yaşam tarzı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam tarzı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2017 Çarşamba

Bir arsanın biyografisi :)


1 Şubat 2017
Bugün tarihe geçsin lütfen.

Süreci kısaca özetliyorum;

09/ 2015; Urladan arsa aldık,
10/ 2015: Anıtlar kuruluna sit alanından çıkması için arkeolojik kazı başvurusu yaptık,

03/ 2016: Anıtlar kurulu kazısı için sıra geldi, Arkeologlar eşliğinde kazı başladı
                (12 gün sürdü)
06/ 2016: Kazı arkeologlar eşliğinde kapatıdı,
07/ 2016: Evimizi sattık, 3 ay daha oturacak şekilde anlaştık, 
07/ 2016: Ahşap firması ile ev yapmaları için anlaştık,
09/ 2016: Mimarla anlaşıp proje sürecini başlattık,
10/ 2016: Evden çıkıp eşyaları depoya koyduk, Kuşadasından eşyalı ev kiraladık,
12/ 2016: Kuşadasındaki eve hiç gidemediğimiz için bıraktık. 1 valiz eşya hazırladık kendimize.

02/ 2017: İnşaat ruhsatımızı verdiler.     
04/2017: İnşallah artık evimiz olucak.

Binlerce kere çok şükür inşaat ruhsatımızı verdiler. 5 aydır bunu bekliyoruz ve son 3 aydır, evimiz olmadığından beri beklemek hiç kolay olmadı. Anıtlar kuruluna ilk kazı için başvurduğumuzda kurul müdürü çocuklar sizi zorlu bir süreç bekliyor, kolay işler değil demişti. Biz sırıta sırıta olsun demiştik :)   

Oldu :)

Bile bile tercih yaptık neyse ki, nasıl olsa sayılı zaman dedik, çocuğumuz da yokken atmazsak bu adımı ne zaman atarız bi daha dedik, tecrübe olur, anı olur dedik. Ve öyle de oldu.

Hala önümüzde yaklaşık 2 aylık bir inşaat süreci var. 1,5 yıl sürmüş olucak nisan ayında inşallah evimiz bittiğinde.

Biz bu aralar baya yorgun moddayız. 1,5 yıl ama 1,5 yıl yani. Bu 1,5 yıl içinde Tea&Pot'un kafe kısmını devrettik, Serhat istifa etti, Kayhan Abi ve babasıyla Kuşadasında Min Marine'i ve Balık Halkı'nı kurdular. 

Ya ne büyük şeyler. 

Çok seviyorum hayatımı ama hep aksiyon hep macera :) Hatta Fantastik :) Bazen arkadaşlarımla bir süre görüşmeyip nasıl gittiğini konuşurken sıra benim hayatımdan bahsetmeye gelince önce derin bir nefes alıyorum. Sonra anlattıklarımı bir düşünüyorum da :) Hep abartıyomuşum gibi geliyo. Yani fazla mı büyütüyorum ya da fazla mı küçültüyorum. Ya da hiç arası yok mu, bilmiyorum.

Ama neyi biliyorum biliyomusun. 

Şükretmeyi biliyorum. Sorun etmemeyi, şikayet etmemeyi, bahane uydurmamayı, kendime dürüst olmayı. Sevmeyi, çok sevmeyi biliyorum. Yorulmayı, haketmeyi, özlemeyi biliyorum. Yokluk kısmını da biliyorum, varlık kısmını da. Çok şanslıyım, hep de şanslıydım. Zor yoldan gitmeye üşenmediğim için, bazen üşensem de söylenmediğim için, zorluklarla gururla başa çıktığım için kendimi de seviyorum. 

Hiçbir zaman sıradan bir hayatım olmayacak bunun için de hayatımı seviyorum. Kendimi cesur hissettiğim için de, zaten azcık korksam hemen ağladığım için :) de tüm huylarımı seviyorum. Paniksem de panik oluşumu, dalgınsam da dalgın oluşumu, sonuçta hayalperest oluşumu, üretken oluşumu, kendi sınırlarımca becerikli oluşumu seviyorum. Evrenin bir parçası olduğumun farkında oluşumu seviyorum. Eksik yanlarımı dalıp çıkarıp; sadece kendimi kendime şikayet edip; başkalarıyla değil de; Kendimle uğraşmamı seviyorum. 

It is not easy to grown up young :)

Yeni yılda ve yeni yaşımda biraz daha büyüdüm tabii ama itina ile çocuk kalmaya, hayalperest olmaya ve daha yaratıcı olmaya da kararlı olduğum yeni bir yaş bu. 

32 yaş.

Yukardaki ilk resme geri dönecek olursam. 

Evimizin ahşaplarına bakmaya gittik geçen gün, bu resmi o gün çektim.

İşte resimdeki o ahşapların arasında bir ömür yaşamayı hayal ediyoruz. İlerde o ahşapların içinde yaşarken bir bebişimiz olsun, ev onun gülücükleriyle dolsun, işlerimiz otursun, arkadaşlarımızla güzel yemekler yensin, ailemizle huzurlu günlerimiz olsun diye hayallerimiz var. Güzel müzikler duvarlarda depolansın, mis kokular her köşesine sinsin, güzel hislerle dolsun evimiz. Bunları söyleyip sevdim sarıldım resimdeki ahşaplara. Bir çeşit tembihdi benimki, elimi koydum, 'tamam mı' dedim onlara :) 

Anlaştık.

Herşey sanki şimdi başlıyormuş gibi geliyor. 

Çok şükür.

                                                                ❤


22 Mayıs 2016 Pazar

Çikolatalı kek koksun ❤︎


Artık o kadar eminim ki evi ev yapanın ne olduğundan.

Ne malzemesi, ne konumu, ne büyüklüğü, ne dekorasyonu... 

Evi ev yapan kokusu, içindeki sesleri... 

Urlaya taşınma kararı aldıktan, Serhat istifa edip abisiyle iş kurduktan ve biz evi satılığa çıkardıktan sonra bundan sonra yaşıcağımız evle iligili planlar her hafta değişti. Ama her hafta, artık arkadaşlarım sorduğunda gelişmeleri anlatmadan önce 'en son hangi halini biliyosun planların' diye soruyorum çünkü ben bile takip edemiyorum artık. Önce ev satılır satılmaz bi ahşap firmasıyla anlaşıp ev yapılana kadar 5-6 ay bir yerde kirada idare edip evimize geçicektik. Sonra 1-2 işinde en iyi olan ahşap firmasıyla görüşünce rakamlar şaka gibi olduğu için ahşap ev hayalleri kanatlanıp uçtu. Klasik beton tuğla evleri araştırmaya başladık. Bi ara tüm prefabrikçileri gezdik, baya niyetlendik. Prefabrik ev yaptırıp detaylarla çok sevimli bi ev yapıcaktık. Sonra bambaşka bi gelişme olup ev yaptırıcağımız para ile bambaşka bi yatırım yapmaya iyice niyetlendik, Urladaki arsayı satıcaktık bunun için. Bu da 3-4 yıl Urlada kirada oturup zamanın ne göstericeğini beklemek demekti. Kira da ama nasıl bir evde, bu defa bunun arayışına girdik. Bahçeli mi, müstakil mi, daire mi, merkezde mi, iskelede mi... Bıdı bıdı mı, dıdı dıdı mı...

Kira, arsa, ahşap, prefabrik, beton, tuğla...

Ne kadar insan uydurması konular değil mi.

Tüm plan değişiklikleri sırasında ve sonunda öyle bi noktadayım ki artık; minicik bi yuvamız olsun ama kocaman bi dünyamız. 

Sonra da farkettim; zaten öyle. 

Şu anda burda böyle, ve biliyorum ki orda da öyle. 

Taşındığımızda son plan ne olursa olsun, tek amacım daha sadeleşmek olucak. Allah nasip eder de minik bi de bebişimiz olursa ilerde, onun dünyası da öyle olsun. Ne oyuncakçıdan alınmış oyuncaklar ne de içinde eksiklik duygusuyla özel okullardaki uydurukluklara yetişme çabası olmasın. Oyuncakları bahçelerdeki ve doğadaki herşey, okulu da en yakınımızdaki devlet okulu ve hayat olsun. Hangi alan kendini mutlu hissettirirse o alanda eğitimler alsın istiyorum. Ne popülerse onu değil. Televizyondaki saçma sapan dizilerin programların, yarışmaların yıldızlarının isimlerini değil; gökyüzündeki yıldızların isimlerini bilsin. O saçmalıkların eski bölümlerinde neler olup bittiğini değil; dünyanın, evrenin geçmişini bilsin. Kendini tanısın. Kendini keşfetsin. Birlikte keşfedelim.

Zamana ve evrene güveniyorum. 

Daha az şeyle daha çoğuna sahip olunduğunu bilmek güzel.

Kutu gibi bi evde ferah ferah bi yuvamız olsun Urla'da da, şimdiki gibi aynı.

Heralde önümüzdeki hafta netleşicek çoğu şey.

İlk adım evin satılması.

❤︎

Evi ev yapan kokusu, içindeki sesleri...

Hep çikolatalı kek koksun, hep gizli müzikler çalsın arka fonda, güzel şeyler konuşulsun, tatlı hayaller uçuşsun, yeni yeni fikirler bulunsun, keşifler yapılsın, komiklikler olsun; kahkahalar dolsun eve, arkadaşlar gelsin; çocuklar oynasın. Dünya bu, üzüntüler olunca sevgiyle paylaşılsın, elele atlatılsın... 

❤︎ ❤︎ ❤︎


***Yazının Gizli Arka Fon Müziği;
Yumeji's Theme  (https://open.spotify.com/track/0yVq58uQ2Bp2OVADYlLHNk)

***Resim;
http://cotedetexas.blogspot.com.tr/search?updated-max=2012-11-16T01:57:00-06:00&max-results=1

29 Temmuz 2015 Çarşamba



O kadar çok kere, o kadar şükür ki..

Herşeyin ötesinde, tüm olanların, tüm üzüntülerin, tüm kayıpların, tüm sonu olmayan siyaset konuşmalarının, çirkin hükümet olaylarının, kötülüklerin; yani aslında dünyadaki kötü kalplerin yarattığı kötülüklerin ötesinde bir dünya var. 

İnsanların yüreğinde gizli olan, dinlediğimiz zaman duyabileceğimiz, inandığımız zaman hissedebileceğimiz bir yer var.

Aslında çok güzel şeyler yazmak için başladım bu yazıya ama sonra çekindim, tüm gündem geldi aklıma, olanlar tüm kayıplar geldi dilimin ucuna ve sustum bi an. 

Evrende ilahi ve kutsal bir adalet olduğuna, bizim korkunç felaketler ve kayıplar olarak gördüğümüz çok şeyin evrenin gizli yasaları ve kurtarma çalışmaları olduğuna inanıyorum. Hep dediğim gibi gündemin de minik insancık beyinlerinin eseri olduğu ve bunlarla ilgili konuşmanın zaman kaybı olduğuna inandığım için de ben burda hep güzel şeylerden hep sihirli şeylerden başlamaya söz verdim bi kere. Tüm yaşanan acıların dinmesi için herkesin yüreklerine sabır ve sevgi dolsun. Güzel günler gelsin herkes için..

Ben asıl neler yazıcam...

Ben aslında heyecan, mutluluk ve güzellik yazıcam. 

İçinde olduğum duygular hep bunlar çünkü. Hep içimden bunları sayıklıyorum çünkü bugünlerde. ''Hayat; böyle bişey!'' çünkü diyorum. Cesur olman lazım, cesur olman lazım ki hayal ettiklerin olsun. Yoksa böyle bir ömür böylece geçer. Bak kaç yıl nasıl geçti.. 

İç mekanizmam böyle çalışıyo çünkü bugünlerde. Herkesle bunları konuşmak istiyorum. 

'Hayat nasıl ama dimi?' diyip muzur muzur sırıtarak gözlerinin içine bakmak istiyorum herkesin, hemen arkasından da ''hiçbişey tesadüf diil dimi, sanki gizli bi güç uzaktan bizi izliyo ve her şaşırdığımızda, her şoklandığımızda göz göze gelmek ister gibi, neler olup bittiğini anlayıp anlamadığımızı ölçercesine uzaktan bize bakıyo gibi dimi...''

Kesinlikle sihirsiz demesin kimse hayat için. ''Öylesine işte.. Geçip gidiyor..'' demesin.. Korkunçluklar, kötülükler var, basitlikler var, inanılmazlıklar var evet.. Hayalkırıklıkları, çok isteyip olmamalar, olup kaybetmeler.. Ama ben bunlardan bahsetmiyorum. Ben kalp atışlarından, hayal kurabilmeklerden, ama lafta değil gerçekten hayal kurabilmeklerden, olmuş gibi hayalini anlatabilmekten, paylaşmaktan, üretmekten, yaratmaktan bahsediyorum.. 

Cesur olabilmekten, inanmaktan, korkmamaktan bahsediyorum. Dün sabah hastanede dedemin başında otururken teyzemle ''cesur olmak''tan konuştuk. 

Neden korkuyoruz biz çoğu şeyden. Korkmuyomuş gibi yapanları saymıyorum. Sürüdekileri de, yada herşeyi bilenleri.. Bu kişileri dinlememeyi öğrendim. Korktuklarını konuşabilenlerı, bilmediklerini konuşanları, öğrendiklerini paylaşanları, hayallerden bahsedilirken heyecanlananları dinliyorum artık hayatta ben. Herşeyi bilen ve hiçbişeyden korkmayan herkes kafamda 'bi sınıf'. ''Aşırı sıkıcı, cümlesi bitse de gitsem'' sınıfı. Onların dünyası çok 'normal', acımasızlık ve haksızlıklarla dolu.. Onlar onu tercih etmiş, yargılayamam bile.

Teyzem hayatımda tanıdığım çok nadir kişilerden birisi. Tek bir tanecik benzeri bile olmayabilir. Belki de tüm bana bu evrenin gücünü, içimizdeki sesleri, hayal kurmayı öğreten kişi o.. Ben orta okuldayken elime Simyacı'yı tutuşturup; ''teyzuşum bu kitabı okuyabilirsin sen artık, çok seviceksin'' dedi ve ben herkesin bir kişisel menkıbesi olduğunu ve birşeyi çok istersen evrenin işbirliği yapıcağını onun sayesinde 13 yaşımdayken öğrendim. Çok da sevdim.. Herşey o yıllarda başladı.. 

Bilmiyorum ki nasıl analtıyım.. '

''Hayat nasıl ama dimi?'' :)

Yeni bir yola giriyoruz TEA&POT'la.. Kafeyi devrettik, son iki günümüz.. Hem inanılmaz duygularla yüklüyüz, hem aşırı hayal yüklemesi oldu.. Tüm duygular boğazımda düğümlü. Durmadan şükretmek istiyorum. Bir yandan dedem hiç iyi değil. Çok korkuyorum. Bir yandan teyzem çok yoruldu hastanelerde, annem çok üzüldü, gelemiyor da istediği gibi üzülüyor. Kafenin devir işlemleri. yeni projeler, yeni planlar masraflar.. Ne günler ama, ne hayat ama.. İşte bu yüzden durmadan şükretmek istiyorum. Zaman makinası şu günlerde çok iş yapardı mesela :) Yada birazcık sihir gücü :P İşte böyle minik şeyler istiyorum :))

Ama ''Hayat nasıl ama dimi?'' :)





19 Nisan 2015 Pazar

müziğin sesini de biraz açalım..


İçinde mucitlikler, sihirler, fikirler, anılar, eskiler, hayaller, iz bırakan şeyler, daha yazılmamış kitaplar, daha çekilmemiş fotoğraflar olan tatlış bi kitaplık koyduk senin yerine televizyon, alınmadın dimi?

Evdeki eşyaların sihirli olduğunu düşünüyorum.

Gerekli olmayan her eşyanın üstümüze ağırlık yaptığına, iyi anıları olan her eşyanın güven verdiğine, sevdiğimiz kitapların güç verdiğine, çerçevelerdeki fotoğrafların kim olduğumuzu hatırlattığına, arka fonda sessizce çalan güzel müziğin de modumuzu yükselttiğine çok inanıyorum. Yani evimiz; bizi biz yapıyo. Bıdık dünyamız güneşin, güneş de kendi güneşinin, oda samanyolunun yörüngesinde dönerken, evren de biyerlerde genişlerken biz her sabah inandırıldığımız bi düzende minnoş minnoş koşturuyoruz, güneş geri dönüp hava kararınca da fıtı fıtı fıtı yuvalarımıza dönmüyo muyuz :) Orda dinleniyoruz. Uyumadan önce kapıyı da kitliyoruz. Burda tüm zırhlarımızı indiriyoruz, salıyoruz kendimizi. Bizim 'evimiz'. Ne kural olan, ne başkalarının sesi olan, ne de 'mış gibi' olan bi yer.. Her köşedeki şey biz oraya koyduğumuz için orda duran 'evimiz'.

Ev kuşu olmak böyle bişey :)

Geçen yazdan beri üyeliğini iptal ettiğimiz televizyonumuzda zaten hiçbir kanal yoktu, sadece film izlemek için kullanıyoduk. Bugün  de 'televizyon' şeyini de tamamen çıkardık evimizden. Güzel film izlemekten ve belgesellerden vazgeçmiş değiliz tabiki, projeksiyon aldık. Kocaman da bi perde takıp bıdık sinema yapıcaz. Bide tabi  ''çok önemli maç ama bu'' lar için :)

Kitaplık.

Ne tatlı bişey.

Küçükken çok severdim, çok önemserdim çalışma masamın üstündeki raflarda duran her bir minik şeyin yerini. Arada da büyük değişikliler yapardım. Komple yeni bi tasarım :) Hepsini baştan düzenlerdim. Ama o troller yanyana sağda durucak, o kitaplar dik onlar yatay önünde de o çerçeve tam da öyle durucaktı :) Her temizlikte kafayı yerdim yerleri değişmiş diye :) Öyle düzenli falan diildim, dolabım genelde dağınıktı.. Buruşuk tshirtlerim, teki kayıp çoraplarım.. Yatağın altında tıkıştırılmışlarım :) Ama çok sevimliydi odam, masam topluydu, kitaplığım çok iyidiii :) Kendim kaydettiğim kasetlerim, üstlerinde içindekilerin listeleri :)

Çok hızlı hayal kurabildiğimiz teşhisini koydu serhoşko bize. Kurup birde çok hızlı hayata geçirebildiğimiz :) Hep böyle olalım dedim bende. Çok hayal kuralım, çok hayata geçirelim. Çok keyifli olalım. Çok duralım, çok bakalım gökyüzüne. Çok yıldızın adını bilelim. Çok sevelim birbirimizi, çok sağlam tutalım elimizi. Çok şarkı keşfedelim. Çok film izleyelim. Çok kitap okuyalım. Çok muhabbet edelim. Çok paylaşalım. Bazen zaman makinası olalım, bazen uzay gemisi. Ufo görelim. Yıldız kaysın. Teleskopla bigün gerçek bi yıldız kümesi görebilince şoka girelim :)

Çok da gülelim halimize. Çok şeye gülebilelim.

Hayat güzel.

Bi televizyonun yerini bi kitaplığın alması çalan şarkıların bile daha tatlı olmasını sağlıyosa ihtiyacımız olmayan şeyleri tek tek çıkaralım hayatımızdan, müziğin sesini de biraz açalım :)












23 Kasım 2014 Pazar

Pardooon, kendime ait bi an'a bükebilir miyiz zamanı lütfeeen

 


Burda çiziyorum, burda yazıyorum, burda tahtadan kalpler melek kanatları yapıyorum, burda hayal kuruyorum son günlerde.. Serhatla akşamları sanki akşam olmamış daha uzuuun bi gün varmış gibi burda salıyoruz kendimizi, müzik dinliyoruz, kendimizden konuşuyoruz, planlar yapıyoruz..



Herşeyi satıp gidiyoruz bazen bi sahil kasabasına, serhat çiftçi oluyo, ben ıvır zıvırcı :) Bazen de franchise zinciri kuruyoruz, ayrı ayrı departmanların CEO'su oluyoruz :) Sonra yavru kedi sever gibi seviyoruz şimdiki hayatımızı.



Kendine ait bi alan ve kendine ait bi zaman çoğu zaman çoğu şeyi çözüyo.. Uzaklara götürüyo seni sonra yine dönmene yardım ediyo.. Bazen tam olduğun yere varabilmek için çook uzaklar gidip dönebilmen gerekiyo çünkü.

Düşündüğümüz şeyleri sunar hayat bize biliyorum. Değişik bi ilüzyon gösterisi gibi çünkü zaman. Yaşadığımız çoğu şey çok kendimize özgü, çok kendi elimizden çıkmış gibi. Ya korktuklarımız ya da çok büyük tutkuyla istediklerimiz gerçekleşiyo. Aklımıza hiç gelmeyen bişey olmuyo gibi genelde, az çok bildiğimiz yerlerden.



Tamda bu yüzden sihirli değnek kalbimiz. Onu dokundurarak yaptığımız herşey zamanın ötesinde.



Nasıl bi güce sahibiz diye düşünüyorum.



Çok seviyorum sonra hayatı.



❤️❤️❤️

 

16 Kasım 2014 Pazar

göremediğimiz sihirli bişiler var evet!

Ufff hayat çok güzelsin..

Şimdilik çoğunlukla pazar günleri öylesin :) Ama biliyorum aslında sen hep öylesin, biz saçma sapan işlere kapılmaktan görmüyoruz seni.. Yaşadığımızı sanmak durumunda sanıyoruz kendimizi, yok etmek için sahip oluyoruz çok şeye. Hep de elimiz boş kalıyo ve öyle de yıllarca yaşayabiliyoruz.

Ama biliyomusun çok gelişme var bizde, herşey benim için dünyanın en güzel mevsimi olan yaz aylarında oldu hep.. Hep o sihirli yaz gecelerinde..

Tüm bir yıla yetecek kadar bıdıklık ve minnoşluk depolayabiliyoruz iki yazdır.. Herşey de kabak koynda başladı.. İzole olabilmek için bazen biraz mesafe gitmek ve uzaklaşmak gerekebiliyo medeniyetten..

Kabak koyuna daha ikinci gidişimizdi sadece ve bi gececik kalmak için gittiğimizde biz normal oda ayırtmış olmamıza rağmen tek olan ağaç evi vermişlerdi bize.. Merdivenlerle çıkılan, tüm evlerden yüksekte ve kocaman bi ağacın gövdesinde.. Çocukken hayal ettiğimiz gibi tam :) O gece ağaç evimize dönerken bi grup hippie (nadiren gördüğüm gerçekten mutlu ve hiçbişey umrunda olmayan insanlar ve gerçek hippiler) bizim evin altında gitar çalarken 'hayat sana güzel' diye bişiler mırıldanıyodu bi yandan da bıdık bıdık dansediyolardı ve ben o an evren tarafından cimcirildim sanki :) şu an bi rüya mı diye cimcirttirdim kendimi, rüya diildi gerçekti.. Bişey vardı sanki unuttuğumuz hayatla ilgili geldiğimiz yerde.. Sihirli bişiler vardı ama biz görmüyoduk.. Fonda çalan müziğin sesini kısmış, gereksiz yere kalın giyinmiş ve hızlı hızlı gidiyoduk nereye bilmeden sanki.. Biz sevimsizleştiriyoduk hayatı.. Basit düşünemiyoduk bile artık çok bilmişlikten..

O zamandan beri serhatla bi söz verdik birbirimize, kelimelerden oluşmayan sadece yürekler arası ve gözlerle anlaşılan bi söz.. Tutamadığımızda susucaktık ve gözlerimizi kapıcaktık, sadece sevgiyi düşünücektik.. O kadar, sadece sevdiğimiz şeyleri, nereye ait olduğumuzu.. Basitti çünkü bundan ibaretti hayat.. Sevdiğimiz şeyleri yapmak, sevdiğimiz kişilerle sevdiğimiz yerde yaşamak..

Pazar günlerine yeni bi anlam yükledik şimdi. Sabah erkenden uyanıp termosta çay demleyip biyerden gevrek alıp gidiyoruz.. Arkamıza bakmadan gidiyoruz sanki tatile çıkıyomuş gibi ya bi deniz kenarına, ya bi göl kenarına yada dağlardakİ minik bi köye.. Öğleden sonra insanlar kalabalıklaşmaya başlayınca biz çoktan dönüş yolunda oluyoruz bıdık bıdık evimizin yolunu tutuyoruz.. Şimdilik karagöl, şirince, meryem anaya, burhaniyeye ve sığacığa gittik.. Bisiklet aldık.. İyice retrolaşmaya kararlıyız.. Televizyonsuz radyolu hayattayız..

 

 

 

20 Ekim 2014 Pazartesi

Ördek olsam ben de burda yaşardım :)


Burası Karagöl.. Bizim eve 35 dk, 22 km.  

Virajlı yollardan yaşlı kocaman ağaçların arasından geçiyosun giderken, gidiyosun gidiyosun, o kadar ki, hava değişiyo, ağaç çeşitleri değişiyo.. Sanki uzak bi dağın gizli bi yerine hızlandırılarak gidiyosun. Vardığında etrafında yürüyerek 10 dk'da bi tur  atabildiğin o gümüş rengi göl işte karagöl..  3 kaz 2 ördeğin de evi aynı zamanda, eliniz boş gitmeyin derim :)


Sabah erkenden uyanıp gittik biz, bıdık bi termosta çay demledik, yanımıza da 2 termos bardak aldık, 2 de gevrek, zeytin, peynir, su.. Sıkıca da giyindik ama, iyiki öyle yapmışız, evden çıkarken hava 16 dereceydi orda 11 derecelere düştü ve yukarda bulutların acelesine inanamazdınız.. Nasıl bir rüzgar.. Orda çadırlarda kalan gençler ateş yakmış kahvaltı ediyolar,  çoğu kişinin bide köpişi var yanında, tracking yapan sevimli sevimli gruplar.. Piknik masaları, mangal yerleri, çocuklar için güzel bi oyun alanı bile var. Biz gittiğimizde tüm masalar boştu mesela.. Kahvaltıdan sonra kazları besledik biraz, fotoğraf çektik, manzarayı ve mis gibi havayı depoladık.. Sonra eşyaları arabaya bırakıp yürüyüş yaptık.. 



O kadar güzel, ama o kadar güzeldi ki..

Tam pazar sabahıyla ilgili hayal ettiğim tüm herşey gibi.. Gerçekten gözlerini kapatıp dağı, rüzgarı, yaprakları dinleyebildiğin bi yer.. Her adımında kuru yaprakların hışırtısı ve uupuzun ağaçların müzik sesi var sadece.. Yaprakların arasında değişik renkte çekirgeler var ama zaten sen görünce hemen kaçıyolar.. 

Her renk var, her his, her ferahlık var.. Bu içinde koşturup durduğumuz düzenin ne alaka olduğunu sordurtan her soru var.. Seneler önce daha gofret varken hepberaber kaz dağlarında bi yürüyüşe çıkmıştık, o da harikaydı.. Bi kere gofret vardı zaten :) Minik cüce köpişkomuz, bebeğimiz.. Şelaleler, dev ağaç kovukları, kardelenler.. Değişik bi atmosferi vardı oranın, masallardaki gibi.. Teyzemler de vardı. Teyzem çok tatlıdır benim, değişik bi gözle görür dünyayı özellikle de doğayı.. Demişti ki ''burda yanından geçtiğimiz her ağacın her taşın, her çiçeğin bi perisi var onu koruyan yanında olan.. Onlarda bizi izliyolar şimdi, ne diyolardır acaba bize?'' Hiç biliyomuydunuz bunu, yaaa :)

İşte böyle bişi bu sabah da vardı biz yürürken.. 

Orda yürürken bi de bakıyosun solda, üstünde 'BÜFE' yazan, ufak bi bina, önünde ekilmiş küçük bi alanda biberler, güller, düzensiz düzensiz bişiler bişiler ama belli sevilen, bakılan bi yer.. Yarısı plastik, yarısı ahşap masa sandalyeler.. Bi aile işletiyo sanırım orayı ama belli hepsi çok iyi, tertmiz insanlar.. Derken baktık masanın birinde boş türk kahvesi fincanları var, yaşasıııın, türk kahvesi var burdaaa :) Orda da 3 köpiş güneşleniyo, mest olmuşlar.. Onlar bakıyo onlara belli.. Bi de inanılmaz minnoşlukta bi gri kedi.. Bi british shorthair kedi hemde.. Minyon :) Allahııım, adı da 'hurma'ymış, onların kedisiymiş, ama nası tatlıı :)

Bi tur attık en son gölün etrafında, yine yine gelelim buraya diye diye döndük.. Ama tabi biz göle döndüğümüzde insan kitlesi tamamen değişmişti, dolmuşa doluşup gelen insanlar, son ses müzik açmış şahinler doğanlar, heryeri saran bi mangal kokusu, tüm piknik masaları dolmuş.. Saat 12yi geçmişti, tamaaam, hadi dönebiliriz artık dedik.. Dünyanın en minnoş tatlı pazar sabahlarından biriydi tam istediğim gibi.. Teşekkür ederim ❤️

Bu gibi zamanların sonunda hep hissettiğimiz gibi, aslında mutlu olduğumuz sevdiğimiz hayatın bu olduğunu, hayatın aslında ne güzel olduğunu, nası yenileyici olduğunu, enerjik zevkli olduğunu, sık ve düzenli aralıklarla şehirden uzaklaşmanın ne kadar iyi geldiğini, ihtiyacımız olduğunu düşündük bugün eve döndüğümüzde serhoşkomla.. Tüm günümüz güzel geçti sonra..

❤️❤️❤️


4 Eylül 2014 Perşembe

Bu yaz ❤️



Ne işler ne işler..

Hiçbişeyi olduğu gibi kabullenmek zorunda değiliz. Çünkü bazı şeyler sadece yıllardır öyle diye öyle. Ve biz öyle olması en uygunu sandığımız için 'öyle'liklerini sürdürüyoruz o şeylerin, hem de bazen sevmesek bile.  Diyoruz ki 'neyse, ellemiyim şimdi, düzenini bozmıyım' 'vardır bi bildikleri' 'bide olmazsa şimdi benim yaptığım'..

Kalıplara sığmayı ne güzel öğrenmişiz, 'oh ne rahat' sandırtmışlar bize.. Risksiz, hatasız, minimum macerayla.. Zaten uygulanmış, çuvallanılmamış yöntemler ama aynı zamanda az heycanlanılmış, az kalp atışıyla yaşanmış..

Karar veremiyoruz bile bazen, hep karar verilmiş konular var ortada çünkü, başarısızlığa uğramaktansa az istediğimizi seçiyoruz, çok istediğimiz iyi olmazsa ihtimali yüzünden..  O ne istediğini bilmek belkide en önemlisi, kendine güvenle ilgili.. Kendini sevmekle de.. (Her konuyu ama her konuyu 'sevme'ye bağlayabilirim:)

Neyse..

Aslında bahsetmek istediğim; bu aralar daha önce kimseden de duymadığımız, kimsede de görmediğimiz minik bıdıklıklar peşindeyiz.. Televizyonu iptal ettik, hiçbi kanal çıkmıyo artık :) Sadece bi film, bi belgesel, bi maç izlemek istediğimizde bilgisayarı tvye bağlayabiliyoruz. Arka balkonu kapattık. Yerlerini beyaz ahşap kaplattık. Camlarına ahşap jaluzi yaptırdık. Kendimiz bi raf sistemi alıp, kapak takıp boyadık. Duvarları badana yaptık.. Klimanın motorunu paneller alıp kapattık hava alabileceği şekilde.. Dekopajla kendimiz kestik ama hep, su bazlı boyalarla kendimiz boyadık.. Alaçatının en iyi antikacısına (eskici mehmet) ham ahşaptan çalışma masası siparişi verdik.. Bide teleskop aldık ✌️ 
Tüm bunların hiçbiri en mantıklısı diildi, en bilindik yöntem de diildi.. Kimseden görüpte bulmadık. O yüzden o kadar güzel oldu ki ☺️

Daha bitmedi ama.. Masa bi hafta sonra hazır olucak, koltukları kaplatmamız lazım bi ara, aydınlatma kısmı da eksik daha.. 


Bu fotoğrafı baya iphonela teleskopun göz merceğinden kendim çektim.. Yeni bi yaşam alanı ve keşfedicek yeni bi evren yarattık kendimize.. 

Olduğu gibi kabullenseydik en basitinden ev yaşamımızı, önümüzdeki günler belki arka balkon eski hafif dağınık haliyle sadece bi balkon olarak kalıcaktı ve biz L koltukta akşamları dizi izlicektik.. 

Bundan bahsediyorum. 

Benim en sevdiğim mevsim hep yaz. 

Kavrulsam da pişsem de yaz. 

Her yaz hayatımın değiştiğine inanıyorum. Bu yaz da biz yaşamımızı genişlettik sanki serhatla, daha derin nefes alıp daha uzağı görüyo gibiyiz, daha çok ses duyup daha çok rengi ayırdedebiliyoruz. Sevme şeklimiz değişti hayatı gibi. Sessizliğimiz değişti. Konularımız değişti, bu sene sanki büyümedik de ruhumuzun çocuk olmasına izin verdik ❤️


29 Temmuz 2013 Pazartesi

my wonderland

Hayatımın minnoş tarafı TEA&POT❤
Yenileyici, güç verici, inandırıcı, yaratıcı, ilham verici tarafı.
Burası bi wonderland, gizli bi köşe. Biçok şeyin kanıtı. Sınırsız, koşulsuz, kalıpsız bi yer. Yoran, canını çıkaran sonra öyle şirin bi söz söyleyip gönlünü alan ki.
Burayı her zaman sevicem, sonsuza kadar çünkü öyle güzel bişeyi gösterdi ki.
Oluyomuş!
Hiçkimse mecbur değilmiş kalıplara girmeye, duyduklarına göre hareket etmeye, mantıklı olmaya, öyle davranmaya, ‘gibi’ yapmaya. Bize yazılan çizilen senaryoyu oynamaya, özel sektörde köle gibi çalışmaya. Para kazanmak için sevmediğimiz işi mecburen yapmaya.
İnsanın içinde bi güç var bilsede bilmesede, delirmiş bi güç. Şelale gibi akan, sınırı olmayan. Ben şuna inanıyorum. Kilidin anahtarı sağlık. Eğer sağlığın yerindeyse, sahipsen ona; inanarak yapamayacağın hiçbirşey yok hayatta. Bahanelerin arkasına saklanmayalım. İkna etmeye çalışmayalım kimseyi ‘o kadar basit değil’lere, ‘yapamazsın’lara. Biz hepimiz tembeliz. Yaşamaya üşeniyoruz çoğunlukla. Konuşmaya, sormaya, öğrenmeye, denemeye üşeniyoruz. Başarısız olma riski yüzünden tutuna tutuna yürüyoruz, koşabilicekken. İmkansızlıkların arkasına sığınıyoruz. Büyüklerin sözlerine bağlanıyoruz. Kırmıyoruz sınırları. Ya hiç kırmazsak, ya senelerce böyle yaşayıp bilemezsek asıl ne yaparsak mutlu olucağımızı. Ne kadar mutlu olabiliceğimizi bilemezsek. Bu sanırsak hepsini? Deneye deneye bulmaya korkarsak ya?
Bu şekilde yıılar geçerse ve biterse ömür.
Burası sadece başlangıç. Burası hem bana hem bişekilde tanıdığım herkese bi örnek olsun istiyorum. Bi ‘neden olmasın ki?’ örneği. Büyük sermayeler olmadan da gayet iş kurulabilir, ortak olunabilir. Sermaye yaratılabilir. En azından hayali için heyecanlanılabilir, bir yerden başlanabilir. Ne istedğimizi, neyin bizi mutlu ettiğini bulmakla yükümlüyüz. Kendimizi mutlu etmenin yollarını bulmadan kimseyi mutlu edemeyiz, bizi mutlu etmesini de bekleyemeyiz kimseden. Kızamayız kimseye. Burası çok kalabalık ama ‘bir’iz aslında. Paylaşıp verdikçe çoğalıyoruz. Aldıkça istedikçe değil. Verdikçe yarattıkça büyüyoruz. Ne yaparsak aslında kendimize yapıyoruz. Çok söylenirsek aslında durmadan kendimize söyleniyoruz, çok yargılarsak aslında kendimizi yargılıyoruz, çok eleştirirsek kendimizi eleştiriyoruz durmadan aslında. Niye böyle davranalım kendimize?
Hemde neler yapabilicekken? Bilmiyoruz ki işte neler yapabiliceğimizi kafamızı kaldıramıyoruz çünkü yapmakta olduğumuz şeyi yaparken. Yanılıyoruz.
Sahip olduğumuz olumsuzlukları bulup takılıp kalmaya gösterdiğimiz bilinçsiz özeni, sahip olduğumuz, etrafımızı sarmış olan, içimizde atan, heryerde olan olumlu şeylere sahip çıkmaya da göstermemiz lazım. Bunun adı polyannalık değil. Görmek.
Hemen yapamayabiliriz hayallerimizi. Sabredicez. Ama sadece sabretmicez, boş durmıcaz sabrederken. Hayal üstüne hayal biriktiricez, başlıcaz bi ucundan. Önce olmuş gibi heyecanlanıcaz. İnanıcaz. Yardım isticez, yardım edicez. Paylaşıcaz. Olmayınca yıkılmıcaz. Hepsini çok ‘sevgi’yle yapıcaz. Öğrenicez, anlıcaz. Bu bitmicek zaten. Yapınca olunca bile bitmicek hatta.
Ben çok şükrediyorum. Çok minnet duyuyorum. Sağlıklıyım diye, seviyorum diye, aitim diye. Ben verdikçe kabul eden, değerini bilip bana daha fazlasını daha güzelini veren bir kocam var diye. Ailem var diye. İşim beni çok zorluyo diye. Ben zorlandıkça o daha güzelleşiyo diye. Herşeyden ilham alabiliyorum diye.
‘Var’ım diye.

Hayatımın minnoş tarafı TEA&POT❤

Yenileyici, güç verici, inandırıcı, yaratıcı, ilham verici tarafı.

Burası bi wonderland, gizli bi köşe. Biçok şeyin kanıtı. Sınırsız, koşulsuz, kalıpsız bi yer. Yoran, canını çıkaran sonra öyle şirin bi söz söyleyip gönlünü alan ki.

Burayı her zaman sevicem, sonsuza kadar çünkü öyle güzel bişeyi gösterdi ki.

Oluyomuş!

Hiçkimse mecbur değilmiş kalıplara girmeye, duyduklarına göre hareket etmeye, mantıklı olmaya, öyle davranmaya, ‘gibi’ yapmaya. Bize yazılan çizilen senaryoyu oynamaya, özel sektörde köle gibi çalışmaya. Para kazanmak için sevmediğimiz işi mecburen yapmaya.

İnsanın içinde bi güç var bilsede bilmesede, delirmiş bi güç. Şelale gibi akan, sınırı olmayan. Ben şuna inanıyorum. Kilidin anahtarı sağlık. Eğer sağlığın yerindeyse, sahipsen ona; inanarak yapamayacağın hiçbirşey yok hayatta. Bahanelerin arkasına saklanmayalım. İkna etmeye çalışmayalım kimseyi ‘o kadar basit değil’lere, ‘yapamazsın’lara. Biz hepimiz tembeliz. Yaşamaya üşeniyoruz çoğunlukla. Konuşmaya, sormaya, öğrenmeye, denemeye üşeniyoruz. Başarısız olma riski yüzünden tutuna tutuna yürüyoruz, koşabilicekken. İmkansızlıkların arkasına sığınıyoruz. Büyüklerin sözlerine bağlanıyoruz. Kırmıyoruz sınırları. Ya hiç kırmazsak, ya senelerce böyle yaşayıp bilemezsek asıl ne yaparsak mutlu olucağımızı. Ne kadar mutlu olabiliceğimizi bilemezsek. Bu sanırsak hepsini? Deneye deneye bulmaya korkarsak ya?

Bu şekilde yıılar geçerse ve biterse ömür.

Burası sadece başlangıç. Burası hem bana hem bişekilde tanıdığım herkese bi örnek olsun istiyorum. Bi ‘neden olmasın ki?’ örneği. Büyük sermayeler olmadan da gayet iş kurulabilir, ortak olunabilir. Sermaye yaratılabilir. En azından hayali için heyecanlanılabilir, bir yerden başlanabilir. Ne istedğimizi, neyin bizi mutlu ettiğini bulmakla yükümlüyüz. Kendimizi mutlu etmenin yollarını bulmadan kimseyi mutlu edemeyiz, bizi mutlu etmesini de bekleyemeyiz kimseden. Kızamayız kimseye. Burası çok kalabalık ama ‘bir’iz aslında. Paylaşıp verdikçe çoğalıyoruz. Aldıkça istedikçe değil. Verdikçe yarattıkça büyüyoruz. Ne yaparsak aslında kendimize yapıyoruz. Çok söylenirsek aslında durmadan kendimize söyleniyoruz, çok yargılarsak aslında kendimizi yargılıyoruz, çok eleştirirsek kendimizi eleştiriyoruz durmadan aslında. Niye böyle davranalım kendimize?

Hemde neler yapabilicekken? Bilmiyoruz ki işte neler yapabiliceğimizi kafamızı kaldıramıyoruz çünkü yapmakta olduğumuz şeyi yaparken. Yanılıyoruz.

Sahip olduğumuz olumsuzlukları bulup takılıp kalmaya gösterdiğimiz bilinçsiz özeni, sahip olduğumuz, etrafımızı sarmış olan, içimizde atan, heryerde olan olumlu şeylere sahip çıkmaya da göstermemiz lazım. Bunun adı polyannalık değil. Görmek.

Hemen yapamayabiliriz hayallerimizi. Sabredicez. Ama sadece sabretmicez, boş durmıcaz sabrederken. Hayal üstüne hayal biriktiricez, başlıcaz bi ucundan. Önce olmuş gibi heyecanlanıcaz. İnanıcaz. Yardım isticez, yardım edicez. Paylaşıcaz. Olmayınca yıkılmıcaz. Hepsini çok ‘sevgi’yle yapıcaz. Öğrenicez, anlıcaz. Bu bitmicek zaten. Yapınca olunca bile bitmicek hatta.

Ben çok şükrediyorum. Çok minnet duyuyorum. Sağlıklıyım diye, seviyorum diye, aitim diye. Ben verdikçe kabul eden, değerini bilip bana daha fazlasını daha güzelini veren bir kocam var diye. Ailem var diye. İşim beni çok zorluyo diye. Ben zorlandıkça o daha güzelleşiyo diye. Herşeyden ilham alabiliyorum diye.

‘Var’ım diye.