doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2016 Perşembe

Evrenin Gizli Müziği



Herşey böyle.

Şu an; bunlar olmuş. Böyleymiş sadece.

O kadar çok kere, 
O kadar çoklu 
Ve o kadar çok çeşitli bir şekilde; 
Herşey ‘’böyle’’ 

Bizler, koşturur dururuz. 

Biz yetiştirmeye çalışırken, birçok yere yetişmeye çalışırken, saatin yelkovanıyla bile yarışırken aynı esnada dünya kendi etrafında, aynı zamanda kendi yörüngesinde, ve güneşin çevresinde, ve güneşle beraber güneşin yörüngesinde, ve de samanyolunda kendi halinde yavaş yavaş salınıyo. Galaksimizdeki diğer güneşler ve onların gezegenleri de kendi yollarında, galaksimizin dışındaki diğer galaksilerdeki diğer güneşler ve onlarında diğer gezegenleri kendi yollarında.

Gizli bi müzik var aralarında, ahenk halinde. 

Büyüdükçe ve hayatın içine girdikçe daha iyi anlıyorum, öyle bi müzik; var. Canlı yayın halinde tüm evrende yayınlanıyo. Ama bizim gezegenimizde eski zamanlarda bişey olmuş, ne olduysa insanlar uyutulmuş. Bambaşka uyduruk şeylere inandırılmış. Kalplerine değişik şeyler yüklenmiş. Milyonlarca kere şükürler olsun ki bazılarımızı unutmuşlar, bazılarımız sabah uyandığımızda, yolda, evde, işte, hatta trafikte bile sadece gökyüzüne bakıp, bir derin nefes alıp çok şükür diyebiliyoruz ve o anda evrenin müziğinin sesi açılıyo bizim için.

Neden böyle olmasındı ki.

Tabiki de bi arka fon müziği olucaktı. Tüm güzel filmlerde herşey yoluna girerken arka fondaki müzik ‘’herşey yolunda’’ müziği olmaz mı? Tabii.

Bu müziği duymak için  illa herşeyin yolunda olması gerekmez bu arada, hadi ama o sadece filmlerde olur.  Gerçek hayatta her an o müziği duyabiliriz :) Gökyüzünde bulutsuz bi yer bulun, tatlı bi mavi olsun, derin bi nefes alırken bi an gözlerinizi kapatın…

....

Neydi en önemli şey;
Sevgi. 
Ve Sağlık.

Para değil, ya da ev almak değil. Çok para kazanmak. Evlenmek. Kariyer yapmak. 

Bi an diğer galaksileri ve ordaki tüm güneşleri tüm gezegenleri düşününce… Ya da en sevdiğimiz canımız kişilerin bu dünyadan gidişini görünce, bizim de gidiceğimizi hatırlayınca.
Çok minik hedefler olurdu tüm para, ev, iş, ev hedefleri. 

Çok ötesinde olmalıydı bu müziği besteleyen gücün kurgusuna göre hayatın amacı.

O yüzden çok şükür herşey için.

Böyle olduğu için çok şükür.

Tüm sahip olduklarımın ve olamadıklarımın kıymetini çok iyi biliyorum. 

Hep o müziği duymak için başımı gökyüzüne kaldırıcağıma, 
neyin parçası olduğumu hep hatırlıcağıma, 
hep seviceğime, 
uydurulmuş şeylerin uydurulmuş olduğunu unutmıcağıma söz veriyorum.

Gizli müzik sözü.

❤︎ ❤︎ ❤︎



Bu yazının gizli fon müziği; 

(Married Life / Michael Giacchino / Up)

Resim;
http://www.huffingtonpost.com/2015/07/11/astronomy-photos-best-2015_n_7757110.html?

11 Mart 2015 Çarşamba

Kalp, zihin ve ruh özgürlüğü..


Dünya minicik bir yıldızın etrafında 4 buçuk milyar yıldır aynı yörüngede dönüp duruyomuş minnoş. Daha da dönsün lütfen, sıkılmasın :)

Minik gezegenimiz evrendeki minicik bir yıldızın etrafında dönüp dönüp dururken biz de büyüyoruz dimi :)

Neler neler oluyo anlata anlata bitiremiyoruz aynı şeyleri birbirimize, aynı şeyleri zihnimizde döndürüp döndürüp yeni bir fikir bulana kadar bazen haftalarımızı geçiriyoruz öyle..

Çünkü her fikir bir moda sokuyo bizi, bu böyle. Başımıza olaylar gelmez, biz fikirler buluruz. Yaşadığımız 'şey' kesinlikle sadece 'hayat' değil, başımıza öylesine gelenler değil, kader değil; düşünce biçimimiz, olanlardan ne çıkardığımız. Bulduğumuz fikirler. İyi fikirlerin çok güzel bir arkaplan müziği vardır, onu duyduğunda tanırsın :) İşte o iyi fikirler; seni mutlu bir insan yapar. Düşünce biçimimiz tamamen bizim elimizde.

Biryerlerde bir ruh özgürlüğü var ama o özgürlük hangi ailenin çocuğu olduğumuzla yada hangi ülkede yaşadığımızla ilgili değil, hangi firmada çalıştığımızla ilgili değil; hangi düşünce biçimine sahip olduğumuzla ilgili. Nereye gidersen git, mutlu bir insansan mutlu bir insansındır. Hep kullanırım bu cümleyi, kendi moralimi düzeltirken de.  Mutluluğu herkes sahip olduklarına bağlar ama çoğu kişi aynılarına sahip olunca aynı şeyi hissetmezler çünkü onlar nasıllarsa öyleler. Sen de nasılsan öylesin. Tüm bunlara sahip olmasaydın da aynı böyle hissederdin. Sahip oldukların kadar değil, olduğun kadar mutlusun. Düşünce biçimin kadar. İçin ve yüreğin kadar.

Ve böyle hissettiğin için hep daha fazlasına sahip olucaksın ve mutluluğun hep aynı kalıcak çünkü sen böyle düşünüyosun.

Ama mutsuzsan hemen ama hemen yaşama karşı düşünce biçimini geliştirmen lazım. İçine bakman, iç sesini duyman, evrenin parçası olduğunu hissedebilmen lazım. Evrenin parçası olduğunu hissetmekten de önce kendi ruhunla başlaman lazım. Sevgiyi öğrenip, paylaşman, çoğaltman lazım. hep vermen lazım, vermekten yorulmaman lazım. Sevgi gözü ile görebildikçe herşeyin üstesinden gelebilir insan..

Sevgiler..

❤❤❤





16 Kasım 2014 Pazar

göremediğimiz sihirli bişiler var evet!

Ufff hayat çok güzelsin..

Şimdilik çoğunlukla pazar günleri öylesin :) Ama biliyorum aslında sen hep öylesin, biz saçma sapan işlere kapılmaktan görmüyoruz seni.. Yaşadığımızı sanmak durumunda sanıyoruz kendimizi, yok etmek için sahip oluyoruz çok şeye. Hep de elimiz boş kalıyo ve öyle de yıllarca yaşayabiliyoruz.

Ama biliyomusun çok gelişme var bizde, herşey benim için dünyanın en güzel mevsimi olan yaz aylarında oldu hep.. Hep o sihirli yaz gecelerinde..

Tüm bir yıla yetecek kadar bıdıklık ve minnoşluk depolayabiliyoruz iki yazdır.. Herşey de kabak koynda başladı.. İzole olabilmek için bazen biraz mesafe gitmek ve uzaklaşmak gerekebiliyo medeniyetten..

Kabak koyuna daha ikinci gidişimizdi sadece ve bi gececik kalmak için gittiğimizde biz normal oda ayırtmış olmamıza rağmen tek olan ağaç evi vermişlerdi bize.. Merdivenlerle çıkılan, tüm evlerden yüksekte ve kocaman bi ağacın gövdesinde.. Çocukken hayal ettiğimiz gibi tam :) O gece ağaç evimize dönerken bi grup hippie (nadiren gördüğüm gerçekten mutlu ve hiçbişey umrunda olmayan insanlar ve gerçek hippiler) bizim evin altında gitar çalarken 'hayat sana güzel' diye bişiler mırıldanıyodu bi yandan da bıdık bıdık dansediyolardı ve ben o an evren tarafından cimcirildim sanki :) şu an bi rüya mı diye cimcirttirdim kendimi, rüya diildi gerçekti.. Bişey vardı sanki unuttuğumuz hayatla ilgili geldiğimiz yerde.. Sihirli bişiler vardı ama biz görmüyoduk.. Fonda çalan müziğin sesini kısmış, gereksiz yere kalın giyinmiş ve hızlı hızlı gidiyoduk nereye bilmeden sanki.. Biz sevimsizleştiriyoduk hayatı.. Basit düşünemiyoduk bile artık çok bilmişlikten..

O zamandan beri serhatla bi söz verdik birbirimize, kelimelerden oluşmayan sadece yürekler arası ve gözlerle anlaşılan bi söz.. Tutamadığımızda susucaktık ve gözlerimizi kapıcaktık, sadece sevgiyi düşünücektik.. O kadar, sadece sevdiğimiz şeyleri, nereye ait olduğumuzu.. Basitti çünkü bundan ibaretti hayat.. Sevdiğimiz şeyleri yapmak, sevdiğimiz kişilerle sevdiğimiz yerde yaşamak..

Pazar günlerine yeni bi anlam yükledik şimdi. Sabah erkenden uyanıp termosta çay demleyip biyerden gevrek alıp gidiyoruz.. Arkamıza bakmadan gidiyoruz sanki tatile çıkıyomuş gibi ya bi deniz kenarına, ya bi göl kenarına yada dağlardakİ minik bi köye.. Öğleden sonra insanlar kalabalıklaşmaya başlayınca biz çoktan dönüş yolunda oluyoruz bıdık bıdık evimizin yolunu tutuyoruz.. Şimdilik karagöl, şirince, meryem anaya, burhaniyeye ve sığacığa gittik.. Bisiklet aldık.. İyice retrolaşmaya kararlıyız.. Televizyonsuz radyolu hayattayız..

 

 

 

20 Ekim 2014 Pazartesi

Ördek olsam ben de burda yaşardım :)


Burası Karagöl.. Bizim eve 35 dk, 22 km.  

Virajlı yollardan yaşlı kocaman ağaçların arasından geçiyosun giderken, gidiyosun gidiyosun, o kadar ki, hava değişiyo, ağaç çeşitleri değişiyo.. Sanki uzak bi dağın gizli bi yerine hızlandırılarak gidiyosun. Vardığında etrafında yürüyerek 10 dk'da bi tur  atabildiğin o gümüş rengi göl işte karagöl..  3 kaz 2 ördeğin de evi aynı zamanda, eliniz boş gitmeyin derim :)


Sabah erkenden uyanıp gittik biz, bıdık bi termosta çay demledik, yanımıza da 2 termos bardak aldık, 2 de gevrek, zeytin, peynir, su.. Sıkıca da giyindik ama, iyiki öyle yapmışız, evden çıkarken hava 16 dereceydi orda 11 derecelere düştü ve yukarda bulutların acelesine inanamazdınız.. Nasıl bir rüzgar.. Orda çadırlarda kalan gençler ateş yakmış kahvaltı ediyolar,  çoğu kişinin bide köpişi var yanında, tracking yapan sevimli sevimli gruplar.. Piknik masaları, mangal yerleri, çocuklar için güzel bi oyun alanı bile var. Biz gittiğimizde tüm masalar boştu mesela.. Kahvaltıdan sonra kazları besledik biraz, fotoğraf çektik, manzarayı ve mis gibi havayı depoladık.. Sonra eşyaları arabaya bırakıp yürüyüş yaptık.. 



O kadar güzel, ama o kadar güzeldi ki..

Tam pazar sabahıyla ilgili hayal ettiğim tüm herşey gibi.. Gerçekten gözlerini kapatıp dağı, rüzgarı, yaprakları dinleyebildiğin bi yer.. Her adımında kuru yaprakların hışırtısı ve uupuzun ağaçların müzik sesi var sadece.. Yaprakların arasında değişik renkte çekirgeler var ama zaten sen görünce hemen kaçıyolar.. 

Her renk var, her his, her ferahlık var.. Bu içinde koşturup durduğumuz düzenin ne alaka olduğunu sordurtan her soru var.. Seneler önce daha gofret varken hepberaber kaz dağlarında bi yürüyüşe çıkmıştık, o da harikaydı.. Bi kere gofret vardı zaten :) Minik cüce köpişkomuz, bebeğimiz.. Şelaleler, dev ağaç kovukları, kardelenler.. Değişik bi atmosferi vardı oranın, masallardaki gibi.. Teyzemler de vardı. Teyzem çok tatlıdır benim, değişik bi gözle görür dünyayı özellikle de doğayı.. Demişti ki ''burda yanından geçtiğimiz her ağacın her taşın, her çiçeğin bi perisi var onu koruyan yanında olan.. Onlarda bizi izliyolar şimdi, ne diyolardır acaba bize?'' Hiç biliyomuydunuz bunu, yaaa :)

İşte böyle bişi bu sabah da vardı biz yürürken.. 

Orda yürürken bi de bakıyosun solda, üstünde 'BÜFE' yazan, ufak bi bina, önünde ekilmiş küçük bi alanda biberler, güller, düzensiz düzensiz bişiler bişiler ama belli sevilen, bakılan bi yer.. Yarısı plastik, yarısı ahşap masa sandalyeler.. Bi aile işletiyo sanırım orayı ama belli hepsi çok iyi, tertmiz insanlar.. Derken baktık masanın birinde boş türk kahvesi fincanları var, yaşasıııın, türk kahvesi var burdaaa :) Orda da 3 köpiş güneşleniyo, mest olmuşlar.. Onlar bakıyo onlara belli.. Bi de inanılmaz minnoşlukta bi gri kedi.. Bi british shorthair kedi hemde.. Minyon :) Allahııım, adı da 'hurma'ymış, onların kedisiymiş, ama nası tatlıı :)

Bi tur attık en son gölün etrafında, yine yine gelelim buraya diye diye döndük.. Ama tabi biz göle döndüğümüzde insan kitlesi tamamen değişmişti, dolmuşa doluşup gelen insanlar, son ses müzik açmış şahinler doğanlar, heryeri saran bi mangal kokusu, tüm piknik masaları dolmuş.. Saat 12yi geçmişti, tamaaam, hadi dönebiliriz artık dedik.. Dünyanın en minnoş tatlı pazar sabahlarından biriydi tam istediğim gibi.. Teşekkür ederim ❤️

Bu gibi zamanların sonunda hep hissettiğimiz gibi, aslında mutlu olduğumuz sevdiğimiz hayatın bu olduğunu, hayatın aslında ne güzel olduğunu, nası yenileyici olduğunu, enerjik zevkli olduğunu, sık ve düzenli aralıklarla şehirden uzaklaşmanın ne kadar iyi geldiğini, ihtiyacımız olduğunu düşündük bugün eve döndüğümüzde serhoşkomla.. Tüm günümüz güzel geçti sonra..

❤️❤️❤️