirken heyecanlananları dinliyorum artık hayatta ben. Herşeyi bilen ve hiçbişeyden korkmayan herkes kafamda 'bi sınıf'. ''Aşırı sıkıcı, cümlesi bitse de gitsem'' sınıfı. Onların dünyası çok 'normal', acımasızlık ve haksızlıklarla dolu.. Onlar onu tercih etmiş, yargılayamam bile.

Teyzem hayatımda tanıdığım çok nadir kişilerden birisi. Tek bir tanecik benzeri bile olmayabilir. Belki de tüm bana bu evrenin gücünü, içimizdeki sesleri, hayal kurmayı öğreten kişi o.. Ben orta okuldayken elime Simyacı'yı tutuşturup; ''teyzuşum bu kitabı okuyabilirsin sen artık, çok seviceksin'' dedi ve ben herkesin bir kişisel menkıbesi olduğunu ve birşeyi çok istersen evrenin işbirliği yapıcağını onun sayesinde 13 yaşımdayken öğrendim. Çok da sevdim.. Herşey o yıllarda başladı.. 

Bilmiyorum ki nasıl analtıyım.. '

''Hayat nasıl ama dimi?'' :)

Yeni bir yola giriyoruz TEA&POT'la.. Kafeyi devrettik, son iki günümüz.. Hem inanılmaz duygularla yüklüyüz, hem aşırı hayal yüklemesi oldu.. Tüm duygular boğazımda düğümlü. Durmadan şükretmek istiyorum. Bir yandan dedem hiç iyi değil. Çok korkuyorum. Bir yandan teyzem çok yoruldu hastanelerde, annem çok üzüldü, gelemiyor da istediği gibi üzülüyor. Kafenin devir işlemleri. yeni projeler, yeni planlar masraflar.. Ne günler ama, ne hayat ama.. İşte bu yüzden durmadan şükretmek istiyorum. Zaman makinası şu günlerde çok iş yapardı mesela :) Yada birazcık sihir gücü :P İşte böyle minik şeyler istiyorum :))

Ama ''Hayat nasıl ama dimi?'' :)