en sevdiğim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
en sevdiğim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2015 Perşembe

tek boynuzlu atlar, ormanlar, sihirli varlıklar mı?



Küçüklüğümden beri hep hayatın en sevdiğim tarafı gizli kalmış olan tarafları olmuştu. Kendim keşfettiğim, kendim anlamlandırdığım tarafları. Gerçekler değil bahsettiğim taraflar, hayal dünyaları. Hep bunların peşindeydim ben.

Çocukluğum da hep böyle geçti ama, sabah kahvaltıdan sonra sokağa çıkardık biz akşam yemeğine kadar oyun oynardık dışarda. O şanslı çocuklardanım ben. Bursada geçti tüm çocukluk yıllarım, bizim sokakta çok çocuk vardı ama biz hep Ceydayla ikimiz oynardık, saymakla bitiremiceğim kadar çok tatlı oyunlarımız vardı. Dev gibi bi hayal dünyamız vardı. Yolun kenarında birikmiş çamurlardan baraj yapardık, nereye giden en kısa yol hangisi; aynı anda aynı yerden koşmaya başlayarak önce kimin vardığına göre bulurduk, tüm en kısa yolları bilirdik, kızılderili olurduk, dallardan yay ve ok yapardık, yaprak toplayıp onları  gül yapraklarıyla parlatırdık, kar yağınca çam ağaçlarına montlarımızı giydirip bembeyaz karla kaplı yere yatıp ağzımızı açardık kar tanelerini yerdik, saatlerce arabaların üstüne yatıp bulutlardan şekiller çıkarırdık, ıvır zıvırlarımızdan stand yapıp satmıştık arka bahçede, kim almış ki :) Özdileğin sahibinin koskocaman bi evi vardı, onun arkasında arada kalmış müstakil evler vardı ama kimseyi görmezdik hiç, bahçelerinde değişik değişik taşlar olurdu, bi gün garip garip kediler dizilmiş olurdu yan yana, bi gün garip sesler duyardık etrafından gelen. Ay ne hikayeler yazardık o evlerin esrarengizliğiyle ilgili. Korku filmi çekmiştik bi defa :) Zaten düzenli mektuplaşırdık her gün tüm gün beraber olmamıza rağmen. Delilerce paten kayardık, dizlerimiz dirseklerimiz yara içindeydi hep. Çok iyiydik biz :) Kendimizce çok maymun ve şapşal bi coolluğumuz vardı sadece kendimize göre olan :) İkimizin bi adı ve grafiti logomuz vardı. Küçücüktük ama hayallerden oluşan kocaman bi dünyamız vardı aslında her çocuğun olduğu gibi.

Ben çok şanslı bi insanım çünkü ben hep çocuk kaldım. Çünkü birlikte çok çocuktuk biz, büyümemiştik hiç. Bi defa ablam vardı yanımda. Ben doğuştan şanslıydım çünkü o mavişko gözleriyle, sapsarı saçlarıyla bıdık bıdık elimden tutuyodu ben yürümeyi öğrendiğimde. En başından beri yanımdaydı sonra hep yanımda olucağı gibi. Ceyda çocukluğumun tüm tatil günleriydi, ilkokulum Ayçaydı anaokulumun ilk gününden beri. Nutellalı ekmeği ısırırken tanışmıştık :) Ortaokulum çılgın bediş Hande, lisem Hande-Hilal-Tubaydı. Üniversitem Burçin ve Aybalaydı. Kelimelerle bile anlatamam hiçbirinin bu yaşıma kadar tanıdığım herkesden ne kadar tatlı farklı olduklarını.

Ve Serhat.. Serhatı hiç bi ''zaman''la kısıtlayamam. O küçüklüğümdeki tüm hayallerimde vardı, sonra bi gün karşımda öylece duruyodu, gelip hayatıma girdi kalbimin tam ortasından geçip. Hem öncem, hem sonram oldu. Sonra birlikte hiç büyümedik onunla.

Bazı zamanlar hayat zor. O gereksiz ciddiyeti takınıyo, ne bi mimik yapıyo ne bişiy diyo sen gözünün içine bakarken. Kırılıyosun ona, o hiç oralı olmuyo. Sen çocuk olmaya, çocuk kalmaya karar vermişsin bi defa, hayallerin en güçlü yanın, ''beni biliyo aslında, neden böyle yapıyo'' diyosun. Yok. Anlamıyo. Ama ne biliyomusun, hepsi geçiyo. Zaman sihirli, sen sihirlisin. Herşey aslında güzel, anlıyosun bunu zaten sonra. Ve çoğu kişinin dediğinin aksine, iş işten geçmemiş oluyo, senden götürmemiş oluyo. Herkes böyle sıkıcı şeyler söyler çünkü. Hiç inanmam. Her an en güzel an. Hepsini bilmek güzel.

Bu günlerde birşeyleri doğru yapmaya devam ettiğimize karar verdim. Delilerce dersler alma halideyiz dimi, hem anlatılanları kaçırmadan dinlemeye çalışıyoruz hem de unutmamak için not tutuyoruz. Nerden bilebiliriz doğru yolda mıyız değil miyiz, artık çok iyi biliyorum. Bunun anlamı çok büyük benim için. Çok önceden bi yazı yazmıştım yürek pusulası ile ilgili, öncek blogumda; bisicikolmaz'da kaldı. Minicik minicik detaylarda gizli tüm yaşam. Nasıl büyüleyici herşey.

Çok heycanlı günler yaşıyoruz biz. Ben nihayet şu tozlarını aldım kalbimin, azcık zaman aldı, kolay olmuyo bazı hayalkırıklıklarını saklamaktan vazgeçip kapının yanına koymaya karar verebilmek. Ben minnoş ve bıdık 'hayalkırıklığımla' vedalaşmaya çalışıp dururken serhat maymun maymun konular araştırıp araştırıp önüme koydu. Şimdi kendimi kocaman bi bitirme ödevine başlıyo gibi hissediyorum. Tüm bildiklerimle bilmediklerimi düzenlemem lazım :) Bunun yanında Zeynoşkomla da çok heycanlı bi döneme girdik. Birsürü hayal, bir sürü plan proje..

Hem sonra tek boynuzlu atlar, ormanlar, sihirli varlıklar, periler, ışık habercileri, gezegenler ve yörüngeleri, kuyruklu yıldızlar... Bunları da düşünmem lazım, minik bi kız var içimde, minik bi oğlan da kalbimde, tüm bahsettikleri bu sihirli bişiler... Görmezden gelemem heralde :)

2015 tüm parolalarımı bildi, tüm doğru kelimeleri söyledi.

Güzel bi yıl bizimle ❤


23 Kasım 2014 Pazar

Pardooon, kendime ait bi an'a bükebilir miyiz zamanı lütfeeen

 


Burda çiziyorum, burda yazıyorum, burda tahtadan kalpler melek kanatları yapıyorum, burda hayal kuruyorum son günlerde.. Serhatla akşamları sanki akşam olmamış daha uzuuun bi gün varmış gibi burda salıyoruz kendimizi, müzik dinliyoruz, kendimizden konuşuyoruz, planlar yapıyoruz..



Herşeyi satıp gidiyoruz bazen bi sahil kasabasına, serhat çiftçi oluyo, ben ıvır zıvırcı :) Bazen de franchise zinciri kuruyoruz, ayrı ayrı departmanların CEO'su oluyoruz :) Sonra yavru kedi sever gibi seviyoruz şimdiki hayatımızı.



Kendine ait bi alan ve kendine ait bi zaman çoğu zaman çoğu şeyi çözüyo.. Uzaklara götürüyo seni sonra yine dönmene yardım ediyo.. Bazen tam olduğun yere varabilmek için çook uzaklar gidip dönebilmen gerekiyo çünkü.

Düşündüğümüz şeyleri sunar hayat bize biliyorum. Değişik bi ilüzyon gösterisi gibi çünkü zaman. Yaşadığımız çoğu şey çok kendimize özgü, çok kendi elimizden çıkmış gibi. Ya korktuklarımız ya da çok büyük tutkuyla istediklerimiz gerçekleşiyo. Aklımıza hiç gelmeyen bişey olmuyo gibi genelde, az çok bildiğimiz yerlerden.



Tamda bu yüzden sihirli değnek kalbimiz. Onu dokundurarak yaptığımız herşey zamanın ötesinde.



Nasıl bi güce sahibiz diye düşünüyorum.



Çok seviyorum sonra hayatı.



❤️❤️❤️

 

16 Kasım 2014 Pazar

göremediğimiz sihirli bişiler var evet!

Ufff hayat çok güzelsin..

Şimdilik çoğunlukla pazar günleri öylesin :) Ama biliyorum aslında sen hep öylesin, biz saçma sapan işlere kapılmaktan görmüyoruz seni.. Yaşadığımızı sanmak durumunda sanıyoruz kendimizi, yok etmek için sahip oluyoruz çok şeye. Hep de elimiz boş kalıyo ve öyle de yıllarca yaşayabiliyoruz.

Ama biliyomusun çok gelişme var bizde, herşey benim için dünyanın en güzel mevsimi olan yaz aylarında oldu hep.. Hep o sihirli yaz gecelerinde..

Tüm bir yıla yetecek kadar bıdıklık ve minnoşluk depolayabiliyoruz iki yazdır.. Herşey de kabak koynda başladı.. İzole olabilmek için bazen biraz mesafe gitmek ve uzaklaşmak gerekebiliyo medeniyetten..

Kabak koyuna daha ikinci gidişimizdi sadece ve bi gececik kalmak için gittiğimizde biz normal oda ayırtmış olmamıza rağmen tek olan ağaç evi vermişlerdi bize.. Merdivenlerle çıkılan, tüm evlerden yüksekte ve kocaman bi ağacın gövdesinde.. Çocukken hayal ettiğimiz gibi tam :) O gece ağaç evimize dönerken bi grup hippie (nadiren gördüğüm gerçekten mutlu ve hiçbişey umrunda olmayan insanlar ve gerçek hippiler) bizim evin altında gitar çalarken 'hayat sana güzel' diye bişiler mırıldanıyodu bi yandan da bıdık bıdık dansediyolardı ve ben o an evren tarafından cimcirildim sanki :) şu an bi rüya mı diye cimcirttirdim kendimi, rüya diildi gerçekti.. Bişey vardı sanki unuttuğumuz hayatla ilgili geldiğimiz yerde.. Sihirli bişiler vardı ama biz görmüyoduk.. Fonda çalan müziğin sesini kısmış, gereksiz yere kalın giyinmiş ve hızlı hızlı gidiyoduk nereye bilmeden sanki.. Biz sevimsizleştiriyoduk hayatı.. Basit düşünemiyoduk bile artık çok bilmişlikten..

O zamandan beri serhatla bi söz verdik birbirimize, kelimelerden oluşmayan sadece yürekler arası ve gözlerle anlaşılan bi söz.. Tutamadığımızda susucaktık ve gözlerimizi kapıcaktık, sadece sevgiyi düşünücektik.. O kadar, sadece sevdiğimiz şeyleri, nereye ait olduğumuzu.. Basitti çünkü bundan ibaretti hayat.. Sevdiğimiz şeyleri yapmak, sevdiğimiz kişilerle sevdiğimiz yerde yaşamak..

Pazar günlerine yeni bi anlam yükledik şimdi. Sabah erkenden uyanıp termosta çay demleyip biyerden gevrek alıp gidiyoruz.. Arkamıza bakmadan gidiyoruz sanki tatile çıkıyomuş gibi ya bi deniz kenarına, ya bi göl kenarına yada dağlardakİ minik bi köye.. Öğleden sonra insanlar kalabalıklaşmaya başlayınca biz çoktan dönüş yolunda oluyoruz bıdık bıdık evimizin yolunu tutuyoruz.. Şimdilik karagöl, şirince, meryem anaya, burhaniyeye ve sığacığa gittik.. Bisiklet aldık.. İyice retrolaşmaya kararlıyız.. Televizyonsuz radyolu hayattayız..

 

 

 

9 Kasım 2014 Pazar

unutursam fısılda ♥


Allahım nasıl tatlı bi filmdi öyle ♥


Galasında Çağan Irmak 'bi kendini iyi hisset filmi' diye tanımlamış, ne kadar doğru.. Kaç gün oldu izleyeli müziklerini dinleyip dinleyip duruyoruz serhatla :) Telefonumda 'unutursam fısılda' albümü oluşturdum direk tüm şarkılarını ekledim.. Kadrosu da müthiş ama. Çok kaliteli oyuncular, çok iyiler hepsi her anlamda.. Güzeller, zekiler, yetenekliler..


Sinemalardayken hemen gidin hemen, ama göz kalemi sürmeyin sakın ve mendillerinizi yanınıza alın.. Moraliniz hiç bozulmadan salya sümük ağlıcaksınız çünkü film bitene kadar.. Herkesten, her anısından, kendisinden bişeyler buluyo insan.. Kenan Doğulu 6 tane şarkı bestelemiş bu film için ve Zeynep Farah Abdullah kendi seslendirmiş şarkıları, nasıl da tatlı bi sesi var..


Filmde anlatılanlar  o kadar güzel, o kadar saf, o kadar tanıdık ki.. Önce hayallerinin peşinden giderken içindeki sesi dinle diyo her sahnesinde.. İnan kendine diyo.. Önce inan sonra herşey olur, ama herşey olur, sınır tanımaz inandığın hayallerin diyo için kıpır kıpır ola olan inandırıyo seni buna ♥ Tek tek de gösteriyo..


Sonra sevdiğinin elini sımsıkı tut, kıymetini bil diyo. Küs ayrılma sakın yanından diyo, kırdıysan da kalbini özür dilemeden yanından gitme hayat bu sonra bi daha göremeyebilirsin, çok sev çok sev diyo.. Yaa sevmek ne güzel ya ne güzel diyo :) Gerçek sevginin nasıl ölümsüz olduğunu, her ihtiyacın olduğunda nasıl yanında hissedebiliceğini gösteriyo.. 


Yılların nasıl da su gibi geçtiğini, hayatının nerelerden nerelere gelebileceğini gösteriyo.. Birde çok değişik bişeyi hayal ettiriyo sana.. Burda filmi anlatmamak için tutuyorum kendimi ama kendiniz izlemeniz lazım, yok yok anlatmamam lazım.. Ama yaşlandığında ve mecburen birgün hepimizin kalabiliceği gibi yalnız kaldığında ve geriye dönüp baktığında hayatın nasıl film gibi olduğunu gösteriyo..


Hiç zor diil hayal etmesi, anneni babanı düşününce bile çok garip bi duygu bu.. Gençlik hayalleri, korkuları, cesaret ettikleri, cesaret edemedikleri için neler kaçırdıkları.. İçlerinde kalanlar.. O kadar yaşanan, o kadar yıl.. Bide kendini düşününce insan, şu anda olduğumuz yıl bi gün film sahnesi gibi gelicek aklımıza.. Biz neleri yakalamış neleri kaçırmış olucaz o gün bugünleri hatırladığımızda?


İşte buna göre yaşıcam hayatımı.. Ve yanımdaki tüm sevdiklerime de hep hatırlatıcam bunu. Tüm öğrendiklerimi, tüm yaşadıklarımı o kadar çok seviyorum ki. Tüm başıma gelenleri, tüm hatalarımı, tüm iyi olduğum yanlarımı, tüm beceriksizlerimi sakarlıklarımı :)


Çok şeyi çok seviyorum ♥


Bu filmide çok sevdim, ama çok sevdim. Hümeyra bi sahnede 'yine olsa yine yaparım' diyo tüm herşeyden sonra. 


Bende o gün 'yine olsa yine öyle yaparım' demek istiyorum. 


Hayatta çok güzel şeyler var. Çok güzel insanlar var, çok güzel hayaller var, peşinden gidicek yaşıcak çok güzel hayatlar var..


Çok güzel diil mi ya ♥♥♥





20 Ekim 2014 Pazartesi

Ördek olsam ben de burda yaşardım :)


Burası Karagöl.. Bizim eve 35 dk, 22 km.  

Virajlı yollardan yaşlı kocaman ağaçların arasından geçiyosun giderken, gidiyosun gidiyosun, o kadar ki, hava değişiyo, ağaç çeşitleri değişiyo.. Sanki uzak bi dağın gizli bi yerine hızlandırılarak gidiyosun. Vardığında etrafında yürüyerek 10 dk'da bi tur  atabildiğin o gümüş rengi göl işte karagöl..  3 kaz 2 ördeğin de evi aynı zamanda, eliniz boş gitmeyin derim :)


Sabah erkenden uyanıp gittik biz, bıdık bi termosta çay demledik, yanımıza da 2 termos bardak aldık, 2 de gevrek, zeytin, peynir, su.. Sıkıca da giyindik ama, iyiki öyle yapmışız, evden çıkarken hava 16 dereceydi orda 11 derecelere düştü ve yukarda bulutların acelesine inanamazdınız.. Nasıl bir rüzgar.. Orda çadırlarda kalan gençler ateş yakmış kahvaltı ediyolar,  çoğu kişinin bide köpişi var yanında, tracking yapan sevimli sevimli gruplar.. Piknik masaları, mangal yerleri, çocuklar için güzel bi oyun alanı bile var. Biz gittiğimizde tüm masalar boştu mesela.. Kahvaltıdan sonra kazları besledik biraz, fotoğraf çektik, manzarayı ve mis gibi havayı depoladık.. Sonra eşyaları arabaya bırakıp yürüyüş yaptık.. 



O kadar güzel, ama o kadar güzeldi ki..

Tam pazar sabahıyla ilgili hayal ettiğim tüm herşey gibi.. Gerçekten gözlerini kapatıp dağı, rüzgarı, yaprakları dinleyebildiğin bi yer.. Her adımında kuru yaprakların hışırtısı ve uupuzun ağaçların müzik sesi var sadece.. Yaprakların arasında değişik renkte çekirgeler var ama zaten sen görünce hemen kaçıyolar.. 

Her renk var, her his, her ferahlık var.. Bu içinde koşturup durduğumuz düzenin ne alaka olduğunu sordurtan her soru var.. Seneler önce daha gofret varken hepberaber kaz dağlarında bi yürüyüşe çıkmıştık, o da harikaydı.. Bi kere gofret vardı zaten :) Minik cüce köpişkomuz, bebeğimiz.. Şelaleler, dev ağaç kovukları, kardelenler.. Değişik bi atmosferi vardı oranın, masallardaki gibi.. Teyzemler de vardı. Teyzem çok tatlıdır benim, değişik bi gözle görür dünyayı özellikle de doğayı.. Demişti ki ''burda yanından geçtiğimiz her ağacın her taşın, her çiçeğin bi perisi var onu koruyan yanında olan.. Onlarda bizi izliyolar şimdi, ne diyolardır acaba bize?'' Hiç biliyomuydunuz bunu, yaaa :)

İşte böyle bişi bu sabah da vardı biz yürürken.. 

Orda yürürken bi de bakıyosun solda, üstünde 'BÜFE' yazan, ufak bi bina, önünde ekilmiş küçük bi alanda biberler, güller, düzensiz düzensiz bişiler bişiler ama belli sevilen, bakılan bi yer.. Yarısı plastik, yarısı ahşap masa sandalyeler.. Bi aile işletiyo sanırım orayı ama belli hepsi çok iyi, tertmiz insanlar.. Derken baktık masanın birinde boş türk kahvesi fincanları var, yaşasıııın, türk kahvesi var burdaaa :) Orda da 3 köpiş güneşleniyo, mest olmuşlar.. Onlar bakıyo onlara belli.. Bi de inanılmaz minnoşlukta bi gri kedi.. Bi british shorthair kedi hemde.. Minyon :) Allahııım, adı da 'hurma'ymış, onların kedisiymiş, ama nası tatlıı :)

Bi tur attık en son gölün etrafında, yine yine gelelim buraya diye diye döndük.. Ama tabi biz göle döndüğümüzde insan kitlesi tamamen değişmişti, dolmuşa doluşup gelen insanlar, son ses müzik açmış şahinler doğanlar, heryeri saran bi mangal kokusu, tüm piknik masaları dolmuş.. Saat 12yi geçmişti, tamaaam, hadi dönebiliriz artık dedik.. Dünyanın en minnoş tatlı pazar sabahlarından biriydi tam istediğim gibi.. Teşekkür ederim ❤️

Bu gibi zamanların sonunda hep hissettiğimiz gibi, aslında mutlu olduğumuz sevdiğimiz hayatın bu olduğunu, hayatın aslında ne güzel olduğunu, nası yenileyici olduğunu, enerjik zevkli olduğunu, sık ve düzenli aralıklarla şehirden uzaklaşmanın ne kadar iyi geldiğini, ihtiyacımız olduğunu düşündük bugün eve döndüğümüzde serhoşkomla.. Tüm günümüz güzel geçti sonra..

❤️❤️❤️


15 Ekim 2014 Çarşamba

geldiiiiiim :)



Geçen hafta evrenimde bi kaçak vardı, bi kara delik, bende içine kaçmış olabilirim hatta.. 

Zaman ve yer kavramım kalmamıştı. Bi şekilde toparlanamamaya ve üzgün olmaya programlanmış gibiydim. Bütün negatifliklerle ve aksiliklerle tam olarak aynı enerjide olduğum için tek tek yaşadım hepsini :P Hala düşündüğümde o burukluğu hissediyorum kalbimde, üzüntü hissettiğim her dakikama hak veriyorum ama hayat da bu işte, böyle. Umurunda da diil pek böyle şeyler. Hayat ve zaman doktorlar gibi aynı. Ellerinde diil, öyle olmak zorundalar başa çıkamazlar yoksa o yüzden hiç duygusal diiller, empati yapmakla uğraşmıyolar ve bi şekilde dedikleri gibi oluyo. Sen yine iyi oluyosun. Bizim fazlasıyla umurumuzda tüm detaylarıyla yaşadıklarımız ama onların pek diil.

Tüm o yaşadıklarımızla oluşmaya devam ediyoruz. Yaşlanmıyoruz yada eskimiyoruz, kendimiz olmaya doğru yaklaşıyoruz. Üzüntülü şeylere direndiğimiz kadar acıklı, hayata teslim olup kendimizi geliştirdiğimiz kadar hafif, olanlarla uğraşıp eleştirdiğimiz kadar aksi, gülümsediğimiz kadar dingin tipler olup çıkıcaz burdan :)

En üzüldüğüm akşam; Louise L. Hay'in Düşüncenin İyileştirici Gücü'nü aldım elime rasgele bi sayfa açtım. (İnandığım kitapların ihtiyacım olduğunda okumam gereken sözlerin yazılı olduğu sayfayı açtığını biliyorum, bunu daha orta okul yaşlarımda öğrenmiştim. ) İçinde olduğum durumla ilgiliydi sayfa, hissettiğim ve yanlış yaptığım şeyler herbir satırda yazıyodu, yazanları dinledim. Serhata da okudum. Zaman aldı tabi ama uyguladım da.

Bloglovin'de dolaştım biraz. Bikaç yazı okudum.. Weheartit'de dolaştım bikaç resim heartladım :) Serhata sarıldım bol bol.. Zor zamanlar için ayırdığım tüm kitaplarımdan birer sayfa kurcaladım. Kalın kalın çoraplarla dolaştım evde :)

Teleskopu kurcaladık bi gece; Fatmanur Teyze de geldi onikiye kadar hiç yıldız görünmeyen o mıymıy gökyüzünde (hiç kızmasın mıymıy diyorum diye o gece öyleydi) iki yeni yıldız keşfettik; Ancha ve Altarius. Onları teleskopa tanımlayıp neptün ve uranüse baktık.. Ay'ı bekledik ama gelmedi bi türlü.. Astronomi.. Yeni bi dünyamız var artık. 

Teapota geri döndüm, orası bi çeşit terapi gibi hayatımda. Tüm zorluklarına, tüm eksiklerine rağmen orası gerçek bi wonderland. Orda çay partileri, durmuş saatler, üstünde 'eat me', 'drink me' yazan sihirli şeyler, rabbit hole'lar.. Minik cüceler, devler.. Herşeyi var oranın. Hayallerinle sınırlı, sihirli bi değnek orası.. 

Bi de ne öğrendim zorla biliyomuyum :) Madem burda kendi kendime yazıyorum, kendi kendime hitap edeyim :) 

Hiçbişeyi aşırı ama aşırı derecede isteme, olunca da aşırı ama aşırı derecede sevinme nihoşko. Abart tamam, bu huyun, ama aşırı derecede yapma. Nazar değdi falan derim bazen ben de ama laf olsun diye alışkanlıktan, inandığımdan diil. Nazar ancak nazarla aynı frekansta atan yüreklere değer, korkmuyorum nazardan. Evrende hiçbişey o kadar rasgele değişebilicek basitlikte diil, rasgele basit bişey nazar. Herşey bu kadar sihirli bi dizilimdeyken, saf ve güzel bişeye nazar değemez. Buna müsade edilceğini sanmıyorum.

Ne olursan ol hayat, biraz dinlenip yine gelivericem yanına hemde yalnız diil, tüm sevdiğim kişilerle tüm sevdiğim şeylerle, içimdeki sesimi de alıp, tüm beğendiklerimle, seçtiklerimle, duydup sevdiklerimle, okuyup öğrendiklerimle gelicem tam da burda durucam.

Bu kadar yüksekte hemde :) eeen güzel yerde :)

30 Eylül 2014 Salı

Mucizeler olur..

 

Her dakika, her saniye, her an mucizeler olur..

 

Olmaz sandığımız herşey oluyo hayatta. Biz de genelde şapşal gibi "bildiğimizi" sanarız ama bilmiyoruz, çok tatlıyız o yüzden hepimiz belkide. 'Olur olur' deriz; olmaz, 'yok ya olmaz' deriz; olur.. Hiç de bozuntuya vermeyiz :)

 

Ah..

 

Mucizeler mucizeler.. O kadar çok seviyorum ki varolmakla ilgili herşeyi bu aralar.. Hayat ne kadar güzel hayat ne kadar güzel.. O gittiğimiz gecedeki kapıda misafirleri karşılayan kafasında ışıktan şapka olan uzuuun tahtalara basan uzun kızın kollarıyla yaptığı gibi uçuş uçuş sanki içinden geçtiğim heryer.. Öyle bi vals müzik çalıyo arkada hep ❤️

 

Bi minicik hayal kurup minicik bi dilek tutunca, senin için kocaman olan, gerçek oluverir ve hayatın değişir dimi.. Gerçek olunca yeniden bütün evrenin bi parçası olursun, sonsuz bişeyin bi minicik atomusun yine.. Tüm çekim kuvvetinle yörüngendesin, titreşip dururken bulursun kendini işte :) Evrensin o minicik atom halinle.. O tanıdık bildik güven duygusu, bütünü hissetmek. Doğru yolda olduğunu hissettiğin, sevildiğinden emin olduğun, yalnız olmadığını bildiğin yer..

 

Çok inanılmaz bi harikalar diyarı olduğuna katılıyorum hayatın, kimse beni inandıramaz sıkılınabileceğine, yada heyecanlanılamayacağına.. İşte o zaman derim ki 'sen gözlerini açıp bi etrafına bakarmısın'.. Ama bi gerçekten bakarmısın.. 7 milyar kişi mi yaşıyomuşuz hepberaber bu dünyada, 7 milyar farklı 'dünya'.. Hepimizinki bambaşka.. O yüzden de sırf sıkılamayabilirsin zaten, en yakınlarınınkine misafir olman yeterli.. Birine aşık olman yeter, anneni anlamaya çalışman yeter, babanın çocukluğunu dinlemen yeter, sevdiklerinin hayallerini dinlemen yeter.. Herkes kendi kurgusunu yaşıyo. Delirmiş bi güç var elimizde hepimizin. Öyle kuvvetli ki.

 

Yaratma gücümüz var. Oldurabiliyoruz. Ellerimizle sevdiğimize dokunup enerji verebiliyoruz ona. Minicik bi bebeği, daha hiç hayatı bilmeyen, komiklik de ne bilmeyen bi bebeği güldürebiliyoruz :) Bi kediyi mırlatabiliyoruz. Güç verebiliyoruz. Çözüm buluyoruz. Hayalgücümüz sınırsız.

 

Bence daha ne olabilir ki..

 

Mucizeler hep olur..

 

21 Nisan 2014 Pazartesi

summer wine



Strawberries cherries and an angel’s kiss in spring
My summer wine is really made from all these things
Take off your silver spurs and help me pass the time
And I will give to you summer wine

My eyes grew heavy and my lips they could not speak..

22 Şubat 2013 Cuma

Bıdıııııı bıdıııııı bıdııııı bıdıııııı :)

Bıdıııııı bıdıııııı bıdııııı bıdıııııı :)
Ne konuşuyorum kafamın içinde ufuuu:)
Kayıt cihazı olsada kaydetse sayın zihnimin mucittinliklerini yazsam hepsini ve bütün foyam meydana çıksa :)
Serhatım üç gündür bi eğitime katılıyo yaratıcı satış ve pazarlamayla ilgili, evde akşam bahsediyo ilgisini çeken şeylerden, çok eğlenceli konuları. Bugünkü konularını en çok sevdim ama.
Soru şu; “sizi asıl mutlu eden şey ne, gerçekten mutlu eden?”
Bi düşünsene…
Bunu işle bağdaştırmış, neden yaptığınız işi yapıyosunuz, sizi işinizde mutlu eden şey ne ki bu işi yapıyosunuza getirmiş. Bende tuttum nefesimi kendi içime daldım.
Son zamanlarda çok düşüncelere dalıyorum, çok yargıcıyım. Kendimi, işimi, tavrımı, sevdiklerimi, yaptıklarımı ve yapmadıklarımı yargılıyorum sırayla ve acımasızca. Ben oturdum yorum yapıyorum ordan, Onlar kendini savunuyo hepsi bir bir kazanıyo davalarını, gözüme giriyo :) içimde bulduğum hataları affediyorum, kusurlarıma zaman veriyorum görmezden geliyorum, hayır ama kesinlikle eleştirmiyorum, iyilerle gurur duyuyorum. Bi iç denetim gibi, herşey diken üstünde ve her an savunmaya hazır kendimi.
“Ben ve Ben” karşı karşıya :)
Bi süredir yoga academy alsancak’takiler çok sık geliyo bizim cafeye, muhabbet ediyoruz. Dün akşam aralarından biri annesiyle geldi uzun uzun muhabbet ettik, birbirini hiç tanımayan insanların aslında bilmeden birbirine karşılıklı nasıl keyif verebildiğini bi kere daha yaşadım. Ben bunu seviyorum. Çünkü genelde heryerde tam tersi var, insanlar insanlardan şikayet etmez mi genelde. Toplum böyle kurulmuş gibi. Neyse, tatlı tatlı ‘iyi akşamlar’laştıktan sonra tam çıktı, sonra kapıyı kapatıcakken geri döndü ve dedi ki;
“-alice harikalar diyarında gibi burası, bi kapıdan giriyosun ve hayat değişiyo :)”
İşte var ya, o an beni benden aldı aslında.
Bunlar sihirli sözcükler gibi çünkü benim için, gizli giriş parolası gibi, bi çeşit büyünün kelimeleri gibi daha nasıl anlatıyım biçok şeyden daha çok şey demek gibi :) mad tea party demek gibi :) follow the white rabbit demek gibi :)
İşte benim cevabım; bu duyguyu yaymak. Bunu kanıtlamak, hayata geçirmek :)
Bunun parçası olmak ❤

Ne konuşuyorum kafamın içinde ufuuu:)

Kayıt cihazı olsada kaydetse sayın zihnimin mucittinliklerini yazsam hepsini ve bütün foyam meydana çıksa :)

Serhatım üç gündür bi eğitime katılıyo yaratıcı satış ve pazarlamayla ilgili, evde akşam bahsediyo ilgisini çeken şeylerden, çok eğlenceli konuları. Bugünkü konularını en çok sevdim ama.

Soru şu; “sizi asıl mutlu eden şey ne, gerçekten mutlu eden?”

Bi düşünsene…

Bunu işle bağdaştırmış, neden yaptığınız işi yapıyosunuz, sizi işinizde mutlu eden şey ne ki bu işi yapıyosunuza getirmiş. Bende tuttum nefesimi kendi içime daldım.

Son zamanlarda çok düşüncelere dalıyorum, çok yargıcıyım. Kendimi, işimi, tavrımı, sevdiklerimi, yaptıklarımı ve yapmadıklarımı yargılıyorum sırayla ve acımasızca. Ben oturdum yorum yapıyorum ordan, Onlar kendini savunuyo hepsi bir bir kazanıyo davalarını, gözüme giriyo :) içimde bulduğum hataları affediyorum, kusurlarıma zaman veriyorum görmezden geliyorum, hayır ama kesinlikle eleştirmiyorum, iyilerle gurur duyuyorum. Bi iç denetim gibi, herşey diken üstünde ve her an savunmaya hazır kendimi.

“Ben ve Ben” karşı karşıya :)

Bi süredir yoga academy alsancak’takiler çok sık geliyo bizim cafeye, muhabbet ediyoruz. Dün akşam aralarından biri annesiyle geldi uzun uzun muhabbet ettik, birbirini hiç tanımayan insanların aslında bilmeden birbirine karşılıklı nasıl keyif verebildiğini bi kere daha yaşadım. Ben bunu seviyorum. Çünkü genelde heryerde tam tersi var, insanlar insanlardan şikayet etmez mi genelde. Toplum böyle kurulmuş gibi. Neyse, tatlı tatlı ‘iyi akşamlar’laştıktan sonra tam çıktı, sonra kapıyı kapatıcakken geri döndü ve dedi ki;

“-alice harikalar diyarında gibi burası, bi kapıdan giriyosun ve hayat değişiyo :)”

İşte var ya, o an beni benden aldı aslında.

Bunlar sihirli sözcükler gibi çünkü benim için, gizli giriş parolası gibi, bi çeşit büyünün kelimeleri gibi daha nasıl anlatıyım biçok şeyden daha çok şey demek gibi :) mad tea party demek gibi :) follow the white rabbit demek gibi :)

İşte benim cevabım; bu duyguyu yaymak. Bunu kanıtlamak, hayata geçirmek :)

Bunun parçası olmak ❤