varoluş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
varoluş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2023 Pazartesi

Olsun ❤


 

Her sene en azından bir yazı paylaşırken koskocaman 2022 hiç blog yazmamışım. Öyle olmasın, bir tane benden ses olsun, anısı dursun burda.

Anlamı komple değişen şeyler oldu yazmayalı, hiç değişmeyen şeyler de.

Önem, zaman, iş, sevgi, gerçeklik, istemek, hayal, güç... Bunlar anlamı yenilenen kelimeler oldu, kimisi kendini yok etti, kimisi kocaman oldu, kimi puf oldu :)

Renkler, işler, içerikler, tatlar, kişiler hepsi değişti. Ne güzel var olmak, ne güzel dönüşmek, üretmek, yaratmak, olmak, paylaşmak, bilmek.

Kıymet hep bilirdim, hala biliyorum. Çok şükür, zamanın olmadığı yerde kendime anım olsun, andım olsun, hatırlatsın bu yazı da, kendimi hatırlatsın, olmayı hatırlatsın. Önemi olmasın. Tadı olsun, kokusu olsun, hissi olsun.

Kendime, özüme yakın oldukça biliyorum her şey bir. Yakın olmadığım zamanlarda dualiteye düşüyorum ama biliyorum, o da hak. Önemi yok, öyle de olduğu gibi, böyle de olduğu gibi hayat. Eskiye göre az tanımlıyorum, az biliyorum... Profile en başta yıllar önce yazdığım gibi ''Herşeyin içinden hiç de ummadığımız bi zamanda minnoş ötesi, bıdık ve sihirli bişilerin çıkabiliceğinden bahsediyorum ❤''

Dönüp dolaşıp geldiğim yer hep aynı, kendimden kendime, aradaki turlarımda da oluveren de hayat oluyor, kendiliğinden oluyor. Emek, fedakarlık, üretim, paylaşım, hepsi cepte, kaynaksa sonsuz. 

Olsun ❤



3 Haziran 2019 Pazartesi

wild, spirit, inspirational



Birçok şey okuyorum, dinliyorum, öğreniyorum, tecrübe de ediyorum ama bu hepsini anladığım anlamına gelmiyormuş. Anlayıp anlamadığımı, aynısını ya da benzerini yaşadığımda kendi içimde, sadece kendi tanık olduğum içsel tepkilerimde görüyorum.
Bazen şok oluyorum çünkü bir milyonuncu kere yaşıyorum ve bir milyonuncu kere aynı yanardağlar patlıyor içimde,
ya da beşyüz milyonuncu kere de olsa yine o adımı atamıyorum.

İnsan ne eğlenceli :) 
Bir çeşit deli aslında.

Yaşamımdaki dönüşümler sürecinde şimdilik edindiğim en kadim bilgi sanıyorum ki 
‘tanık olabilmek.’ 

Bazen başarabiliyorum kendime tanık olmayı ve ne yaşadığımı, neden öyle hissettiğimi, altındaki mesajımı araştırabiliyorum. Yalnız kaldığımda kendimle, bazen o kendi kendime içimdeki gizli kapı açılıp düşüncelerim berraklaştığında, cevaplar ardı ardına içimde yankılandığında kalbim genişliyor. Bu aralar hem ilham kanallarım, hem içimdeki kapılar pencereler, hem de sanki bütün yollar o kadar geniş o kadar açık ki... Yeni yeni anladığım, hissettiğim, bildiğim şeyler var. Adlandırmıyorum onları, sınıflandırmıyorum ya da bildiğim bir şeylere benzetmeye çalışmıyorum. Yepyeni ve öyle pırıl pırıl oldukları gibi kalsınlar diye yerini bile değiştirmiyorum bulduğumda. 

Hissettiğim;
Herkes hem biricik ve tek, hem de bütün.
Ben kimseyi memnun etmek için varolmadım,
Ya da birileri ‘iyi’ desin bana diye değil,
Ya da ‘doğru’ (kime göre ve neye göre ne ise?) olanı yapmak değil varmak istediğim yer.
Mantık, Doğru, ‘-meli,-malı’, Yorum, Hikaye... Bunlar o kadar göreceli ki.

Bir tek şey hissediyorum o da doğal olanın, içten gelenin, varoluşsal olanın peşinden gitmek. 
Kişi, fikir, his, yol, ne olursa; saf ve pürüzsüzse ayırd edebiliyorum. 
Bazı kararlar aldığımda çok saygı duyduğum ve değer verdiğim bir kişi aramıştı ve şöyle demişti;
‘Yepyeni bir dönem başlıyor hayatında. Yalnız bir kadının başaramayacağı hiçbir şey yok. Ne kadar güçlü olduğuna şaşırıcaksın.’ Çok samimi de değildik aslında, çok şaşırmıştım böyle yüreklendirici ve sahiplenici konuşmasına.

Tam da anlamamışım demek ki o an. 

Bilmediği şeyi anlamıyor insan. Bildikleriyle kıyaslıyor, benzetip anladı sanıyor. Bu sebeple bence o kadar çok kişi rüyada yaşıyor ki. Yanlış öğrenilenler rüyası. Başkalarının sesleri dünyası. 
Ben hayal bile etmiyordum limitlerim olmadığını, sınırsızlığı.
Ve bütün limitler, sınırlar kendi beynimin bana oyunu. Kendimi tanımladığım o özlellikler, huyum sandıklarım, parçası olduğum hikaye... Hepsi  beynimin yorumuydu, öyle bir şey yoktu. 
Ben limitsizdim, yeterliydim, sınırsızdı ihtimaller.

Hep olumsuzu olumluya otomatik olarak çevirmeye güdümlü bir yapım oldu, olumsuzluk olmamalıydı sanki, huzursuzluk çok korkunç ve önlenmesi gereken birşeydi... Ama bebek adımlarıyla öğreniyorum artık olumsuzlukları ve huzursuzlukları öylece olduğu gibi kabul etmeyi, düzeltmemeyi, sadece tanık olmayı.

Varolmayı araştırıyorum. 

Kendi varoluşumu, sebebimi, katabileceğimi, alabileceğimi, sürdürebilmeyi, pırıldayabilmeyi, yoluma ışık olmayı, doğru bildiğim yanlışları, yanlış bildiğim doğruları, kendime sahip çıkmayı...

🖤

29 Ocak 2015 Perşembe

tek boynuzlu atlar, ormanlar, sihirli varlıklar mı?



Küçüklüğümden beri hep hayatın en sevdiğim tarafı gizli kalmış olan tarafları olmuştu. Kendim keşfettiğim, kendim anlamlandırdığım tarafları. Gerçekler değil bahsettiğim taraflar, hayal dünyaları. Hep bunların peşindeydim ben.

Çocukluğum da hep böyle geçti ama, sabah kahvaltıdan sonra sokağa çıkardık biz akşam yemeğine kadar oyun oynardık dışarda. O şanslı çocuklardanım ben. Bursada geçti tüm çocukluk yıllarım, bizim sokakta çok çocuk vardı ama biz hep Ceydayla ikimiz oynardık, saymakla bitiremiceğim kadar çok tatlı oyunlarımız vardı. Dev gibi bi hayal dünyamız vardı. Yolun kenarında birikmiş çamurlardan baraj yapardık, nereye giden en kısa yol hangisi; aynı anda aynı yerden koşmaya başlayarak önce kimin vardığına göre bulurduk, tüm en kısa yolları bilirdik, kızılderili olurduk, dallardan yay ve ok yapardık, yaprak toplayıp onları  gül yapraklarıyla parlatırdık, kar yağınca çam ağaçlarına montlarımızı giydirip bembeyaz karla kaplı yere yatıp ağzımızı açardık kar tanelerini yerdik, saatlerce arabaların üstüne yatıp bulutlardan şekiller çıkarırdık, ıvır zıvırlarımızdan stand yapıp satmıştık arka bahçede, kim almış ki :) Özdileğin sahibinin koskocaman bi evi vardı, onun arkasında arada kalmış müstakil evler vardı ama kimseyi görmezdik hiç, bahçelerinde değişik değişik taşlar olurdu, bi gün garip garip kediler dizilmiş olurdu yan yana, bi gün garip sesler duyardık etrafından gelen. Ay ne hikayeler yazardık o evlerin esrarengizliğiyle ilgili. Korku filmi çekmiştik bi defa :) Zaten düzenli mektuplaşırdık her gün tüm gün beraber olmamıza rağmen. Delilerce paten kayardık, dizlerimiz dirseklerimiz yara içindeydi hep. Çok iyiydik biz :) Kendimizce çok maymun ve şapşal bi coolluğumuz vardı sadece kendimize göre olan :) İkimizin bi adı ve grafiti logomuz vardı. Küçücüktük ama hayallerden oluşan kocaman bi dünyamız vardı aslında her çocuğun olduğu gibi.

Ben çok şanslı bi insanım çünkü ben hep çocuk kaldım. Çünkü birlikte çok çocuktuk biz, büyümemiştik hiç. Bi defa ablam vardı yanımda. Ben doğuştan şanslıydım çünkü o mavişko gözleriyle, sapsarı saçlarıyla bıdık bıdık elimden tutuyodu ben yürümeyi öğrendiğimde. En başından beri yanımdaydı sonra hep yanımda olucağı gibi. Ceyda çocukluğumun tüm tatil günleriydi, ilkokulum Ayçaydı anaokulumun ilk gününden beri. Nutellalı ekmeği ısırırken tanışmıştık :) Ortaokulum çılgın bediş Hande, lisem Hande-Hilal-Tubaydı. Üniversitem Burçin ve Aybalaydı. Kelimelerle bile anlatamam hiçbirinin bu yaşıma kadar tanıdığım herkesden ne kadar tatlı farklı olduklarını.

Ve Serhat.. Serhatı hiç bi ''zaman''la kısıtlayamam. O küçüklüğümdeki tüm hayallerimde vardı, sonra bi gün karşımda öylece duruyodu, gelip hayatıma girdi kalbimin tam ortasından geçip. Hem öncem, hem sonram oldu. Sonra birlikte hiç büyümedik onunla.

Bazı zamanlar hayat zor. O gereksiz ciddiyeti takınıyo, ne bi mimik yapıyo ne bişiy diyo sen gözünün içine bakarken. Kırılıyosun ona, o hiç oralı olmuyo. Sen çocuk olmaya, çocuk kalmaya karar vermişsin bi defa, hayallerin en güçlü yanın, ''beni biliyo aslında, neden böyle yapıyo'' diyosun. Yok. Anlamıyo. Ama ne biliyomusun, hepsi geçiyo. Zaman sihirli, sen sihirlisin. Herşey aslında güzel, anlıyosun bunu zaten sonra. Ve çoğu kişinin dediğinin aksine, iş işten geçmemiş oluyo, senden götürmemiş oluyo. Herkes böyle sıkıcı şeyler söyler çünkü. Hiç inanmam. Her an en güzel an. Hepsini bilmek güzel.

Bu günlerde birşeyleri doğru yapmaya devam ettiğimize karar verdim. Delilerce dersler alma halideyiz dimi, hem anlatılanları kaçırmadan dinlemeye çalışıyoruz hem de unutmamak için not tutuyoruz. Nerden bilebiliriz doğru yolda mıyız değil miyiz, artık çok iyi biliyorum. Bunun anlamı çok büyük benim için. Çok önceden bi yazı yazmıştım yürek pusulası ile ilgili, öncek blogumda; bisicikolmaz'da kaldı. Minicik minicik detaylarda gizli tüm yaşam. Nasıl büyüleyici herşey.

Çok heycanlı günler yaşıyoruz biz. Ben nihayet şu tozlarını aldım kalbimin, azcık zaman aldı, kolay olmuyo bazı hayalkırıklıklarını saklamaktan vazgeçip kapının yanına koymaya karar verebilmek. Ben minnoş ve bıdık 'hayalkırıklığımla' vedalaşmaya çalışıp dururken serhat maymun maymun konular araştırıp araştırıp önüme koydu. Şimdi kendimi kocaman bi bitirme ödevine başlıyo gibi hissediyorum. Tüm bildiklerimle bilmediklerimi düzenlemem lazım :) Bunun yanında Zeynoşkomla da çok heycanlı bi döneme girdik. Birsürü hayal, bir sürü plan proje..

Hem sonra tek boynuzlu atlar, ormanlar, sihirli varlıklar, periler, ışık habercileri, gezegenler ve yörüngeleri, kuyruklu yıldızlar... Bunları da düşünmem lazım, minik bi kız var içimde, minik bi oğlan da kalbimde, tüm bahsettikleri bu sihirli bişiler... Görmezden gelemem heralde :)

2015 tüm parolalarımı bildi, tüm doğru kelimeleri söyledi.

Güzel bi yıl bizimle ❤


7 Ocak 2015 Çarşamba

2015’ten mektup..



Arkana yaslan ve biraz sakinleş. 

Yorulmuş gibi de yapma öyle. 

Çok fazla çaba harcıyosan bil ki derinlerde bi yerde bişeyleri yanlış yapıyosun. Ve malesef üzülerek söylüyorum ki; demek evrenle yüreğinin arasındaki bağlantı kopmuş ve sen kaybolmuş olabilirsin. Uyum içinde değilsin. Ne işaretleri görüyosun, ne de farkındasın. Bu dev gibi bişey, aşırı derecede önemli yani. Sorun sandığın ve daha pek çok kişinin sorun sandığı şeylerin her bir tanesi çok minicik ama bu çok büyük.

Şimdi basit düşün. Bi çocuk gibi.

Ne istediğini düşün. 

Sonra onu neden istediğini düşün. 

Tüm diğer sesleri sustur, gözlerin kapalıyken sessiz bi yere git, sadece yüreğini duy. Şunu hatırla; Senin yüreğin de evrenle aynı malzemeden yapıldı. Tüm yıldızlar da. Tüm kuşların yürekleri de, tüm karıncaların da.. Tüm ağaçlar da, tüm çiçekler de.. Kelebekler de.. Kozaları da..

Serhat bişey dedi bu akşam; aslında herşey birbiriyle bağlantılı. Aslında arada boşluk yok. Bunu bi düşün.

Demek ki yapman gereken bağlantıları takip etmek. 

Bu demek değil ki bekle. Yüreğinin algılarını aç ve bağlantını aktifleştir.

Unutma; seninki de, her yürek de yıldız tozundan. Sadece bunu bilmezler. Beyaz unicorn da boşu boşuna hiçbi rüyaya girmez..

Mutlu yıllar..

❤❤❤

not: bol bol çizim yap, sulu boya, doğum günü hediyen için çok güzel bi momiji seçmişsin. #sevgiyiyay

23 Kasım 2014 Pazar

Pardooon, kendime ait bi an'a bükebilir miyiz zamanı lütfeeen

 


Burda çiziyorum, burda yazıyorum, burda tahtadan kalpler melek kanatları yapıyorum, burda hayal kuruyorum son günlerde.. Serhatla akşamları sanki akşam olmamış daha uzuuun bi gün varmış gibi burda salıyoruz kendimizi, müzik dinliyoruz, kendimizden konuşuyoruz, planlar yapıyoruz..



Herşeyi satıp gidiyoruz bazen bi sahil kasabasına, serhat çiftçi oluyo, ben ıvır zıvırcı :) Bazen de franchise zinciri kuruyoruz, ayrı ayrı departmanların CEO'su oluyoruz :) Sonra yavru kedi sever gibi seviyoruz şimdiki hayatımızı.



Kendine ait bi alan ve kendine ait bi zaman çoğu zaman çoğu şeyi çözüyo.. Uzaklara götürüyo seni sonra yine dönmene yardım ediyo.. Bazen tam olduğun yere varabilmek için çook uzaklar gidip dönebilmen gerekiyo çünkü.

Düşündüğümüz şeyleri sunar hayat bize biliyorum. Değişik bi ilüzyon gösterisi gibi çünkü zaman. Yaşadığımız çoğu şey çok kendimize özgü, çok kendi elimizden çıkmış gibi. Ya korktuklarımız ya da çok büyük tutkuyla istediklerimiz gerçekleşiyo. Aklımıza hiç gelmeyen bişey olmuyo gibi genelde, az çok bildiğimiz yerlerden.



Tamda bu yüzden sihirli değnek kalbimiz. Onu dokundurarak yaptığımız herşey zamanın ötesinde.



Nasıl bi güce sahibiz diye düşünüyorum.



Çok seviyorum sonra hayatı.



❤️❤️❤️

 

21 Ekim 2014 Salı

cesaretimiz nerde?


Bazen hani birini daha önceden tanıdığımız duygusuna kapılırız ya yada bi yere gittiğimizde daha önce gelmiştim sanki buraya deriz.. Yada bi koku duyup bişiyler hatırlamaya çalışırız, neydi bu koku diye. De ja vu oldum deriz, ben bu anı yaşamıştım deriz..

İşte öyle hissettiğim bi 'dünya' var.. Ara ara tüm benliğime, her bir hücreme tek tek doluyo tüm varlığıyla, tanımlayamıyorum onu.. Sanki hücrelerimin derinlerine gömülü.. Çok iyi saklanmış, korumuş onca hayat kendini.. Biliyorum ama, daha önce yaşamışım gibi biliyorum nasıl bi duygu olduğunu onu yaşamanın.. Bütün evrenin gücü en içindeymiş gibi, istediğin herşeyi yapabilirmişsin gibi.. Sihir de yapabilirmişsin, olduradabilirmişsin, herşeyin de çaresini bulabilirmişsin gibi.. Bu içinde olduğumuzla ilgisi olmayan bi dünya, çaresizlikler, umutsuz yüzler, kabullenmiş zihinler, vazgeçmiş yürekler olmayan bi dünya.. Çekinceler, duraksamalar olmayan, gerçek bi hayat gibi..

Hayatın bi köşesinin başındayız yine bugünlerde. Köşeyi dönünce karşımıza ne çıkıcağını bilmiyoruz. Bu anı daha önce de çok kez yaşamıştık.. Ayrı ayrı da, beraber de.. Hep de bi şekilde üstesinden gelmiştik. Hayatın tam da bu olduğunu düşünüyorum. Hiç bişeyi denemeden bilemeyiz. Ama hep bi şekilde üstesinden geliriz.. Neyi beceremiceğimizi beceremeden, neyi başarabiliceğimizi de başarmadan bilemeyiz.

Geçen geceyarısı balkondaki duvarın boş bi yerinde sağ üst kısmına  suluboyayla bişiler çizdim bide şunu yazdım;

''All you need is faith, trust and a little pixie dust''

Peter Pan'dan.. Tinker Bell'in sözü, çocuklara uçmayı öğretirken söylüyo :) Çok tatlı oldu.

Peki bilenimiz var mı neden cesaret edemiyoruz hayatımızda çok şeye..

Niye bu kadar içimize işlemiş bu duygu.. Çok güzel çekiniyoruz. Geride duruyoruz. İçimize atıyoruz herşeyi. Olduğumuzun yarısını gösterebiliyoruz. Cesaret etsek neler yapabiliriz.. Cesurca elimizi tutmuyoruz kendimizin, onu orda bırakıp bi adım geri gidiyoruz çoğunda. Çok konuşuyoruz, çok biliyoruz, çok eleştiriyoruz ama az yaşıyoruz gibi.

Bide halbuki hepimiz için tek tek ayrılmış sihirli anlar var hayatta.. Cesaret edebilirsek diye bizim için varolan, yazılan ama her seferinde yaşanmayan.. En mutlu olduğumuz anlar hangileri.. Tamamen kendi bulduğumuz, ama tamamen içimizden gelen kendi hayallerimiz neler.. Ait olduğumuz yerler..

Off çok şey var, çok şey var da, oraya varmamıza da daha çok var diyorum bazen. Bilmiyorum.

O bildiğim 'dünya'nın peşinden gidicem hep. Bildiğim 'yürekler' var. Onların yanından ayrılmıcam hiç. Hiç bişeyi bilmiyorum henüz, hepsini bulucam bir bir.

Buldukça yazıcam. Yazdıkça bulucam :)

❤ ❤ ❤

resim: weheartit.com

30 Eylül 2014 Salı

Mucizeler olur..

 

Her dakika, her saniye, her an mucizeler olur..

 

Olmaz sandığımız herşey oluyo hayatta. Biz de genelde şapşal gibi "bildiğimizi" sanarız ama bilmiyoruz, çok tatlıyız o yüzden hepimiz belkide. 'Olur olur' deriz; olmaz, 'yok ya olmaz' deriz; olur.. Hiç de bozuntuya vermeyiz :)

 

Ah..

 

Mucizeler mucizeler.. O kadar çok seviyorum ki varolmakla ilgili herşeyi bu aralar.. Hayat ne kadar güzel hayat ne kadar güzel.. O gittiğimiz gecedeki kapıda misafirleri karşılayan kafasında ışıktan şapka olan uzuuun tahtalara basan uzun kızın kollarıyla yaptığı gibi uçuş uçuş sanki içinden geçtiğim heryer.. Öyle bi vals müzik çalıyo arkada hep ❤️

 

Bi minicik hayal kurup minicik bi dilek tutunca, senin için kocaman olan, gerçek oluverir ve hayatın değişir dimi.. Gerçek olunca yeniden bütün evrenin bi parçası olursun, sonsuz bişeyin bi minicik atomusun yine.. Tüm çekim kuvvetinle yörüngendesin, titreşip dururken bulursun kendini işte :) Evrensin o minicik atom halinle.. O tanıdık bildik güven duygusu, bütünü hissetmek. Doğru yolda olduğunu hissettiğin, sevildiğinden emin olduğun, yalnız olmadığını bildiğin yer..

 

Çok inanılmaz bi harikalar diyarı olduğuna katılıyorum hayatın, kimse beni inandıramaz sıkılınabileceğine, yada heyecanlanılamayacağına.. İşte o zaman derim ki 'sen gözlerini açıp bi etrafına bakarmısın'.. Ama bi gerçekten bakarmısın.. 7 milyar kişi mi yaşıyomuşuz hepberaber bu dünyada, 7 milyar farklı 'dünya'.. Hepimizinki bambaşka.. O yüzden de sırf sıkılamayabilirsin zaten, en yakınlarınınkine misafir olman yeterli.. Birine aşık olman yeter, anneni anlamaya çalışman yeter, babanın çocukluğunu dinlemen yeter, sevdiklerinin hayallerini dinlemen yeter.. Herkes kendi kurgusunu yaşıyo. Delirmiş bi güç var elimizde hepimizin. Öyle kuvvetli ki.

 

Yaratma gücümüz var. Oldurabiliyoruz. Ellerimizle sevdiğimize dokunup enerji verebiliyoruz ona. Minicik bi bebeği, daha hiç hayatı bilmeyen, komiklik de ne bilmeyen bi bebeği güldürebiliyoruz :) Bi kediyi mırlatabiliyoruz. Güç verebiliyoruz. Çözüm buluyoruz. Hayalgücümüz sınırsız.

 

Bence daha ne olabilir ki..

 

Mucizeler hep olur..

 

29 Ağustos 2014 Cuma

Teleskop alalım mesela :)


     


"Tüm evren ile bağlantımızı anladığımız “varlık” noktasına vardığımızda, var olan her şeyin bünyesinde ki sevgiyi, tanrısallığı gördüğümüzde, ışığın farkına varıp, ışıkla bir olduğumuzda ve birlik bilincine ulaştığımızda şuurumuz auranın altıncı düzeyine ulaşmıştır demektir. Göksel beden altıncı katmandır. Burası ruhsal coşkuyu ve etkiyi hissettiğimiz alandır."

Daha okurken bile insan farklı hissetmiyo mu? Kendini böyle hissetmek gibi bişey de var.. Bunlarla ilgili okumak, saatlerce konuşmak keşfetmek de var..

Tabi biriyleyken, canını sıkan bişeyi uzun uzun anlatmak, içini dökmek için olmuş bişileri bidaha bidaha yaşayıp en ince detaylarıyla konuşmak, bişeylere takılıp kalıp hep onlardan bahsetmek yada onlarca yıldır geçip gitmiş olan ve çok da basitçe yine geçip gidicek olan siyasetçiler ve yalan dünyaları hakkında tartışmak da tercih tabi :)

ay ama yok teşekkür ederim ben almıyım.

Bi an dinliyorum, katılıyorum ama çok geçmeden her seferinde aynı şeyi hissediyorum tüm hücrelerimin bıdık minnoş çekirdeklerinde hatta kofullarında  :)  ya sıkılıyorum, siyasetten de futboldan da herhangi bir fanatizimden, taraf tutmaktan, yargıdan, eleştiriden.. Ya hiç mi yapmıyorum, yapıyorum.. En basitinden bi müşterim güzelim bi yasemin incileri çayının yanında tatlı isteyince bile hemen çat diye beynimde ' yaaa onun yanında o istenir mi yaaa' diyip geçiyorum yada en alakasız biri için 'ya onunla o giyilirmi ıyy'..

Ohooo bunlarla dolu beynim :) önyargıya da eleştiriye de sahipim ne yazık ki.. Ama neyse ki iz miktarlarda :)

Ama hiç kimse ama hiçbirkimse benim bi dertten 10 dk.dan fazla neden sıkıntı duyduğumu anlattığımı duymamıştır.. Şikayet etmem ki hiç, bununla övündüğümden marifetten saydığımdan değil; sevmediğimden. Sevmiyorum.

Çözüm bulmayı seviyorum, üretmeyi seviyorum. Yaratmayı seviyorum. Sorunu bulmayı seviyorum. Ama ondan şikayet etmeyi sevmiyorum, o yüzden de önce kendim etmiyorum. Faydasız buluyorum. İçini dökmek diye bişey var mı emin değilim. İçini dökmek mi içini şişirmek mi bilmiyorum. Gerçekten de emin değilim. İçini sorunları çözerek dökebilirsin, sakız gibi aynı şeyden şikayet ederek değil. Öyle zamanlarda evrenle bağlantımızı koparıyoruzdur heralde.. Onun yaratıcı gücüne kapatıyoruz kanallarımızı. Unutuyoruz orda, heryerde olduğunu.

Miniciğiz, sorunların hepsi herbiri de minicik. Geçici ve minicik. Sağlık en önemlisi ve onuda bozan kendi minicik beyinlerimiz ve beyinlerimizin yarattığı blokajlar, sınırlar.. Evet, Beyinlerimiz minicik bence, kocaman bişey varsa sahip olduğumuz o da yüreklerimiz.. Beyin, zihin; bunlardan faydalanabiliriz sadece. Ama yürekten faydalanamazsın. Yürekle işbirliği yapmadan herhangi bi başarı elde edilebileceğine inanmıyorum hayatımızda. Bize iç huzur ve mutluluk getiren bişey başarıdır sadece. Kazanılan yada geçilen aşamalar değil.

Orda dışarda bi evren var, varoluş var, yüzyıllar var yaşanmışlıklarla dolu, bide minicik insan ömürleri var. Hepsi kendi dönemlerindeki sorunlarda boğulmuş, kimisi hiç hissetmemiş varoluşu, korkularla yaşamış çocuklarını öyle büyütmüş, onlar kendi çocuklarını, onlar da kendi çocuklarını.. Ama hepsinin ömürleri minicikmiş. Onlar gelip gitmiş. Dönemler geçip değişmiş, evren kanunlarıyla hep dengelemiş herşeyi.. Kötülük ve acı hep orda biyerde varmış, onun ötesinde de sevgi, ışık hep varmış.

Mesela tüm o zamanlarda da tam şu anda da satürnün etrafında gaz fırtınaları çakan şimşekler var, o minik taşlar etrafında dönüp duruyo. Dışarda delilercesine yıldız kümeleri, derin bi sessizlik, sonsuzluk, bi varoluş var.. Bunları düşünmek bi meditasyon.. Bunları hissedince etrafındaki minik sorunlara teleskopun tersinden bakabiliyosun..

Haftasonu selimiyeye gittik, bi tanecik gece orda uyuyup ertesi gün dönmek için kaçtık resmek evden :) tüm gün dinlendik hiçbişey yapmayarak, gece de bi şezlonga uzandık.. Bunu daha önce de yaptık, mesela sadece bi gece için kabak koyuna gittik.. Orda bitek şey yapabilirsin. Doğayla başbaşa kalabilirsin.. O kadar.. Şehirdeyken sadece spiritüel olarak değil fiziksel olarak da karmaşanın merkezindeyiz, o yıldızlar kendini gösteremiyo bize biz evminizin balkonundayken.. Ne kadar parlasa da göstermiyo kendini.. Selimiye de samanyolu sereserpe ordaydı.. Burda hepitopu 6-7 tane kocaman parlak yıldız bulabiliyosak, orda sayamıyosun ki gökyüzü yıldızdan zaten.. Özlüyoruz dimi aslında hep orda olan bişeyi görememekten. Diğer çok şey gibi.

Ve sonuç..

Hayatlarımızdaki durumlardan şikayet etmeyi bırakıp sevmiyosak sonlandırıp, seviyosak da sevgiyle kabullenelim. Basit düşünelim. Basite alalım.

Teleskop alalım mesela :) Belki de herkesin evinde bi teleskop olmaması deliliktir. Orda öylece duran bi evren varken bizim ona bakmamamız gerçek bi deliliktir belki de.. (Bu kısım pek yakında bişiler bıdı bıdı)

Haftasonu için de olsa şehirden uzaklaşalım. Maddi bahaneler üretmeyelim, gereksiz şeylere para ve enerji harcamayalım, bunlara ayırabilelim. O kadarını hakedelim.

Evrene uyum gösterelim. Sevelim. Herşeyi sevebilelim.
Sevmekle çoğaldığını görelim hayatın ❤️

20 Temmuz 2013 Cumartesi

biz neden varız ya

Upuzun dinlendik serhoskmla uzaklaşıp. Uzun uzun sustuk, uzun uzun dinledik. Kaçışımızın ilk iki günü zaten adapte olamadık. Tam iki koca şapşaldık :) Çünkü o kadar koşmaya, aceleye, yetişmeye, planlamaya programlanmışız ki, salamadık kendimizi. Uyuyomuşuz. Uyandığımızda üçüncü gündü ❤  
Hiç bitane normal bişey yapmadık. Herşeyi ilk defa yaptık, keşfettik durduk. Taşları dinledik, sulara sarıldık (laf olsun diye demiyorum gerçekten :) saklıkentte mağaraların duvarlarından sızan sulara yanağımızı yaslayarak sarıldık resmen :) özlemişiz :), tırmandık, indik, atladık, uçtuk.. Ben gittiğimde mesela ara ara hala midem ekşiyodu, bulanıp duruyodu, orda unuttum gitti :)
Unutmamız lazım bazı bildiklerimizi, herşeyi hatırlamamız, doğru analiz etmemiz gerekmiyo, hep haklı, hep doğru bilmek zorunda değiliz. Herşey hakkında blirkişi raporu vermemiz gerekmiyo. Bazen biçok şey, sadece çok ”olabiliiir”. Kabul. Yada ‘tamam noolmuş yani’
Bu uzaklaşma beni kendime yaklaştırdı. Özellikle Serhat tam bir filozoftu tatil boyunca :) Onun kurcalamaları, soruları, cevapları.. O bi level atladı zaten bulduğu cevaplarla. Beni de aydınlattı. 
Asıl sorumuz şuydu kabakta o kapkaranık sahilde, etrafta kimse yokken, çıt bile çıkmıyoken, sadece dev gibi yamaçlardaki cır cır böcekleri ve yatarken ayakucumuzdan başlayıp kafamızı en yukarı kaldırdığımızdaki yerde dağın üstünde biten yıldızlar varken sorduğumuz;
'neden olmuşuz ya biz?'
neden varız yani?
Didinip uğraşma çabamız niye, asıl ne? Sonuçta dedelerimiz 80 yaşında işte şu anda, bazıları bizimle bazıları diil,  onlar ne hissediyo, yani belli bi maddi seviyeye gelmek, belli malı mülkü edinmek, çoğalmak, aile olmak peki sonra.. 
Çok derinden, sessiz bişey var süregelen, yüreğimizden geçen, pır pır ettiren, gözlerimizi parlatan, ‘ayyyyyyy’ dedirten, yada zaman zaman içimizi parçalayan, yaralayan.. Bu duygular dinleyince çok şey anlatıyo, sanki gökyüzüyle, ağaçlarla, toprakla, hayvanlarla aynı dili konuşuyo, evrensel varoluşla aynı şeyi hissediyo.. Duruyo herşey.. Durmayan biçok şey boşuna ve saçma geliyo. 
Çok şey daha farklı artık. Değişiyo yaşamımız hepimizin.
Aynı yerde durmak, aynı açıdan bakmak, bundan sıkılmamak doğru değil. Çok şey var bulmamız gereken, hissetmemiz, paylaşmamız, üretmemiz, çoğaltmamız gereken ❤
Nefes almak, rutini kırmak, kendimiz olmak.. Ne kadar çok şey var bilmediğimiz.. hemde içimizde bulunmayı bekleyen ❤
❤❤❤

Upuzun dinlendik serhoskmla uzaklaşıp. Uzun uzun sustuk, uzun uzun dinledik. Kaçışımızın ilk iki günü zaten adapte olamadık. Tam iki koca şapşaldık :) Çünkü o kadar koşmaya, aceleye, yetişmeye, planlamaya programlanmışız ki, salamadık kendimizi. Uyuyomuşuz. Uyandığımızda üçüncü gündü ❤  

Hiç bitane normal bişey yapmadık. Herşeyi ilk defa yaptık, keşfettik durduk. Taşları dinledik, sulara sarıldık (laf olsun diye demiyorum gerçekten :) saklıkentte mağaraların duvarlarından sızan sulara yanağımızı yaslayarak sarıldık resmen :) özlemişiz :), tırmandık, indik, atladık, uçtuk.. Ben gittiğimde mesela ara ara hala midem ekşiyodu, bulanıp duruyodu, orda unuttum gitti :)

Unutmamız lazım bazı bildiklerimizi, herşeyi hatırlamamız, doğru analiz etmemiz gerekmiyo, hep haklı, hep doğru bilmek zorunda değiliz. Herşey hakkında blirkişi raporu vermemiz gerekmiyo. Bazen biçok şey, sadece çok ”olabiliiir”. Kabul. Yada ‘tamam noolmuş yani’

Bu uzaklaşma beni kendime yaklaştırdı. Özellikle Serhat tam bir filozoftu tatil boyunca :) Onun kurcalamaları, soruları, cevapları.. O bi level atladı zaten bulduğu cevaplarla. Beni de aydınlattı. 

Asıl sorumuz şuydu kabakta o kapkaranık sahilde, etrafta kimse yokken, çıt bile çıkmıyoken, sadece dev gibi yamaçlardaki cır cır böcekleri ve yatarken ayakucumuzdan başlayıp kafamızı en yukarı kaldırdığımızdaki yerde dağın üstünde biten yıldızlar varken sorduğumuz;

'neden olmuşuz ya biz?'

neden varız yani?

Didinip uğraşma çabamız niye, asıl ne? Sonuçta dedelerimiz 80 yaşında işte şu anda, bazıları bizimle bazıları diil,  onlar ne hissediyo, yani belli bi maddi seviyeye gelmek, belli malı mülkü edinmek, çoğalmak, aile olmak peki sonra.. 

Çok derinden, sessiz bişey var süregelen, yüreğimizden geçen, pır pır ettiren, gözlerimizi parlatan, ‘ayyyyyyy’ dedirten, yada zaman zaman içimizi parçalayan, yaralayan.. Bu duygular dinleyince çok şey anlatıyo, sanki gökyüzüyle, ağaçlarla, toprakla, hayvanlarla aynı dili konuşuyo, evrensel varoluşla aynı şeyi hissediyo.. Duruyo herşey.. Durmayan biçok şey boşuna ve saçma geliyo. 

Çok şey daha farklı artık. Değişiyo yaşamımız hepimizin.

Aynı yerde durmak, aynı açıdan bakmak, bundan sıkılmamak doğru değil. Çok şey var bulmamız gereken, hissetmemiz, paylaşmamız, üretmemiz, çoğaltmamız gereken ❤

Nefes almak, rutini kırmak, kendimiz olmak.. Ne kadar çok şey var bilmediğimiz.. hemde içimizde bulunmayı bekleyen ❤

❤❤❤


14 Şubat 2013 Perşembe

“Keşfet”teki gizli güç!

Keşfet!
“Keşfet”teki gizli güç!
Ne kadar uzun bi kelime ya aslında. Bütün yapılıcaklar listesini değiştirtebilir farkına varan birine. Seni o ana çeken, kendine yakınlaştıran ne kadar derin bi kelime benim için”keşfet”.
Kendimizi tanımadığımızı, hatta kendimize çok da uzak olduğumuzu düşünüyorum çoğu zaman. O yüzden etrafımızda bu kadar çok insan bişeylerden şikayet ediyo, güç topluyo gibi, kimileri duvarlar örüyo, prensiplere sığınıyo, kimileri saklanıyo, aynı aynı yaşıyo mecburmuş kılığında. Çünkü bence sadece ve sadece kendinden çok uzak biri mutsuz olabilir, terkedilmiştir çünkü o kendi tarafından.
Bizim bıdık kafenin müşterilerinden birini anlatıcam. Her hafta mutlaka bi defa gelen çok sevimli bi bayan bu. Ağır, oturaklı ama çıtı pıtı bi bayan. Hep çok hoş ve zevkli giyimli, bakımlı, güleryüzlü. Küçük bi kızı var ama inanılllmaz tatlı. Çok kibar ve tatlı da bi eşi var. Onlarla geliyo genelde. Bide 1-2 arkadaşı var, yabancı, onlarla gelince ingilizce konuşuyolar hep ve itiraf ediorum dinliyorum ben onları. Hep insanın kendini anlaması, neler hissettikleri ve başa çıktıkları duyguları hakkında konuşuyolar. Hep bişeyleri keşfettiklerini anlatıyolar aslında yada konuşurken keşfediyolar, heyecanlarını hissediyosun muhabbet ederken onlar. Onlar diziler, videolar, politika yada ‘biri’leri hakkında konuşmuyo, kendi derinlikleri hakkında saatlerce o kadar süper konuşmaya dalıyolar ki.. Benim de galiba en sevdiğim şey bu. Yani kimin ne keşfettiği, yeni ne bulduğunu saatlerce çözebilirim. Çünkü orda aslında kendini tanıyo insan.
Sınırlarımız ne hiç bilmiyoruz, kalıplarla çok meşgulüz. Herkesin onayladıkları, ortak fikirleri, o mantık çerçeveleri beni eskisinden daha çok sıkıyo artık. Çok yanlış olduğunu hissediyorum olduğumuz yerlerin o zaman, biz neden kısıtlıyoruz kendimizi. Yaptığımız iş, koşullarımız, etrafımızdakiler ne olursa olsun… Bunlar engel mi kendimiz olmaya.
Keşfedicek çok şey var. İçimizden başlayıp yine içimizde bitebilicek kadar çok. Bi evren düşün işte o kadar çok. O kadar sınır tanımayabiliriz işte!
Pencereleri kapıları aç, yeni yeni yerler aç, dinle olanı, içine dolsun müzik, seninki de duyulsun yukardan, o kadar ki fikrin sıradan hissetsin kendini içinden geçenlerin yanında ❤

Keşfet!

Ne kadar uzun bi kelime ya aslında. Bütün yapılıcaklar listesini değiştirtebilir farkına varan birine. Seni o ana çeken, kendine yakınlaştıran ne kadar derin bi kelime benim için”keşfet”.

Kendimizi tanımadığımızı, hatta kendimize çok da uzak olduğumuzu düşünüyorum çoğu zaman. O yüzden etrafımızda bu kadar çok insan bişeylerden şikayet ediyo, güç topluyo gibi, kimileri duvarlar örüyo, prensiplere sığınıyo, kimileri saklanıyo, aynı aynı yaşıyo mecburmuş kılığında. Çünkü bence sadece ve sadece kendinden çok uzak biri mutsuz olabilir, terkedilmiştir çünkü o kendi tarafından.

Bizim bıdık kafenin müşterilerinden birini anlatıcam. Her hafta mutlaka bi defa gelen çok sevimli bi bayan bu. Ağır, oturaklı ama çıtı pıtı bi bayan. Hep çok hoş ve zevkli giyimli, bakımlı, güleryüzlü. Küçük bi kızı var ama inanılllmaz tatlı. Çok kibar ve tatlı da bi eşi var. Onlarla geliyo genelde. Bide 1-2 arkadaşı var, yabancı, onlarla gelince ingilizce konuşuyolar hep ve itiraf ediorum dinliyorum ben onları. Hep insanın kendini anlaması, neler hissettikleri ve başa çıktıkları duyguları hakkında konuşuyolar. Hep bişeyleri keşfettiklerini anlatıyolar aslında yada konuşurken keşfediyolar, heyecanlarını hissediyosun muhabbet ederken onlar. Onlar diziler, videolar, politika yada ‘biri’leri hakkında konuşmuyo, kendi derinlikleri hakkında saatlerce o kadar süper konuşmaya dalıyolar ki.. Benim de galiba en sevdiğim şey bu. Yani kimin ne keşfettiği, yeni ne bulduğunu saatlerce çözebilirim. Çünkü orda aslında kendini tanıyo insan.

Sınırlarımız ne hiç bilmiyoruz, kalıplarla çok meşgulüz. Herkesin onayladıkları, ortak fikirleri, o mantık çerçeveleri beni eskisinden daha çok sıkıyo artık. Çok yanlış olduğunu hissediyorum olduğumuz yerlerin o zaman, biz neden kısıtlıyoruz kendimizi. Yaptığımız iş, koşullarımız, etrafımızdakiler ne olursa olsun… Bunlar engel mi kendimiz olmaya.

Keşfedicek çok şey var. İçimizden başlayıp yine içimizde bitebilicek kadar çok. Bi evren düşün işte o kadar çok. O kadar sınır tanımayabiliriz işte!

Pencereleri kapıları aç, yeni yeni yerler aç, dinle olanı, içine dolsun müzik, seninki de duyulsun yukardan, o kadar ki fikrin sıradan hissetsin kendini içinden geçenlerin yanında ❤