öz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2023 Pazartesi

Olsun ❤


 

Her sene en azından bir yazı paylaşırken koskocaman 2022 hiç blog yazmamışım. Öyle olmasın, bir tane benden ses olsun, anısı dursun burda.

Anlamı komple değişen şeyler oldu yazmayalı, hiç değişmeyen şeyler de.

Önem, zaman, iş, sevgi, gerçeklik, istemek, hayal, güç... Bunlar anlamı yenilenen kelimeler oldu, kimisi kendini yok etti, kimisi kocaman oldu, kimi puf oldu :)

Renkler, işler, içerikler, tatlar, kişiler hepsi değişti. Ne güzel var olmak, ne güzel dönüşmek, üretmek, yaratmak, olmak, paylaşmak, bilmek.

Kıymet hep bilirdim, hala biliyorum. Çok şükür, zamanın olmadığı yerde kendime anım olsun, andım olsun, hatırlatsın bu yazı da, kendimi hatırlatsın, olmayı hatırlatsın. Önemi olmasın. Tadı olsun, kokusu olsun, hissi olsun.

Kendime, özüme yakın oldukça biliyorum her şey bir. Yakın olmadığım zamanlarda dualiteye düşüyorum ama biliyorum, o da hak. Önemi yok, öyle de olduğu gibi, böyle de olduğu gibi hayat. Eskiye göre az tanımlıyorum, az biliyorum... Profile en başta yıllar önce yazdığım gibi ''Herşeyin içinden hiç de ummadığımız bi zamanda minnoş ötesi, bıdık ve sihirli bişilerin çıkabiliceğinden bahsediyorum ❤''

Dönüp dolaşıp geldiğim yer hep aynı, kendimden kendime, aradaki turlarımda da oluveren de hayat oluyor, kendiliğinden oluyor. Emek, fedakarlık, üretim, paylaşım, hepsi cepte, kaynaksa sonsuz. 

Olsun ❤



3 Haziran 2019 Pazartesi

wild, spirit, inspirational



Birçok şey okuyorum, dinliyorum, öğreniyorum, tecrübe de ediyorum ama bu hepsini anladığım anlamına gelmiyormuş. Anlayıp anlamadığımı, aynısını ya da benzerini yaşadığımda kendi içimde, sadece kendi tanık olduğum içsel tepkilerimde görüyorum.
Bazen şok oluyorum çünkü bir milyonuncu kere yaşıyorum ve bir milyonuncu kere aynı yanardağlar patlıyor içimde,
ya da beşyüz milyonuncu kere de olsa yine o adımı atamıyorum.

İnsan ne eğlenceli :) 
Bir çeşit deli aslında.

Yaşamımdaki dönüşümler sürecinde şimdilik edindiğim en kadim bilgi sanıyorum ki 
‘tanık olabilmek.’ 

Bazen başarabiliyorum kendime tanık olmayı ve ne yaşadığımı, neden öyle hissettiğimi, altındaki mesajımı araştırabiliyorum. Yalnız kaldığımda kendimle, bazen o kendi kendime içimdeki gizli kapı açılıp düşüncelerim berraklaştığında, cevaplar ardı ardına içimde yankılandığında kalbim genişliyor. Bu aralar hem ilham kanallarım, hem içimdeki kapılar pencereler, hem de sanki bütün yollar o kadar geniş o kadar açık ki... Yeni yeni anladığım, hissettiğim, bildiğim şeyler var. Adlandırmıyorum onları, sınıflandırmıyorum ya da bildiğim bir şeylere benzetmeye çalışmıyorum. Yepyeni ve öyle pırıl pırıl oldukları gibi kalsınlar diye yerini bile değiştirmiyorum bulduğumda. 

Hissettiğim;
Herkes hem biricik ve tek, hem de bütün.
Ben kimseyi memnun etmek için varolmadım,
Ya da birileri ‘iyi’ desin bana diye değil,
Ya da ‘doğru’ (kime göre ve neye göre ne ise?) olanı yapmak değil varmak istediğim yer.
Mantık, Doğru, ‘-meli,-malı’, Yorum, Hikaye... Bunlar o kadar göreceli ki.

Bir tek şey hissediyorum o da doğal olanın, içten gelenin, varoluşsal olanın peşinden gitmek. 
Kişi, fikir, his, yol, ne olursa; saf ve pürüzsüzse ayırd edebiliyorum. 
Bazı kararlar aldığımda çok saygı duyduğum ve değer verdiğim bir kişi aramıştı ve şöyle demişti;
‘Yepyeni bir dönem başlıyor hayatında. Yalnız bir kadının başaramayacağı hiçbir şey yok. Ne kadar güçlü olduğuna şaşırıcaksın.’ Çok samimi de değildik aslında, çok şaşırmıştım böyle yüreklendirici ve sahiplenici konuşmasına.

Tam da anlamamışım demek ki o an. 

Bilmediği şeyi anlamıyor insan. Bildikleriyle kıyaslıyor, benzetip anladı sanıyor. Bu sebeple bence o kadar çok kişi rüyada yaşıyor ki. Yanlış öğrenilenler rüyası. Başkalarının sesleri dünyası. 
Ben hayal bile etmiyordum limitlerim olmadığını, sınırsızlığı.
Ve bütün limitler, sınırlar kendi beynimin bana oyunu. Kendimi tanımladığım o özlellikler, huyum sandıklarım, parçası olduğum hikaye... Hepsi  beynimin yorumuydu, öyle bir şey yoktu. 
Ben limitsizdim, yeterliydim, sınırsızdı ihtimaller.

Hep olumsuzu olumluya otomatik olarak çevirmeye güdümlü bir yapım oldu, olumsuzluk olmamalıydı sanki, huzursuzluk çok korkunç ve önlenmesi gereken birşeydi... Ama bebek adımlarıyla öğreniyorum artık olumsuzlukları ve huzursuzlukları öylece olduğu gibi kabul etmeyi, düzeltmemeyi, sadece tanık olmayı.

Varolmayı araştırıyorum. 

Kendi varoluşumu, sebebimi, katabileceğimi, alabileceğimi, sürdürebilmeyi, pırıldayabilmeyi, yoluma ışık olmayı, doğru bildiğim yanlışları, yanlış bildiğim doğruları, kendime sahip çıkmayı...

🖤

29 Temmuz 2015 Çarşamba



O kadar çok kere, o kadar şükür ki..

Herşeyin ötesinde, tüm olanların, tüm üzüntülerin, tüm kayıpların, tüm sonu olmayan siyaset konuşmalarının, çirkin hükümet olaylarının, kötülüklerin; yani aslında dünyadaki kötü kalplerin yarattığı kötülüklerin ötesinde bir dünya var. 

İnsanların yüreğinde gizli olan, dinlediğimiz zaman duyabileceğimiz, inandığımız zaman hissedebileceğimiz bir yer var.

Aslında çok güzel şeyler yazmak için başladım bu yazıya ama sonra çekindim, tüm gündem geldi aklıma, olanlar tüm kayıplar geldi dilimin ucuna ve sustum bi an. 

Evrende ilahi ve kutsal bir adalet olduğuna, bizim korkunç felaketler ve kayıplar olarak gördüğümüz çok şeyin evrenin gizli yasaları ve kurtarma çalışmaları olduğuna inanıyorum. Hep dediğim gibi gündemin de minik insancık beyinlerinin eseri olduğu ve bunlarla ilgili konuşmanın zaman kaybı olduğuna inandığım için de ben burda hep güzel şeylerden hep sihirli şeylerden başlamaya söz verdim bi kere. Tüm yaşanan acıların dinmesi için herkesin yüreklerine sabır ve sevgi dolsun. Güzel günler gelsin herkes için..

Ben asıl neler yazıcam...

Ben aslında heyecan, mutluluk ve güzellik yazıcam. 

İçinde olduğum duygular hep bunlar çünkü. Hep içimden bunları sayıklıyorum çünkü bugünlerde. ''Hayat; böyle bişey!'' çünkü diyorum. Cesur olman lazım, cesur olman lazım ki hayal ettiklerin olsun. Yoksa böyle bir ömür böylece geçer. Bak kaç yıl nasıl geçti.. 

İç mekanizmam böyle çalışıyo çünkü bugünlerde. Herkesle bunları konuşmak istiyorum. 

'Hayat nasıl ama dimi?' diyip muzur muzur sırıtarak gözlerinin içine bakmak istiyorum herkesin, hemen arkasından da ''hiçbişey tesadüf diil dimi, sanki gizli bi güç uzaktan bizi izliyo ve her şaşırdığımızda, her şoklandığımızda göz göze gelmek ister gibi, neler olup bittiğini anlayıp anlamadığımızı ölçercesine uzaktan bize bakıyo gibi dimi...''

Kesinlikle sihirsiz demesin kimse hayat için. ''Öylesine işte.. Geçip gidiyor..'' demesin.. Korkunçluklar, kötülükler var, basitlikler var, inanılmazlıklar var evet.. Hayalkırıklıkları, çok isteyip olmamalar, olup kaybetmeler.. Ama ben bunlardan bahsetmiyorum. Ben kalp atışlarından, hayal kurabilmeklerden, ama lafta değil gerçekten hayal kurabilmeklerden, olmuş gibi hayalini anlatabilmekten, paylaşmaktan, üretmekten, yaratmaktan bahsediyorum.. 

Cesur olabilmekten, inanmaktan, korkmamaktan bahsediyorum. Dün sabah hastanede dedemin başında otururken teyzemle ''cesur olmak''tan konuştuk. 

Neden korkuyoruz biz çoğu şeyden. Korkmuyomuş gibi yapanları saymıyorum. Sürüdekileri de, yada herşeyi bilenleri.. Bu kişileri dinlememeyi öğrendim. Korktuklarını konuşabilenlerı, bilmediklerini konuşanları, öğrendiklerini paylaşanları, hayallerden bahsedilirken heyecanlananları dinliyorum artık hayatta ben. Herşeyi bilen ve hiçbişeyden korkmayan herkes kafamda 'bi sınıf'. ''Aşırı sıkıcı, cümlesi bitse de gitsem'' sınıfı. Onların dünyası çok 'normal', acımasızlık ve haksızlıklarla dolu.. Onlar onu tercih etmiş, yargılayamam bile.

Teyzem hayatımda tanıdığım çok nadir kişilerden birisi. Tek bir tanecik benzeri bile olmayabilir. Belki de tüm bana bu evrenin gücünü, içimizdeki sesleri, hayal kurmayı öğreten kişi o.. Ben orta okuldayken elime Simyacı'yı tutuşturup; ''teyzuşum bu kitabı okuyabilirsin sen artık, çok seviceksin'' dedi ve ben herkesin bir kişisel menkıbesi olduğunu ve birşeyi çok istersen evrenin işbirliği yapıcağını onun sayesinde 13 yaşımdayken öğrendim. Çok da sevdim.. Herşey o yıllarda başladı.. 

Bilmiyorum ki nasıl analtıyım.. '

''Hayat nasıl ama dimi?'' :)

Yeni bir yola giriyoruz TEA&POT'la.. Kafeyi devrettik, son iki günümüz.. Hem inanılmaz duygularla yüklüyüz, hem aşırı hayal yüklemesi oldu.. Tüm duygular boğazımda düğümlü. Durmadan şükretmek istiyorum. Bir yandan dedem hiç iyi değil. Çok korkuyorum. Bir yandan teyzem çok yoruldu hastanelerde, annem çok üzüldü, gelemiyor da istediği gibi üzülüyor. Kafenin devir işlemleri. yeni projeler, yeni planlar masraflar.. Ne günler ama, ne hayat ama.. İşte bu yüzden durmadan şükretmek istiyorum. Zaman makinası şu günlerde çok iş yapardı mesela :) Yada birazcık sihir gücü :P İşte böyle minik şeyler istiyorum :))

Ama ''Hayat nasıl ama dimi?'' :)





11 Mart 2015 Çarşamba

Kalp, zihin ve ruh özgürlüğü..


Dünya minicik bir yıldızın etrafında 4 buçuk milyar yıldır aynı yörüngede dönüp duruyomuş minnoş. Daha da dönsün lütfen, sıkılmasın :)

Minik gezegenimiz evrendeki minicik bir yıldızın etrafında dönüp dönüp dururken biz de büyüyoruz dimi :)

Neler neler oluyo anlata anlata bitiremiyoruz aynı şeyleri birbirimize, aynı şeyleri zihnimizde döndürüp döndürüp yeni bir fikir bulana kadar bazen haftalarımızı geçiriyoruz öyle..

Çünkü her fikir bir moda sokuyo bizi, bu böyle. Başımıza olaylar gelmez, biz fikirler buluruz. Yaşadığımız 'şey' kesinlikle sadece 'hayat' değil, başımıza öylesine gelenler değil, kader değil; düşünce biçimimiz, olanlardan ne çıkardığımız. Bulduğumuz fikirler. İyi fikirlerin çok güzel bir arkaplan müziği vardır, onu duyduğunda tanırsın :) İşte o iyi fikirler; seni mutlu bir insan yapar. Düşünce biçimimiz tamamen bizim elimizde.

Biryerlerde bir ruh özgürlüğü var ama o özgürlük hangi ailenin çocuğu olduğumuzla yada hangi ülkede yaşadığımızla ilgili değil, hangi firmada çalıştığımızla ilgili değil; hangi düşünce biçimine sahip olduğumuzla ilgili. Nereye gidersen git, mutlu bir insansan mutlu bir insansındır. Hep kullanırım bu cümleyi, kendi moralimi düzeltirken de.  Mutluluğu herkes sahip olduklarına bağlar ama çoğu kişi aynılarına sahip olunca aynı şeyi hissetmezler çünkü onlar nasıllarsa öyleler. Sen de nasılsan öylesin. Tüm bunlara sahip olmasaydın da aynı böyle hissederdin. Sahip oldukların kadar değil, olduğun kadar mutlusun. Düşünce biçimin kadar. İçin ve yüreğin kadar.

Ve böyle hissettiğin için hep daha fazlasına sahip olucaksın ve mutluluğun hep aynı kalıcak çünkü sen böyle düşünüyosun.

Ama mutsuzsan hemen ama hemen yaşama karşı düşünce biçimini geliştirmen lazım. İçine bakman, iç sesini duyman, evrenin parçası olduğunu hissedebilmen lazım. Evrenin parçası olduğunu hissetmekten de önce kendi ruhunla başlaman lazım. Sevgiyi öğrenip, paylaşman, çoğaltman lazım. hep vermen lazım, vermekten yorulmaman lazım. Sevgi gözü ile görebildikçe herşeyin üstesinden gelebilir insan..

Sevgiler..

❤❤❤





7 Ocak 2015 Çarşamba

2015’ten mektup..



Arkana yaslan ve biraz sakinleş. 

Yorulmuş gibi de yapma öyle. 

Çok fazla çaba harcıyosan bil ki derinlerde bi yerde bişeyleri yanlış yapıyosun. Ve malesef üzülerek söylüyorum ki; demek evrenle yüreğinin arasındaki bağlantı kopmuş ve sen kaybolmuş olabilirsin. Uyum içinde değilsin. Ne işaretleri görüyosun, ne de farkındasın. Bu dev gibi bişey, aşırı derecede önemli yani. Sorun sandığın ve daha pek çok kişinin sorun sandığı şeylerin her bir tanesi çok minicik ama bu çok büyük.

Şimdi basit düşün. Bi çocuk gibi.

Ne istediğini düşün. 

Sonra onu neden istediğini düşün. 

Tüm diğer sesleri sustur, gözlerin kapalıyken sessiz bi yere git, sadece yüreğini duy. Şunu hatırla; Senin yüreğin de evrenle aynı malzemeden yapıldı. Tüm yıldızlar da. Tüm kuşların yürekleri de, tüm karıncaların da.. Tüm ağaçlar da, tüm çiçekler de.. Kelebekler de.. Kozaları da..

Serhat bişey dedi bu akşam; aslında herşey birbiriyle bağlantılı. Aslında arada boşluk yok. Bunu bi düşün.

Demek ki yapman gereken bağlantıları takip etmek. 

Bu demek değil ki bekle. Yüreğinin algılarını aç ve bağlantını aktifleştir.

Unutma; seninki de, her yürek de yıldız tozundan. Sadece bunu bilmezler. Beyaz unicorn da boşu boşuna hiçbi rüyaya girmez..

Mutlu yıllar..

❤❤❤

not: bol bol çizim yap, sulu boya, doğum günü hediyen için çok güzel bi momiji seçmişsin. #sevgiyiyay

9 Aralık 2014 Salı

bir milyon sihir yılı..



Öyle anlar var ki herşeyi birden yapmak isteyebilirsin. Ama herşeyi birden.. 

İyi anlamda diyorum, ilham dolu olan anlardan bunlar. Bu anların sadece bir dakikası; bir milyon sihir yılına eşit.. Neyi hayal etsen yapmış kadar oluyosun. 

Mesela en sevdiğin renklerden bişey çizmek istiyosun, ne çizsem ne çizsem diye düşünürken gözünün önünden geçen tüm görüntüleri çizmişsin gibi yükseliyo enerjin. Sonra yok yok diyosun çizim yapmıyım dur bi şu dikiş eşyalarımı düzeltiyim belki ilham gelir, bişiler dikerim, 'aman ne güzel düğmelerim varmış', 'ne güzelmiş bu kumaşın rengi' derken bi iplik bulup ''bunu kenara ayırıyım; geçen gün aramıştım bulamamıştım'' diyosun.. Pudra renginde bi elbise dikmeyi düşünüyosun, yapabiliceğini hissettiğin an yapmışsın kadar mutlu bi şekilde erteliyosun bunu :) Ama ağır ağır yapıyosun, yavaşça çok önemli işler yapıyomuşsun gibi dikkatlice.. Hani güzel filmlerin bi kısmında sadece fonda piyano olan bi müzik çalar, huzurlu, yıllar geçer orda, sahneler akar.. Öyle işte :) 

BU çok öenmli bişey; Bu bi sihirli güç. Bi gizli güç. Dedim ya bir milyon sihir yılı sevdiğin işle uğraşıp döndüğünde sadece 1-2 saatin geride kalmış oluyo. Elinde somut hiçbişey olmuyo ama zihnen o kadar yol katediyosun ki, kendine bi bakıyosun ''yaa ne istesen yapabilirsin ki'' aslında :) Niye üzülücekmişsin ki zaman ayıramıyosun diye. (bu cümleyi okuyan kişi yazanın aslında nasılda yazık hiçbişeye zaman ayıramadığını sanar, ama yanılır :)

Bu küçük bi maymunluk. Eğer çok az veya verimsiz boş zamanların varsa bu yöntem hep iyi gelir :)

Zihnin ne kaydederse o duyguyla geçiyosun bir sonraki zamana. O yüzden ilk blog yazılarımdan bu yana hep aynı şeyi hep derim; yaşadıklarına ne tepki verirsen onu yaşamışsındır. Küçücük bişeyi abartıp talihsizliğe de dönüştürebilirsin, seni üzen bir olayı sevgi gücünle iyileştiredebilirsin.. Sandığımızdan daha büyük bi güce sahibiz.

Boş zamanlarında kendi kendine kafasında hayıflanan, ''kendi kendine bile'' şikayet eden insanlar var hepimiz tanıyoruz, neden onların tam tersi kendimiz olmayalım ki.

Buraya kadar ki kısım yazımın birinci bölümüydü.

Şimdiden sonrasının baş kısmıyla hiç ilgisi olmıcak. Pek yazamadım da son zamanlarda, parça parça yazmak istediğim birbiriyle de alakası olmayan konular var. Hep o bir milyon sihir yılında düşündüm, yazmışım gibi sevindim, kafamda oturttum yazamadan geçtim :) 


Çok biçimlendiriyoruz kendimizi zamanla. Dersler çıkarıp ona göre rütuş yapıyoruz kendimize.  Her rütuşta ''hıh şimdi daha iyi oldu'' diyoruz son halimize bakıp. 

Bu yolculuğun asıl amacının tamamen kendimizi bulmak ve sevmek olduğuna çok inanıyorum. Başka kimseyle çok ilgili değil. En çok uzak durduğum fikir kendini artık iyi tanıdığını sanmak ve pek çok şeyin en iyisini bildiğini sanmak. Bu ancak kendini çok iyi kontrol etmeyi öğrenmiş olmak olabilir diye düşünüyorum. Bende yapabiliyorum. Herkes de yapabiliyo. Kendimizi kontrol ediyoruz, ehlileştiriyoruz, tutuyoruz. Nasıl yanlış ama. Nasıl aynı kalıplara sıkışık aslında çoğumuz.  

Halbuki nasıl da sınırsız, kalıpsız içimizden geçenler..

Şöyle ki, kalıplara girmek olmamalı hayatı öğrenmek ve kendini bilmek. Kendini öğrendikçe daha çok sınır tanımaz olması doğasında kişinin. Daha kalıba sığmaz, daha parlak daha güçlü olması gerekmez mi. Enerjisi gökyüzüne kadar taşar, ışığı ta uzaktan görünür. Elinden herşey gelir, neyi tutsa oldurur. Neyi istese başarır. 

Ama biyerlerde yanlış anlamış olucak insan ki aynılaşıp, benzemeyi başarı sanıp, herkesin istediğini istemeyi, herkesin dediğini yapmayı düzenin parçası olmak ilan etmiş. Bilmiyorum. Bişeyler feci ters geliyo gözüme de daha anlayıp düzeltemiyorum. 

Daha ikna edemedim kendimi benimle kaçmaya :) 

Ama çok seviyorum, tanıdıkça daha çok seviyorum hayatımı. Kocamı. İşimi. Evimi. 
Sevmeyi öğreniyorum. 
Çook siviyoruumm.

♥♥♥

15 Ekim 2014 Çarşamba

geldiiiiiim :)



Geçen hafta evrenimde bi kaçak vardı, bi kara delik, bende içine kaçmış olabilirim hatta.. 

Zaman ve yer kavramım kalmamıştı. Bi şekilde toparlanamamaya ve üzgün olmaya programlanmış gibiydim. Bütün negatifliklerle ve aksiliklerle tam olarak aynı enerjide olduğum için tek tek yaşadım hepsini :P Hala düşündüğümde o burukluğu hissediyorum kalbimde, üzüntü hissettiğim her dakikama hak veriyorum ama hayat da bu işte, böyle. Umurunda da diil pek böyle şeyler. Hayat ve zaman doktorlar gibi aynı. Ellerinde diil, öyle olmak zorundalar başa çıkamazlar yoksa o yüzden hiç duygusal diiller, empati yapmakla uğraşmıyolar ve bi şekilde dedikleri gibi oluyo. Sen yine iyi oluyosun. Bizim fazlasıyla umurumuzda tüm detaylarıyla yaşadıklarımız ama onların pek diil.

Tüm o yaşadıklarımızla oluşmaya devam ediyoruz. Yaşlanmıyoruz yada eskimiyoruz, kendimiz olmaya doğru yaklaşıyoruz. Üzüntülü şeylere direndiğimiz kadar acıklı, hayata teslim olup kendimizi geliştirdiğimiz kadar hafif, olanlarla uğraşıp eleştirdiğimiz kadar aksi, gülümsediğimiz kadar dingin tipler olup çıkıcaz burdan :)

En üzüldüğüm akşam; Louise L. Hay'in Düşüncenin İyileştirici Gücü'nü aldım elime rasgele bi sayfa açtım. (İnandığım kitapların ihtiyacım olduğunda okumam gereken sözlerin yazılı olduğu sayfayı açtığını biliyorum, bunu daha orta okul yaşlarımda öğrenmiştim. ) İçinde olduğum durumla ilgiliydi sayfa, hissettiğim ve yanlış yaptığım şeyler herbir satırda yazıyodu, yazanları dinledim. Serhata da okudum. Zaman aldı tabi ama uyguladım da.

Bloglovin'de dolaştım biraz. Bikaç yazı okudum.. Weheartit'de dolaştım bikaç resim heartladım :) Serhata sarıldım bol bol.. Zor zamanlar için ayırdığım tüm kitaplarımdan birer sayfa kurcaladım. Kalın kalın çoraplarla dolaştım evde :)

Teleskopu kurcaladık bi gece; Fatmanur Teyze de geldi onikiye kadar hiç yıldız görünmeyen o mıymıy gökyüzünde (hiç kızmasın mıymıy diyorum diye o gece öyleydi) iki yeni yıldız keşfettik; Ancha ve Altarius. Onları teleskopa tanımlayıp neptün ve uranüse baktık.. Ay'ı bekledik ama gelmedi bi türlü.. Astronomi.. Yeni bi dünyamız var artık. 

Teapota geri döndüm, orası bi çeşit terapi gibi hayatımda. Tüm zorluklarına, tüm eksiklerine rağmen orası gerçek bi wonderland. Orda çay partileri, durmuş saatler, üstünde 'eat me', 'drink me' yazan sihirli şeyler, rabbit hole'lar.. Minik cüceler, devler.. Herşeyi var oranın. Hayallerinle sınırlı, sihirli bi değnek orası.. 

Bi de ne öğrendim zorla biliyomuyum :) Madem burda kendi kendime yazıyorum, kendi kendime hitap edeyim :) 

Hiçbişeyi aşırı ama aşırı derecede isteme, olunca da aşırı ama aşırı derecede sevinme nihoşko. Abart tamam, bu huyun, ama aşırı derecede yapma. Nazar değdi falan derim bazen ben de ama laf olsun diye alışkanlıktan, inandığımdan diil. Nazar ancak nazarla aynı frekansta atan yüreklere değer, korkmuyorum nazardan. Evrende hiçbişey o kadar rasgele değişebilicek basitlikte diil, rasgele basit bişey nazar. Herşey bu kadar sihirli bi dizilimdeyken, saf ve güzel bişeye nazar değemez. Buna müsade edilceğini sanmıyorum.

Ne olursan ol hayat, biraz dinlenip yine gelivericem yanına hemde yalnız diil, tüm sevdiğim kişilerle tüm sevdiğim şeylerle, içimdeki sesimi de alıp, tüm beğendiklerimle, seçtiklerimle, duydup sevdiklerimle, okuyup öğrendiklerimle gelicem tam da burda durucam.

Bu kadar yüksekte hemde :) eeen güzel yerde :)

16 Ağustos 2013 Cuma

..gizli sihirli bağ

Sorumlulukların en büyüğü içindeki büyük sonsuz güce, öze sahip çıkmak. Onu hissetmek. Aldanmadan, kapılmadan, orjinalini korumak verilenin. Çünkü verilen öz; parlak, sonsuz, yumuşak, ince, hafif, yüksüz. Sanılan buranın parçası olunması gerektiği. Buraya adapte olunması gerektiği. Ama burası inanılmaz geçici ve anlık. Ve yaratılışımız bizim sandığımızın aksine burası için değil. Öyle olsa herkesin derinlerinde bir yorgunluk, özlem, kırıklık olmazdı. İçlerdeki buruğun sebebi kalabalığa yetişme çabası yüzünden terkedilen ‘öz’ler. İnsanın burdaki kayboluşunun yarattığı bişey. 
Daha çok şeye sahip olmak gerekmiyor, aksine daha az şeye daha çok sahip çıkmak gerekiyor. Özümüze. O kadar.
Görünmeyen gizli sihirli bağı dinlemek.
Ona güvenmek ve bilmek. 

Sorumlulukların en büyüğü içindeki büyük sonsuz güce, öze sahip çıkmak. Onu hissetmek. Aldanmadan, kapılmadan, orjinalini korumak verilenin. Çünkü verilen öz; parlak, sonsuz, yumuşak, ince, hafif, yüksüz. Sanılan buranın parçası olunması gerektiği. Buraya adapte olunması gerektiği. Ama burası inanılmaz geçici ve anlık. Ve yaratılışımız bizim sandığımızın aksine burası için değil. Öyle olsa herkesin derinlerinde bir yorgunluk, özlem, kırıklık olmazdı. İçlerdeki buruğun sebebi kalabalığa yetişme çabası yüzünden terkedilen ‘öz’ler. İnsanın burdaki kayboluşunun yarattığı bişey. 

Daha çok şeye sahip olmak gerekmiyor, aksine daha az şeye daha çok sahip çıkmak gerekiyor. Özümüze. O kadar.

Görünmeyen gizli sihirli bağı dinlemek.

Ona güvenmek ve bilmek