Keşfetmiştim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Keşfetmiştim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2015 Perşembe

..zamanda yolculuk

Hiçbir mantıklı tarafı olmamakla birlikte, muzurluğa dayanan hipotezim; zamanda yolculuk yapabilmiş olmak :)

Herşey bikaç ay önce serhoşkomun benelux turu almasıyla başladı. Ben kontrol edemediğim bilinçaltımda 'kesin bi aksilik çıkıp gidemiceğimiz' sesini bastırıp duymazdan gelmeye çalışırken zaman geçiverdi ve resmen bir gün istanbulda Düsseldorf uçağımızın kalkış saatini beklerken buldum kendimizi.



Sabah 11:40 da kalkan uçağımızla 3 saat 10 dakika dünya kendi bıdık hızıyla dönerken gökyüzünden  gittik ve yeryüzüne indiğimizde 14:50 olması gereken saat orda yerel saatiyle 13:50ydiiiii :) Huhhuuuu işte zaman yolculuğu başarıyla tamamlanmıştııı :) O gün her türlü bi saat daha fazla yaşadık yerel zamanla :)

Bence burda çok eğlenceli bi sihirlilik durumu var, böyle düşünmeyince sıradan ama böyle düşününce de 'yaşasııın'ı hakeden bişiy :P

Zamanda yolculuktan karlı çıktık, belki bir saat sonrasına gitseydik çok şirin gelmezdi bu hipotezim; o zaman boşverebilirdim :)

Düsseldorf'tan Lüxemburg'a, ordan Paris'e, ordan Brüksel'e, ordan Brugge'a, ordan Amsterdam'a, ordan Volendam'a gittik.. 7 gün boyunca sabah 8 buçukta otelden çıkıp gece 12 de odamıza döndük; sadece gezdik gezdik gezdik.. Nerdeysek orda yaşayanların yaptıklarını yaptık, bazen saatlerce bi kafede oturduk, bazen kilometrelerce yürüdük, bazen Louvre Müzesinin koridorlarında zamanı unuttuk, bazen Notre Dame kilisesini aşırı gotik bulduk, çok bilmiştik :)



Ben Paris boyunca günlük tuttum, minik kağıtları, biletleri, etiketleri yapıştırarak; her anı, her kafeyi her girdiğimiz yeri yazdım... Senelerce birikmiş bir Paris hayali neleri hakediyosa hepsini yaptım.. Serhoşkom da bana sabretti :) Çünkü ben azcık kafayı yemiş olabilirim Pariste :) Yine iyi; müzikal bi filmde oynuyomuş gibi sokaklarda şarkı söyleyerek ve dans ederek de gezebilirdim ama tuttum kendimi :) 3 gün Paris bi peri masalı gibi geçti..

Luxemburg ve Brüksel 1'er gece konaklayıp şehir turu yaptığımız geçiş noktalarıydı sadece.. Luxemburg'a geldiğimizde pazar günüydü ve hayat durmuştu, sadece herkes inanılmaz şık ve herşey inanılmaz pahalıydı.. İnanılmaz düzenli ve muntazam.. Brüksel merkez çok sıradan geldi, etkilendiğim ne oldu orda bilmiyorum resimlere dönüp bakmam lazım, aklımda kalan sihirli gelen bi tarafı olmadı.. Ama Brugge çok farklıydı.. At arabaları, tarihi evler.. Masal kasabası gibiydi.. 



Paris'ten sonra ikinci inanılmaz yer Hollandaydı; Amsterdam ve o minnak köy Volendam.. Amsterdamda dolu dolu 2 gün gezdik ve kesinlikle yetmedi.. Halbuki haritada bakınca dolaşması kolay gibi görünen bi şehir ama sokaklarıııııı, köprüleriiii, tasarım mağazalar, insanların evleri, akşam sokaklarda kurulan şampanyalı şık sofraları, rahatlıkları, tatlı tatlı elbiseleri ve topuklu ayakkabılarıyla bisiklete binen bayanların güzelliği, erkeklerin hepsinin ünlü film yıldızı gibi oluşu, ama herkesin de o sadeliği.. Yasaklar olmayınca neyin huzur verdiğini keşfetmiş gibiydi herkes.. Dingin yüzler, sade tarzlar, gösterişten uzak hayat tarzları.. Bizim alışık olduğumuzun çok dışında bir dünya.. Hiç doyamadık..




Şimdi anlıyorum 'dünyayı gezmek'teki büyülü şeyi, heyecanlanıyorum.. Daha çok yer görmek istiyorum, daha çok insan tanımak istiyorum, izlemek istiyorum hayat tarzlarını, neler olduğunu görmek istiyorum DÜNYA'da..

Türkiye'yi de daha çok tanımak istiyorum..

Alışmak çok sıradan, alışıp sıradanlaşıyosun, hep öyleydi ve öyle olacak sanıyosun.. Burda bize olan bu, televizyonda olan bu, haberlerde olan, sokakta olan bu.. Çünkü konular benzer, korkular benzer, endişeler aynı..

Bu yüzden bizim yüreklerimizi hep dinç tutmamız, hayal kuramız, gökyüzüne daha çok bakmamız lazım.. O kadar mutluyum ki.. İlk içimden geçen herkesin bu duyguları tatması, yayması, paylaşması.. İkinci içimden geçen de tüm dünyayı gezebilmek.. Her fırsatta, minicik minicik bile olsa keşifler yapmak..

Hayaller biriktirip bütün dünyada dilediğimiz gibi harcayalım :) Biriktirdiğimiz hayallerle beğendiğimiz bütün anıları alalım kendimize..


20 Ekim 2014 Pazartesi

Ördek olsam ben de burda yaşardım :)


Burası Karagöl.. Bizim eve 35 dk, 22 km.  

Virajlı yollardan yaşlı kocaman ağaçların arasından geçiyosun giderken, gidiyosun gidiyosun, o kadar ki, hava değişiyo, ağaç çeşitleri değişiyo.. Sanki uzak bi dağın gizli bi yerine hızlandırılarak gidiyosun. Vardığında etrafında yürüyerek 10 dk'da bi tur  atabildiğin o gümüş rengi göl işte karagöl..  3 kaz 2 ördeğin de evi aynı zamanda, eliniz boş gitmeyin derim :)


Sabah erkenden uyanıp gittik biz, bıdık bi termosta çay demledik, yanımıza da 2 termos bardak aldık, 2 de gevrek, zeytin, peynir, su.. Sıkıca da giyindik ama, iyiki öyle yapmışız, evden çıkarken hava 16 dereceydi orda 11 derecelere düştü ve yukarda bulutların acelesine inanamazdınız.. Nasıl bir rüzgar.. Orda çadırlarda kalan gençler ateş yakmış kahvaltı ediyolar,  çoğu kişinin bide köpişi var yanında, tracking yapan sevimli sevimli gruplar.. Piknik masaları, mangal yerleri, çocuklar için güzel bi oyun alanı bile var. Biz gittiğimizde tüm masalar boştu mesela.. Kahvaltıdan sonra kazları besledik biraz, fotoğraf çektik, manzarayı ve mis gibi havayı depoladık.. Sonra eşyaları arabaya bırakıp yürüyüş yaptık.. 



O kadar güzel, ama o kadar güzeldi ki..

Tam pazar sabahıyla ilgili hayal ettiğim tüm herşey gibi.. Gerçekten gözlerini kapatıp dağı, rüzgarı, yaprakları dinleyebildiğin bi yer.. Her adımında kuru yaprakların hışırtısı ve uupuzun ağaçların müzik sesi var sadece.. Yaprakların arasında değişik renkte çekirgeler var ama zaten sen görünce hemen kaçıyolar.. 

Her renk var, her his, her ferahlık var.. Bu içinde koşturup durduğumuz düzenin ne alaka olduğunu sordurtan her soru var.. Seneler önce daha gofret varken hepberaber kaz dağlarında bi yürüyüşe çıkmıştık, o da harikaydı.. Bi kere gofret vardı zaten :) Minik cüce köpişkomuz, bebeğimiz.. Şelaleler, dev ağaç kovukları, kardelenler.. Değişik bi atmosferi vardı oranın, masallardaki gibi.. Teyzemler de vardı. Teyzem çok tatlıdır benim, değişik bi gözle görür dünyayı özellikle de doğayı.. Demişti ki ''burda yanından geçtiğimiz her ağacın her taşın, her çiçeğin bi perisi var onu koruyan yanında olan.. Onlarda bizi izliyolar şimdi, ne diyolardır acaba bize?'' Hiç biliyomuydunuz bunu, yaaa :)

İşte böyle bişi bu sabah da vardı biz yürürken.. 

Orda yürürken bi de bakıyosun solda, üstünde 'BÜFE' yazan, ufak bi bina, önünde ekilmiş küçük bi alanda biberler, güller, düzensiz düzensiz bişiler bişiler ama belli sevilen, bakılan bi yer.. Yarısı plastik, yarısı ahşap masa sandalyeler.. Bi aile işletiyo sanırım orayı ama belli hepsi çok iyi, tertmiz insanlar.. Derken baktık masanın birinde boş türk kahvesi fincanları var, yaşasıııın, türk kahvesi var burdaaa :) Orda da 3 köpiş güneşleniyo, mest olmuşlar.. Onlar bakıyo onlara belli.. Bi de inanılmaz minnoşlukta bi gri kedi.. Bi british shorthair kedi hemde.. Minyon :) Allahııım, adı da 'hurma'ymış, onların kedisiymiş, ama nası tatlıı :)

Bi tur attık en son gölün etrafında, yine yine gelelim buraya diye diye döndük.. Ama tabi biz göle döndüğümüzde insan kitlesi tamamen değişmişti, dolmuşa doluşup gelen insanlar, son ses müzik açmış şahinler doğanlar, heryeri saran bi mangal kokusu, tüm piknik masaları dolmuş.. Saat 12yi geçmişti, tamaaam, hadi dönebiliriz artık dedik.. Dünyanın en minnoş tatlı pazar sabahlarından biriydi tam istediğim gibi.. Teşekkür ederim ❤️

Bu gibi zamanların sonunda hep hissettiğimiz gibi, aslında mutlu olduğumuz sevdiğimiz hayatın bu olduğunu, hayatın aslında ne güzel olduğunu, nası yenileyici olduğunu, enerjik zevkli olduğunu, sık ve düzenli aralıklarla şehirden uzaklaşmanın ne kadar iyi geldiğini, ihtiyacımız olduğunu düşündük bugün eve döndüğümüzde serhoşkomla.. Tüm günümüz güzel geçti sonra..

❤️❤️❤️


1 Ağustos 2014 Cuma

…ne tatlı yerler var ❤


Hep yaz tatili muhabbetlerinde Kaş’a ille git ille git derlerdi de öyle kalırdı..



Yaaaa biz bu yaz iznimizde hadi dedik bu sefer Kaş’a bi uğrayalım.. 

Ama bu kadar mı olur, bu kadar tatlılık nasıl olabilir.. Resmen heyecanlanıyorum yazarken nerden başlıcağımı hiç bilemiyorum. Sesler, kokular geliyo aklıma :) Hep bi gülümseme hali yerleşiyo yüzüme.. Biz uğradık ve bi parçamızı bıraktık, ilk fırsatta kaçalım buraya diye söz verdik :)

Şimdi.

Hani alaçatıya öööyle aşığıyım ya, ‘ilham kaynağı’ derim oraya hep ama hayatta yazın kalabalığında da gitmem.. O kalabalıkta alaçatıyı göremezsin gidince zaten, ya yaz öncesi ya yaz sonrası minik dozlarda alınınca güzel.. Çünkü fena bi bıdık mikrop bence alaçatı, kapanlar bilir :) Ödüm kopmuştu serhat alaçatıyı artık sevmicek sıkılcak diye teapotu orda toplarken o yaz.. 

                   
image

Kaş tam bir minnoş, o sevdiğim hayat tarzı kokulu ara sokakları, rengarenk kaliteli dükkanları, hepsi ayrı bi tarz sahibi dükkan sahipleri..

                      image
Etrafındaki efsane koyları, caretta carettaları, denizinin rengi, likya kalıntıları, tarihi, mitoloji mitoloji esen rüzgarı.. Biz dalmadık ama scuba divingi, paraşütü.. 

Biz ilk gittik.. Daracık sokağın birine girdik, heryerde kediler acaip keyif yapıyo mama kapları su kapları var.. Bi evin kocaman antika kapısında masmavi gözlü bi siyam kedisi dışarıyı izliyo.. Ordada panda desenli anne kedi 3-4 yavrusuyla oynuyo..
image

Ayyyy Allahıııııım dedim sevicem bunlarııııı duuur.. Sonra baktık siyam kedisinin bahçesi aslında bi cafeymiş.. Tamda alaçatıyı sevme sebebim olan bu keşfetme duygusuyla ‘hadi dedim gel oturalııım’  Daha da yeni geldik azcık gezelim istiyoruz bi yandan ama ya bulamazsak burayı bidaha diye de tırsıyorum, ordaki bi kadın güldü bize.. ‘zaten sadece 2 sokak var burda’ dedi :)

Harbiden de resmen iki paralel sokak ve aralarındaki minik sokaklar var..

                        image

Biz Kuytu Köşe'de kaldık.. Zaten aslında Kaş'a da ilk tam onun köşesinde olan Kuytu'da vurulmuştuk :) Hiç bilmeden de orda yer ayarlamışız kendimize :) Her ikisinin sahipleri de ortakmış zaten.. Aşırı derecede tavsiye ederim ❤  Zaten o kadar sevimliler ki, sanki eski bi arkadaşınızın kaşta oteli ve cafesi varmış da yanına uğramışsınız gibi hissediyosunuz.. Onlar direk yönlendiriyo zaten napmalı nerelere gitmeli diye.. Onların yönlendirmesiyle tekne turuna çıktık mesela, Mavi kaş'la.. Tüm o caretta carettaları o zaman gördük, likyalıların antik batık kentlerini o zaman gördük, ben kendimi likyalı bi prenses zannetmeye orda başladım :) Korsan mağaraları, denizin içine kadar inen merdivenler, kaleler.. Allahım rüya gibiydin Kaş ya.. 3 gece kaldık..

image

Dönerken de Xsanthos’a uğradık.. Likyanın başkenti.. Orası da sihirli antik yerlerden birisi, Likyalıları hiç öyel detaylı bilmezdim ben merak da etmezdim. Hatta ilk duyduğumda ukala ukala ‘kimdi onlar ilk parayı bulanlar dimi’ demiştim, Lidyalılar buldu halbuki.. Likyalıların çok farklı hatta üzücü bir tarihleri var.. En sonunda anadoludaki beyliklere karışmışlar, bazılarımız da likyalıyız yani :) 

Dünya kadar resim çektim, yazılar biriktirdim, ilham topladım.. Tatil deyince biraz hippielik, biraz sihir, biraz doğa, biraz gökyüzü arıyoruz bi serhoşkomla. Şimdiye kadar Kabak’ta bulmuştuk, takılıp kalmıştık oraya.. Likya yolu oralardan başlayıp 500 küsür km sahilden güneye devam ediyo.. Bi likyalılık var galiba bizde de çözemedim :)
Bazen bıdık tesadüfler birbirini kovalıyosa anlarsın ki doğru yoldasın ve onlar aslında tesadüf değil.. O zaman içindeki ses mutluluktan bayılıcak gibi olur, herşey başka renkte, başka tadta, başka seste olur.. Koskoca tatil kasabası sen gelmeden önce aralarında koşuşturmuş durmuş her minik detayı senin sevdiğin yere koymuş, sen mutlu ol diye öyle yapmıştır  ve sen buna adın gibi eminsindir :) O yaz tatili bi film, sen başrol oyuncusu, arka fon müziği senin en son favori şarkındır..

Bu yaz İlk o Kaş’a keşfe gittiğimiz gün serhat kaputaş’ın merdivenlerinde ”in pursuit of magic” yazısını göstermişti bana.. Herkes de görüyo zaten gizli bi yazı diil ama çok tanıdık.. Çok bıdık..

Bunlar benim bıdık hayatımın özeti gibi;

Serhat benim sihir göstericim ❤

Sihir benim peşinde olduğum ❤


12 Ocak 2014 Pazar

İlham topladıııık biiiz


'Ben bişey istiyorum'
‘Benim günüm olsun muu bu pazaar? :)’ 

dedim serhata..


Çünkü 15 ocak haftaiçine denk geliyo ve ben tam gün istiyorum bu sefer niyeyse, tüüüm günü hissetmek istiyorum. Düşünmek istiyorum, hayal kurmak, yürümek, keşfetmek, nefes almak ve dönüpte bi bakmak istiyorum neler hissettiğime..

'Olur :)'

dedi..


Yuppii, o zaman Alaçatıııı.

Aslında alaçatıya çok pis bozulmuştuk son zamanlarda. Zihnimde alaçatı sezon açılınca çıldırmış bi kalabalık tarafından saldırıya uğrayan, işyeri ve arsa sahiplerinin gözünü para bürümüş bi magazin sosyete merkezi, eyvah.

İnsanların tüm sihirini soğurduğu bi yer oldu gözümde. Serhat da özellikle tea&pot’u alaçatıda açtığımız yaz aşırı soğudu ordan. Ama o daracık sokakları, rengarenk kapılarını, kedileri, köpekleri, çiçekleri, el yapımı butik dükkanları ben bu aralar o kadar çok özledim ki.. Oranın verdiği ilhamı özledim..

Yürüdük tüm sokaklarda, dükkanların bi kısmı kapalıydı ama çoğu da açıktı.. Bir sürü resim çektim.. Hayaller kurduk birlikte, tanıdıklarla karşılaştık izmir küçük :) Çok tatlı dükkanlar gezdik, sahipleriyle tanıştık sohpetler muhabbetler.. Uzun zamandır salon için aradığımız bulamadığımız abajuru bulduk dünya tatlısı bi dükkanda, aldık.. Dükkanın adı Sakula.. Sanskritçede ‘sa’ doğmak demekmiş ‘kula’da aile.. Aşırı tatlı bi sahibi var mehtap isimli.. En altta paylaştığım resim orası..

Sokak aralarında mekan sahipleri arkadaşlarıyla mekanlarında tatlı müziklerle oturmuş muhabbet ediyodu.. Çok tanıdıktı herşey :)

Eve dönerken arabanın arka camında güneş batıyodu önümüzdeki bulutlarda pespembeydi.. Ruhum hafiflemiş, minik hayalim gerçekleşmiş bi şekilde dudaklarımı kontrol edemiyodum ben gülüp gülüp konuşuyodum bırbırbır :) Herşey serhatlayken güzeldi, fazla yeni karar almadım sevdim halimi, alaçatıyla da anlaştım aramda; yazın gelmem ben ama hep gelirim dedim yürüyüşe keşfe..

29 yaşımı doldurdum 30a girdiiim sayılır artık 3 gün kaldı hoşgeldiiim :)


16 Ekim 2013 Çarşamba

Sakinleşmek çok güzel bazen, birazcık öyle duraksamak..


Uzaklaşmak.. Hergünkü şeyleri biraz yapmamak, biraz daha az yorum yapmak, çok çok dinlemek.. Cevap vermek yerine içten içten gülümsemek, pek sorgulamamak.. Öyleyse öyle.. Olmuşsa olmuş.. Pek de ala olmuş :)
Aşırı tatlı iki kişiyle tanıştım ve heralde çok değişik bi yere yerleştirdim içimde onları öyle şirin yanyana yine. 80li yaşlardalar, karı koca.. Yemek yedik birlikte.. Onlara teşekkür ederim :)

Çünkü olabiliyormuş gördüm.

Birisi Erdoğan amca. Cerrah. Emekli olunca kendi teknesini yapmış 12,5 metre (ama daha büyükmüş gibi duruyo). Neleri varsa satmış o tekneyi yaparken, bi parçasını almak için sadece atlar başka bi ülkeye gidermiş. Eşi Sevim teyze “iki dairemi sattık” deyince şok oldum o da “ama tüm dünyayı gezdik” dedi muzur muzur gülerek. Sevim teyze “çok sabrettim, çok zor” diyo onunla hayat için. O da zaten kendisi için “fazla normal değilim” diyo :) Antika bi hayatı varmış, kendisi de hep antikaymış.. O bunları anlatırken Sevim teyze gözleri pırıl pırıl onu dinliyo. Çok çekmiş ondan gibi dinlemiyo. Asil, saygılı, biraz yorgun ama seven bi kadın olarak sahip çıkarca dinliyo.. Masal gibiydiler ya.. En sonunda da “ben bunları yapabildim çünkü” diyo sol elinin baş parmağıyla solunda ona tatlı tatlı bakan Sevim teyzeyi gösteriyo, “o vardı yanımda hep” diyo.. Bazılarımız birbirimizi çok konuşmadan bakışlarımızla anlar hisseder onaylarız. Sevim teyzenin gözleri öyleydi çok şeyi ele veriyodu. O hep sabretmiş, hep alttan almış, ama duruşunu hiç bozmamış. Ne istediyse yapmış, ne istemediyse yapmamış. O “sen emekli olunca burhaniyeye yerleşicez” demiş öyle de yapılmış.. Çok değişik bi dengeleri varmış. Ya masal gibiler; sanki onlar hep varmış gibiler yüzyıllardır. Ne kadar çok yıl ne kadar çok şey yaşayıp; bi bayram günü yaşadığı kasabaya sonradan gelen, kendinden küçük, çatlak tatlı bi balıkçı doktoru (işte o benim babam:) 1972 model murat 124une binip ziyarete gelip, çocuklara kendilerini anlatırken nasıl bidaha bu kadar heyecanlanır nasıl coşku doludur bu yaşında hala.. Önce içimden çok uzun diye düşündüm hayatları için. Yani fazla uzun gibi geldi. Sonra onlar konuşurken bi ona baktım bi ona baktım. Bişey var ya hani, diyip dururum ben sihirli evrensel bi dil, bi güç, onu hissettim masada bizimleydi onlar anlatırken. Bu onlarla gelmişti.

Bunu hissetti onlarda sanki biz onlarda yaşlılığımızı görmek istedik, onlarda bizde gençliğini.. ‘İnsan’ işte, komiğiz :)

İnsan davranışlarını teraziye koyup tartmalı, sevdiğini öyle sevmeli öyle kabul etmeli, korumalı özünü.. Bunları unutmayın dediler..

Çok güzel. Çok sessiz. Çok sevdiğim gibi bugün.

Yürüdük yürüdük yürüdük serhatımla. Sustuk dinledik birbirimizi. İstedik yaptık, istemedik yapmadık. O arabasını yıkadı yağmurdan önce piskopat gibi, ayrı ayrı kremlerle spreylerle ovdu durdu her yerini ben onu izledim :) sonra giydik kapşonlu yeleklerimizi (yelek konumuz bu bayram) sahili yürüdük, ben yine tüm köpekleri ve kedileri sevdim resimlerini çektim tek tek, çeşitli yerlerde bağdaş kurup barış işareti yaparak resmimi çektirdim :)

Burhaniyenin rengi yine gri maviydi, ama bi karavan bulduk o kıpkırmızıydı hemde arka camında küçük prensin resmi vardı orda oturmuş gün batımını izleyen, arkasında da mavi bi bisiklet. Tam herşeyi ben yerleştirmişim gibi bi sahnedeydik, herşey doğru yerindeydi. Eve gelince erdoğan amcayla sevim teyzenin geliceğini bilmiyoduk. 

Yine öyle bi andı. Yine çok sevmiştim :)


22 Temmuz 2013 Pazartesi

tam bir mekanistim


Cok mekanistim!

Artik boyle :) Gezgin oldum sonucta :)


Resmen kendime yeni bi alan buldum. Bi cok sevdigim seyin gucu birlesti ve ‘mekanist’te kendini buldu. Heryerde sevdigim renklerin biraraya geldigi yerleri cekip instagrama koyup, blogta anlatip, twitterda paylasiyodum. Simdi sadece mekanistte check-in yapip yorum birakiyorum ✌




O kadar tatli bi fikir ki bu site ❤ Ben cook sevdim cunku onun sayesinde sirinlinlikten bayilmak uzere olan bi pazar gunu gecirdim. Mekanist’in izmir elcisi Ceren’in organize ettigi Gezgin&Guru etkinligine davetliydik pazar günü, geçen yazki gözağrımız Alaçatı’da, bizim Tea&Pot Alaçatının sokağında Tapu’nun karşısındaki Kuytu’da.. Bizde bu etkinliği fırsat bilip bikaç saat erken gittik.


Geçen yazı çok kelimelerle ifade edemiyorum. Bi “hayaller yazı”ydı benim için. Acımasızdı da ama, çok zorlandım. Ama geri dönüp bakınca; ‘yaptık ve oldu, çok da güzeldi’ diyorum. Bi daha istermiyim, hayır. Ama iyiki yaptık mı, evet :) böyle bi ikilem, böyle bi muzur yazdı. Yordu ama çok sevdirdi kendini bu girişim.


Geçen yazın verdiği iş ve çalışma sorumluluğundan telaştan yapamadıklarımızı yaptık. Köşe kahveden başladık. Kalkınca ara sokaklarını gezdik yavaş yavaş, acelesiz, Kırmızı Ardıç Kuşu’nda zamanı durdurduk. Yazmanın sahibi Ümit Abi, Höyük, pazar yerindeki otopark, pupadaki o kalın gözlüklü çocuk, Morris Bey, O sarışın bayanın motoruna atlayıp gitmesi, antikacılar.. Çok bizimdi heryer :)


Gezgin&Guru etkinliğine gelince, herşey çok güzel organize edilmişti. Kuytu’nun çok kendine özgü, çok ‘Alaçatı’ bi şirinliği var.. Sanki zevkli ve sade birinin mütevazi evi gibi dekore edilmiş iç dizaynı, arka bahçesinde de hiç ummadığınız kocaman bi barı var.. Renkler uyumlu ve ince.. Beyaz şarap eşliğinde menülerindeki birçok şeyin tadımını yaptık, çok hafif ve lezzetli ege yemekleri, ımmmmm hala kabak çiçeği dolması, enginarlı pilav ve çerkez tavuğunun tadı damağımda.. Diğer bi hoşuma giden şey de etkinliğe katılan insanların ortak noktasının pozitiflik, nezaket ve paylaşmak olduğuydu. Herkes sadece güzel şeyler keşfetmek, güzel bağlantılar kurmak için vardı.


Mekanist sayesinde biyeri ‘keşfetme’nin tam tadına varıyosun. Senin gördüğün tatlı kareleri herkes görsün, bilsin istiyosun ve birde bakıyosun ki sen hep ne güzel yerler keşfediyosun aslında :)


Sadece piskopat gibi günlerdir herkese mekanisti anlatıyorum, üye yapıyorum ve elimden uygulaması düşmüyo :) durulurum azcık heralde yoksa mekanist tarihinin en hızle gezginlikten guruluğa ulaşan üyesi olabilirim :)

Bu arada kolay ulasabilmeniz icin gerekli linkler;


ayrıca da cerenciimin yazısı da mekanistin blogunda çıkmış ❤❤  
Hatta kendi yazılarını da burdan takip edebilirsiniz.


İzmir Gezgin&Guru Etkinliği Kuytu Restaurant, Alaçatı - Mekanist Blog