28 Ocak 2014 Salı

Ne olay yaptım 30umu :)

Ne olay yaptım 30umu :)
Eski yazılarıma bakıyodum bi önceki doğumgünü yazımda artık 28sin demişim :) Sadece bir yıl sonraki bu doğumgünümde 30 yapmışım kendimi :)
Bekleyemedim ki resmen, 29 çok arada bi yaş diil mi ama. Sonuçta 29 doldu ve 30a girdiğim için de 30 ilan edivermeye karar verdim kendimi :) Bence çok iyi fikir :) Ama çok tuhaf ve şapşal bi şekilde de aşırı durgun ve soluktum doğum günümde, zaten bi sonraki günde büyük yanık olayımı yaşadım, tesadüf müydü acaba.  (kendimi kendimi takip eden bi dedektif gibi hissediyorum şu anda, bakalım tüm bunlarla ne sonuca varıcam :))
Zaten bi gün önce de spiritüel olarak yeni bi yaşa girmenin nası bi etkisi olabilir acaba insanda diye dolaşıyodum. Düşünsene senin doğduğun günün yıldönümünde güneş sisteminde dünya tam bi tur atıp önceki yere geliyo, kocaman bişi bu, bi etkisi olmalıydı. Hatta yeni yıldan daha etkili bişi olmalıydı kişi için. Ve ben gerçekten arada bi keçileri kaçırıyordum işte bunlarla :P Sanırım benim evrensel yıldönümümün etkisi sağ bileğimdeki kocaman yanık oldu :) 
Bu arada hızlı hızlı bu yazıya girişimin asıl amacı kendimize zaman ayırmanın ne kadar önemli olduğunu düşünmem sabahtan beri.
İnsan sevdiği bişeyle uğraşınca ne kadar rahatlıyo. Bunu hepimiz biliyoruz evet tamam ama işte yapmıyoruz. Ben unutmuşum en son naptığımı hatırlayamadım mesela geçen gün ve açtım dikiş makinamı sırf o yüzden pembe çizgili kumaştan kalpler diktim şuursuzca :)
Hiç de lazım olmadığı halde ve kullanmıcağım halde.
Sevdiğim bişi yapma ihtiyacımla yaptım sadece tüm salona kumaşlarımı yaydım, diktim diktim heryer iplik oldu ve o manzara mutlu etti beni işte :) o kadarcıktı yani rahatlamam. Sağ kolum sargıdaydı, saat 11di, hiç gerekli diildi ama oturdum kalp diktim ❤  
Bunu anlatmak istedim ❤
Bence bazen sadece kendimiz için tatlı minnoş bi bencillik takınalım kimseye çaktırmadan ve ihtiyacımız olan bişiyi yapalım her gün. Çünkü kendimizi mutlu ettiğimizde herkesi de daha mutlu edebilme enerjimiz ve gücümüz olucak inanın bana. Çok zaman ayırmak şart diil belkide yarım saat hatta belki de öyle bi lüksümüz varsa bi saat. 
Ama işte tam da burda ciddi bi sorunla karşı karşıya kalabiliriz.
Biz ne istiyoruz? Ne yapmaktan gerçek mutluluk duyuyoruz? Neye gerçekten ihtiyacımız var? Ama gerçekten, özel olarak, gizlice, çok içten. Herkesin istediği klasik ihtiyaçlardan bahsetmiyorum. Ruhumuz neye aç, minicik nelerle besleyebiliyoruz onu? Çevremizdekilerden beklentilerimiz olarak değil, kendi kendimize bi mesele bu. Kendi sorumluluğumuzda iç huzurumuz. Bu işte kim olduğumuzla ve kendimizi ne kadar iyi tanıdığımızla ilgili. Belkide kendimize ne kadar zaman ayırdığımızın foyası burda çıkabilir. Belkide günde sadece yarım saat tatlı bi müzik dinlerken aslında kendimizi dinlicez başlarda? Zihnimizi sessizleştirip neye ihtiyacımız olduğunu duyabilicez.
Bıdıkça ve çok şapşal da olsa içimizden gelen bişeyi sadece canımız istiyo diye yapabilir hale gelicez ❤
❤ ❤ ❤

Eski yazılarıma bakıyodum bi önceki doğumgünü yazımda artık 28sin demişim :) Sadece bir yıl sonraki bu doğumgünümde 30 yapmışım kendimi :)

Bekleyemedim ki resmen, 29 çok arada bi yaş diil mi ama. Sonuçta 29 doldu ve 30a girdiğim için de 30 ilan edivermeye karar verdim kendimi :) Bence çok iyi fikir :) Ama çok tuhaf ve şapşal bi şekilde de aşırı durgun ve soluktum doğum günümde, zaten bi sonraki günde büyük yanık olayımı yaşadım, tesadüf müydü acaba.  (kendimi kendimi takip eden bi dedektif gibi hissediyorum şu anda, bakalım tüm bunlarla ne sonuca varıcam :))

Zaten bi gün önce de spiritüel olarak yeni bi yaşa girmenin nası bi etkisi olabilir acaba insanda diye dolaşıyodum. Düşünsene senin doğduğun günün yıldönümünde güneş sisteminde dünya tam bi tur atıp önceki yere geliyo, kocaman bişi bu, bi etkisi olmalıydı. Hatta yeni yıldan daha etkili bişi olmalıydı kişi için. Ve ben gerçekten arada bi keçileri kaçırıyordum işte bunlarla :P Sanırım benim evrensel yıldönümümün etkisi sağ bileğimdeki kocaman yanık oldu :) 

Bu arada hızlı hızlı bu yazıya girişimin asıl amacı kendimize zaman ayırmanın ne kadar önemli olduğunu düşünmem sabahtan beri.

İnsan sevdiği bişeyle uğraşınca ne kadar rahatlıyo. Bunu hepimiz biliyoruz evet tamam ama işte yapmıyoruz. Ben unutmuşum en son naptığımı hatırlayamadım mesela geçen gün ve açtım dikiş makinamı sırf o yüzden pembe çizgili kumaştan kalpler diktim şuursuzca :)

Hiç de lazım olmadığı halde ve kullanmıcağım halde.

Sevdiğim bişi yapma ihtiyacımla yaptım sadece tüm salona kumaşlarımı yaydım, diktim diktim heryer iplik oldu ve o manzara mutlu etti beni işte :) o kadarcıktı yani rahatlamam. Sağ kolum sargıdaydı, saat 11di, hiç gerekli diildi ama oturdum kalp diktim ❤  

Bunu anlatmak istedim ❤

Bence bazen sadece kendimiz için tatlı minnoş bi bencillik takınalım kimseye çaktırmadan ve ihtiyacımız olan bişiyi yapalım her gün. Çünkü kendimizi mutlu ettiğimizde herkesi de daha mutlu edebilme enerjimiz ve gücümüz olucak inanın bana. Çok zaman ayırmak şart diil belkide yarım saat hatta belki de öyle bi lüksümüz varsa bi saat. 

Ama işte tam da burda ciddi bi sorunla karşı karşıya kalabiliriz.

Biz ne istiyoruz? Ne yapmaktan gerçek mutluluk duyuyoruz? Neye gerçekten ihtiyacımız var? Ama gerçekten, özel olarak, gizlice, çok içten. Herkesin istediği klasik ihtiyaçlardan bahsetmiyorum. Ruhumuz neye aç, minicik nelerle besleyebiliyoruz onu? Çevremizdekilerden beklentilerimiz olarak değil, kendi kendimize bi mesele bu. Kendi sorumluluğumuzda iç huzurumuz. Bu işte kim olduğumuzla ve kendimizi ne kadar iyi tanıdığımızla ilgili. Belkide kendimize ne kadar zaman ayırdığımızın foyası burda çıkabilir. Belkide günde sadece yarım saat tatlı bi müzik dinlerken aslında kendimizi dinlicez başlarda? Zihnimizi sessizleştirip neye ihtiyacımız olduğunu duyabilicez.

Bıdıkça ve çok şapşal da olsa içimizden gelen bişeyi sadece canımız istiyo diye yapabilir hale gelicez ❤

❤ ❤ ❤

27 Ocak 2014 Pazartesi

"Live simply."


Belki de hepimiz aklımızı kaçırmış olmalıyız her fırsatta deli dolu şeyler yapmadığımız için, bide böyle ‘yorgun’ hissettiğimiz için..

Mesela kendimize 2 günlük izinler yaratıp biyerlere kaçıp kendimize tatlı tatiller yaratmadığımız için, hala yurt dışına çıkmadığımız için (ben), rengarenk giyinmediğimiz için, erken çıktığımız bi gün annanemize tatlı bi hediye paketi ve çiçekle süpriz yapmadığımız için.. İçimizden geleni o an pat diye söylemediğimiz için, insanları alenen ‘eleştirdiğimiz’ için (mükemmel atom parçacıklarıyız ya kendimiz :p), sevmediğimiz insanlara katlanmak zorundaymışız gibi sandığımız için, para o kadar çok gerek ve bizde yok sandığımız için, hep aynı şeylere aynı tepkileri verdiğimiz için, aynı konulara takıldığımız için, yaa daha neler neler için..

Hem sonra yorulmak ney ya? ☺️

Yorulmak: kötü kötü bakıp kendimize zaman ayırmamak. Belki biraz da uyku aşkı, platonik olarak.
Uf ne bilim bu ara kendim çok yaptım diye mi o kadar çok sıkıldım ki sıradan şikayetlerden, mıy mıy hayat olaylarından, aynı olan şeylerden. Kolumu yaktığımdan beri yeni yeni kendime geliyorum. Nefes alıyorum. Evet, doğum günümden bi gün sonra kaynar çayı sağ bileğimden dirseğime doğru döktüm ben, tek elle artist artist tepsi taşıyıp tek elle kapı açarken.. 2.dereceden yanık ve geniş bi alan, hala sargıda kolum. Hiç bi iş yapamadan çalıştım günlerce :( Zeynep Abla tüm yükü aldı benden geçene kadar sağolsun kurtardı beni. Dolandım durdum cafede, işe yaramamak kötü bi his. Çok moral bozucu bi giriş yaptım muhteşem 30 yaşıma.

Yani gıcık geçti biraz zaman, bende ona inandım öyle sandım. Bazen de öyle.

Sonra düşündüm naapıyorum hadi ama dedim kendime.

Şimdi bu günlerde herşeyin altını bi kaldırıp bakıyorum burda mı diye, bişiler arıyorum nası tarif ediyim. Sihirli pırıltılı benim sevdiğim olan bişiler simli simli. Buldum bulucam. Heyecanlanma turları atıyorum, kalktım sayılır. Bi iki şarkı, bi kitap.. Kurtlarla koşan kadınlardayım, sevip sevmediğimi tam anlayamadığım yerindeyim. Beni deniyo kitap henüz.

Bıdık maymun hallerimiz var hepimizin, hiç üstünde durmaya gerek yok. Fark eder etmez de geçiyo aslında o kadar. Ne istiyosan osun. Neler konuşuyosan öyle hissediyosun, neler dinliyosan onunla doluyosun. Ne kadar seviyosan o kadar parıldıyosun, ne kadar veriyosan o kadar alıyosun. Dengeler basit ve sade.

Sevdiğin herşeyi sımsıkı tutup, cesaretini toplayıp kocaman yüreğini koyucaksın. Eenn içindekiler doğru. Etrafta yazanlar ve söylenenler değil. İçindeki öz.

"Live simply."

❤️❤️❤️

12 Ocak 2014 Pazar

İlham topladıııık biiiz


'Ben bişey istiyorum'
‘Benim günüm olsun muu bu pazaar? :)’ 

dedim serhata..


Çünkü 15 ocak haftaiçine denk geliyo ve ben tam gün istiyorum bu sefer niyeyse, tüüüm günü hissetmek istiyorum. Düşünmek istiyorum, hayal kurmak, yürümek, keşfetmek, nefes almak ve dönüpte bi bakmak istiyorum neler hissettiğime..

'Olur :)'

dedi..


Yuppii, o zaman Alaçatıııı.

Aslında alaçatıya çok pis bozulmuştuk son zamanlarda. Zihnimde alaçatı sezon açılınca çıldırmış bi kalabalık tarafından saldırıya uğrayan, işyeri ve arsa sahiplerinin gözünü para bürümüş bi magazin sosyete merkezi, eyvah.

İnsanların tüm sihirini soğurduğu bi yer oldu gözümde. Serhat da özellikle tea&pot’u alaçatıda açtığımız yaz aşırı soğudu ordan. Ama o daracık sokakları, rengarenk kapılarını, kedileri, köpekleri, çiçekleri, el yapımı butik dükkanları ben bu aralar o kadar çok özledim ki.. Oranın verdiği ilhamı özledim..

Yürüdük tüm sokaklarda, dükkanların bi kısmı kapalıydı ama çoğu da açıktı.. Bir sürü resim çektim.. Hayaller kurduk birlikte, tanıdıklarla karşılaştık izmir küçük :) Çok tatlı dükkanlar gezdik, sahipleriyle tanıştık sohpetler muhabbetler.. Uzun zamandır salon için aradığımız bulamadığımız abajuru bulduk dünya tatlısı bi dükkanda, aldık.. Dükkanın adı Sakula.. Sanskritçede ‘sa’ doğmak demekmiş ‘kula’da aile.. Aşırı tatlı bi sahibi var mehtap isimli.. En altta paylaştığım resim orası..

Sokak aralarında mekan sahipleri arkadaşlarıyla mekanlarında tatlı müziklerle oturmuş muhabbet ediyodu.. Çok tanıdıktı herşey :)

Eve dönerken arabanın arka camında güneş batıyodu önümüzdeki bulutlarda pespembeydi.. Ruhum hafiflemiş, minik hayalim gerçekleşmiş bi şekilde dudaklarımı kontrol edemiyodum ben gülüp gülüp konuşuyodum bırbırbır :) Herşey serhatlayken güzeldi, fazla yeni karar almadım sevdim halimi, alaçatıyla da anlaştım aramda; yazın gelmem ben ama hep gelirim dedim yürüyüşe keşfe..

29 yaşımı doldurdum 30a girdiiim sayılır artık 3 gün kaldı hoşgeldiiim :)


8 Ocak 2014 Çarşamba

..ah biz


Bu ikilemler, bu duygular, tüm bu olasılıklar.. dimi?

Ah biz.

Ah bu yüreklerimiz.

Oyun-kurgu türündeki hayatımın en minnoş kıvrımlarından birinde düğümlendim kaldım. Hiç bi bölümümü geçemiyorum. Canım iyice azaldı. Tıkıldım kaldım bu bölümde. Yanıp yanıp başa dönüyorum. Arkama yaslanıp sadece güveneyim olacaklara diyorum, beceremiyorum. Taktiklerim hep işime yarar bu bölümde yapamıyorum.
Miniciklikten geliyo bu sabitliğimiz belkide. İlle istiyoruz bazen, o kadar çok istiyoruz ki isterken ilk ‘neden’ istediğimizi unutuyomuyuz acaba. İlk bunu istememizin çıkışını, içimizi kıpır kıpır eden şeyi. Sadece gerçek olunca mutlu edecek olan bişey istemenin içinde yanlış bişi var, isticeğimiz şeyin yolculuğu da bize cesaret, güç ve öyle mutluluk veriyosa bavulları hazırlamak lazım diye buldum :)

Bu bıdık ukala hayat paşa paşa dersleri tek tek veriyo. İşte bu dersleri seçemiyosun. Neyi isticeğini seçebiliyosun da, bunları hesaplayamıyosun.

Neyse sonuç olarak benim kafam karmakarışık, puzzle şeklinde görüyorum tüm hayatı, kaç parça hiç bilmiyorum :) bildiklerim sahip olduklarım. Ve yaptığım, sevdiğim işim, kocaman ailem, aşık olduğum, her sabah mis kokusuyla uyandığım nefesiyle mutlu olduğum.

çok şükür.

❤️❤️❤️


1 Ocak 2014 Çarşamba

Sihirli, pirilti sesli, simli, vanilyali, pudra kokulu, pastel renkli, puantiyeli, kuş tüylü, ışıl ışıl, melekli, deli dolu, muzuruk, bıdık ve minnoş, süprizli, huzurlu, sağlıklı, aşklı, heyecanlı, başarılı, tatlı, sevgili, özenli, değerli, zeki, ayrıntılı, sade, uyumlu, gülmeli, şanslı, işaret dolu, parlak bişi duşunuyorum ben 2014, ne dersin bibiiiiim :)

Sihirli, pirilti sesli, simli, vanilyali, pudra kokulu, pastel renkli, puantiyeli, kuş tüylü, ışıl ışıl, melekli, deli dolu, muzuruk, bıdık ve minnoş, süprizli, huzurlu, sağlıklı, aşklı, heyecanlı, başarılı, tatlı, sevgili, özenli, değerli, zeki, ayrıntılı, sade, uyumlu, gülmeli, şanslı, işaret dolu, parlak bişi duşunuyorum ben 2014, ne dersin bibiiiiim :)

12 Aralık 2013 Perşembe

Yasemin Soysal: Hindistan mı, Kral Çıplak Diyecek Yok Mu?

Yasemin Soysal: Hindistan mı, Kral Çıplak Diyecek Yok Mu?


”Soruların cevaplarını o kadar çok dışarıda arıyoruz ki, doğru cevap çok uzaklarda olmalı. Mistik olmalı, ulaşılması zor, elde etmesi imkansız olmalıydı.
Tabi ki biz durduk yere bu fikirlere kapılmadık. Eğitmen sanıp peşine düştüklerimiz, kitap sanıp okuduklarımız, ruhsalcılık üzerine bir sürü kirli bilgi bunu yarattı. Dünya ve ruhumuz evrimleşirken biz belki de bilgi aynı kalsın istedik. Ama mümkün değil, dönem, ruhlar, enerjiler ve hisler değişti. 

Geçmişe ait bir çok ruhsal öğretilerde evrimleşmek zorunda. Geçmişin farkındalık yolcusu o günün şartlarında onu yapması gerekiyordu, bugün sen aynısını yapmak zorunda değilsin. O Himalayalar’a çıktı ve rüzgarı dinledi ama belki de kulağında walkman’i olsaydı müzik dinliyor olacaktı.
Fakat gerçek ruhsallık bu değil. Zaten çıkılan her yolculuk ruhsal bir yolculuktur. Aradığın farkındalık her yerde olabilir. Bir Paris seyahatinde, evde televizyonun karşısında oturmuş soyduğun portakal kabuklarını sobaya atarken, Himalayalar’ın tepesinde ipodunda çalan 80 ler müziğiyle… işte her an yeter ki aklın fikrin orada olsun o gelecektir. Kulaklığındaki ipod’u çıkartıp illa kuş seslerini dinlemek zorunda değilsin, Coco Chanel parfümün varken tütsü kokusuna bulanmak zorunda değilsin, Amerika da kahveni yudumlamayı bırakmak zorunda değilsin!”


Bu yazıyı paylaşmam gerekti.

Daha dün akşam konuşturken serhatla dedim ki; ”yurt dışına çıkmak istiyorum heryeri gezmek istiyorum her yeri her yeri, parisi, hindistanı, çini..” patlama yaşadım öyle bi resmen :)) Gitmek yok aslında, hep içindesin, için nasılsa hep öylesin dünyanın en sıkıcı yerinde de eğlenirsin, en eğlenceli yerinde de sıkılırsın.. Kimse sen nerdesin bilemez, sen bile bilemezsin çoğunlukla ‘an’da olmadığın için orda burda sanırsın kendini ama içinde değilsindir.

Dünyanın en güzel yeri içindeki gizli yerindir, bide sevdiğini gerçekten görüyorsan duyuyorsan onun içindeki gizli yeridir.. ❤❤  

İşte sevgilililerin bir görevi de birbirlerini içinde korumaktır bu yüzden, uzaklarda çok kalıp kayboldukça orayı hatırlatmaktır ❤ 

25 Kasım 2013 Pazartesi

Unutup unutup hatırladığımda heyecanlanıcak bişeylerim olduğu zamanlar bunlar da aslında minicik şeylerse ve beni boyundan daha büyük mutlu ediyosa bıcırık haliyle, tamam, herşey süper demek. Doğru minicik şeyleri seçmişim demek :)

Çoğu şey yolunda.

Diğer şeylerin pek çoğu da bıdık beyin kıvrımlarımda dolanıp durduktan sonra açığa kavuşmayı öğrendi :) İnsan olması gerektiği gibi olduğunda bilir bunu. Tüm ihitiyacı olan içte, sol taraftaki minik pompacıklarda :)

Heyecandan bayılıcam çünkü delirmek üzereyim olana bitene :) yani inanamıyorum nelerin olduğuna nelerin olabileceğine. Nasıl bi macera aksiyon romantik komedi drama hepsi hepsi. Akıl alcak gibi mi şimdi tüm bunlar :)
Lisede Handeyle perdenin altına girip bi camdan iki minicik kafa uzaklara bakardık. Kanku derdik birbirimize ismimizle seslenmeyerek bitirdik liseyi :) “neler olcak acaba kanku lise bitince? Nerelerde olucaz?” İnsan içinden sessizce hep çenesini eline yaslayıp daliyo dimi, ‘neler olucak acaba yaa’ diye. Ucu bucağı da yok. Hayal etmek acaip bişey, sihir.

Benim en mutlu olduğum şey içinde bulunabilmeyi başardığım minimallik. Aslında minimal ne demek tam kelime anlamını bilmiyorum. Serhata sordum şimdi minimal ne demek diye üf neler saydı, en son da “minimal yaşam işte bitanem?” diyip bi bakış attı ki :)) siviyorum onu ❤️ Ona göre fakirliğin biraz üstü gibi çıkıyo dediklerinden. Ama ben şu demek olduğunu düşünüyorum tam şu anda; o olsun şimdilik bu yazıda işim görülsün :)) yani sadelik, “simplicity”. Ne kadar az çok şeye sahipsen o kadar çok şeyin var gibi. Uzaktan bakınca çok sade hatta bazılarına göre sıradan ama yaklaştıkça detaylarıyla büyüleyen bişey gibi yani. Minik şeylerle çok mutlu olmanın yolunu bulmuşum gibi geliyo şimdilik çoğunlukla. Arada tutmuyo ama pek çoğunlukla işe yaratıyorum onu :)

Ya nerden de nereye gelebiliyorum :)

Heyecandan bayılıcam dediğim şeye dönüyorum; TEA&POT’un 3. Yıldönümü yaklaştı ve biz yüzyılın en tatlı bıdık minnoş partisini organize ediyoruz :)

minik bir mad tea party :)

❤️ SON ❤️

14 Kasım 2013 Perşembe

herşey uçsuz bucaksız..

herşey uçsuz bucaksız..
temelsiz, derinlerden gelen, güçlü, kudretli ve anlık..
bu hem iyi hem kötü bişey. bilicez ki herşey ama herşey aslında çok ayrı, çok özel ve kalıcı değil, geçicek. yapmamız gerekenler hayat gibi basit ve sade aslında. insan kendi beyni kadar karmaşık yapıyo. 
dün güneşin 11 yılda bir manyetik alanının değişiyo olmasının dönüm noktalarında bizi nasıl etkilediğini okudum. bu bizi derinden etkilermiş. manyetik alanımızı sarsarmış, düşük enerji, kaoslari düğümler yaratırmış. her zaman hep yaptığımız şeyleri yapamaz olurmuşuz tutulurmuşuz bizde. çok mantıklı. bana böyle soyut şeylerle gelsin zaten hayat :) gerçekliklerin çoğunu reddediyorum :) çünkü benim gerçeklerimle burdaki gerçekler iki kutup gibi :) 
bu gibi düğüm ve kaos zamanlarında yapabileceğimiz çok güzel meditasyonlar var yaradılışla bağımızı güçlendiren. şimdiki zamanda kalmamızı sağlayan.
ben bu aralar kışın gelmiş olmasına fena bozuluyorum, serhoskoyu satrança bi türlü yenemiyorum ve bıdık teapotumla her zamanki gibi haşır neşirim. 
bütün harfleri bilerek küçük yaptım. büyük harfsiz bi yazı çünkü bu. noktaları koydum ama. noktasız olmaz :)
❤ ❤ ❤ 

temelsiz, derinlerden gelen, güçlü, kudretli ve anlık..

bu hem iyi hem kötü bişey. bilicez ki herşey ama herşey aslında çok ayrı, çok özel ve kalıcı değil, geçicek. yapmamız gerekenler hayat gibi basit ve sade aslında. insan kendi beyni kadar karmaşık yapıyo. 

dün güneşin 11 yılda bir manyetik alanının değişiyo olmasının dönüm noktalarında bizi nasıl etkilediğini okudum. bu bizi derinden etkilermiş. manyetik alanımızı sarsarmış, düşük enerji, kaoslari düğümler yaratırmış. her zaman hep yaptığımız şeyleri yapamaz olurmuşuz tutulurmuşuz bizde. çok mantıklı. bana böyle soyut şeylerle gelsin zaten hayat :) gerçekliklerin çoğunu reddediyorum :) çünkü benim gerçeklerimle burdaki gerçekler iki kutup gibi :) 
bu gibi düğüm ve kaos zamanlarında yapabileceğimiz çok güzel meditasyonlar var yaradılışla bağımızı güçlendiren. şimdiki zamanda kalmamızı sağlayan.

ben bu aralar kışın gelmiş olmasına fena bozuluyorum, serhoskoyu satrança bi türlü yenemiyorum ve bıdık teapotumla her zamanki gibi haşır neşirim. 

bütün harfleri bilerek küçük yaptım. büyük harfsiz bi yazı çünkü bu. noktaları koydum ama. noktasız olmaz :)

❤ ❤ ❤ 


8tracks


tekrar tekrar bu albümü dinliyorum. ❤ ❤ ❤  

(Kaynak: 8tracks.com)

Herşeyi çizmek isteme geldi :)

Herşeyi çizmek isteme geldi :) Minik bi cep defteri taşımak istiyorum yanımda, çiziveriyim her an diye o derecede :) Minik minik masal kahramanları, eşyalar, sihirli bıdıklar, ışıklar, sesler çizip kendimi şoka sokmak istiyorum ❤  
Dün aldım koyu renk defter, açık renk kuru boyalar..Çaydanlık, cupcake, pembe arabayı falan çiziyorum :) Beyin nelerle dolu :P

Minik bi cep defteri taşımak istiyorum yanımda, çiziveriyim her an diye o derecede :) Minik minik masal kahramanları, eşyalar, sihirli bıdıklar, ışıklar, sesler çizip kendimi şoka sokmak istiyorum ❤  

aldım koyu renk defter, açık renk kuru boyalar..Çaydanlık, cupcake, pembe arabayı falan çiziyorum :) Beyin nelerle dolu :P


7 Kasım 2013 Perşembe

Kısa bi “hayat bazen gıcık” yazısı…


Son günlerim elektrik telleri gibi, bi yüksek gerilim hattıyım. Deli gibi herşey. Aşırı derecede duygu yoğunluğu, mücadele, fiziksel güç, sorgulama modumdayım. Bu sırada da ne bi sihir ne bi işaret.

Evren tarafından terkedilmiş gibi..

Sanki elimden gücüm alınmış napıcağımı bilmiyo gibiydim özellikle dün. Panikledim napıcam diye. Bişeyde yapamadım zaten. Bekledim geçmesini.

Anlayamadım. Nereye kayboldu herşey?

Tüm sahip olduğum güzellikler gizlendi sanki, yerini korku, bitkinlik, sevimsizlik aldı, kaybolmak istedim bende tam ortasından bu istemediğim sahnenin. Neyse ki efe erken gelebilirim dedi zeynep abla da ben idare ederim sen çık dedi ve ben yavaşça çıktım kafeden ama ruhum kaçtı koşarak. Neler oldu peki işin aslı ne? Bi dedektif tutup ruhumu takip ettirmek istiyorum :) neler karıştırıyorum ben :)
Birsürü bıdı bıdım var cevap olarak vericek; “çok yoğun bi dönemdi benim için, çok yoruldum, iki pazardır çalışıyodum, çok hayal ettiğim bişey vardı olcak gibiydi olmadı, garip bi hassasım bu aralar falan bıdı bıdı bıdı” 

Uyanmamı Serhat sağladı. Yorulmadan tek tek anlattı bana. Şapşal insan yaratılışı unutuyo. Bizim suçumuz diil. Yaratılıştan. Ruhsal hafıza kaybı gibi. Ne hayal ettiğini, niye yaptığını, naptığını, nerde olduğunu, nelerden korktuğunu.. Pufff diye unutabiliyosun bazen. Şuursuzca korkuyosun bu defa tüm sihirli güçlerini yok sanıp. Tek tek hatırlattı bana. Tek tek ama.


Üstüne de uyuduuuum uyuduum. Sanki günlerce. Sonra geldiğimde ordaydım. Şimdi hala soruyorum noooldu. İnsana noluyoda hiç sebepsiz evrenin tüm enerjisine sahip oluyo sonra da noluyo da bu kadar zayıf ve limitli olabiliyo. Nelere bağlıyız.

Bilmiyorum.

Bildiğim çok ciddi bi mücadele verdiğimiz, hayallerle güç bulduğumuz. Sevdikçe çoğaldığımız. Güçlü olduğumuz. 
Çok güçlü ama.


❤️❤️❤️

Sonuç olarak herşeye ama herşeye bir günlük ara vermen gerekebilir bazen, silkelenmen, sarsılman, kendine gelmen gerekebilir ve elinde olmayabilir. Düşmen dizinin kanaması gerekebilir. Senin bişeyleri unutman, hatırlatılman ve de belki en sevdiğin kişinin ağzından duyman gerekebilir. İnanılman, güvenilmen ve bunları hatırlaman gerekebilir.

Evrenden tüm herşeyin gücünden bu şapşallığım yüzünden özür dilerken buldum sonra kendimi :) göremedim ben işte napim güçten düştüm ;)

Çok seviyorum aslında seni. 

Bi daha dikkat edicem, söz, affet :)

31 Ekim 2013 Perşembe

Düşünsene..

Düşünsene.. Mesela şu ana kadar doğru sandıklarının aslında hiçbiri doğru değilmiş??
Yani aslında asıl ama asıl görevin; mutlu olabilmek ve mutlu edebilmekmiş. Biz herşeyi yanlış anlamışız daha en başında bi sahip olma, üstün olma, yükselme hırsına girip asıl öyle mutlu olunuyo sanmışız. “Ne kadar çok şeye sahip olursan o kadar mutlu olucaksın” diye tembihlenmişiz sanki. Unutmuşuz gitmiş küçücük şeyleri, içimizden gelebilecekleri. En yakınımızdakilerin kalbinden geçenleri.. Üstünlük hırsından, içimizdeki bıdık egomuzdan..
Yanii şimdi, bilmiyorum, mantıklı mı? Mantıklı mı her sabah bi hışımla kalıplara girip mecburiyetten aşırı enerji harcayıp mutsuz mutsuz didinip; ‘harcamak’ için ‘kazanmak’? Tanıdığım çoğu kişi yetenekleriyle alakası olmayan yerlerde.
Bi yerde, bi zamanda, bi toplumun beyni uyuşmuş olmalı ki şu anda biz tüm bunları normal karşılıyoruz.
Yeryüzü tamamen sihirli işte, apaçık ortada.. Durmadan durmadan veriyo. Ekiyosun yetişiyo, sen ekmiyosun başka şeyler yetişiyo.. Topluyosun yine veriyo yine veriyo herkese yetecek kadar hemde.. Su. Güneş. Tatlı tuzlu ekşi hepsi ya hepsi doğalında var.. Tamam olanlar olmuş artık elimizdeki düzen bu. Bununla kavga etmicem :)
Ama bişeyleri sorgulayabiliriz. Asıl görevimizi; yaşamayı. Öylece günler birbirini kovalamıcak öyle, en sevdiklerimizin gözleri süzülmicek uzaklara, dalınmıcak öyle.. Şu anda durduğumuz yerde durmak mı tek seçenek. Başka daha nerelerde olabilirdik? Neler yapabilirdik kalbimiz küt küt atarak. Hani öyle deli gibi heyecanlanarak. Gözlerimiz parlayarak ✌️
Birden aniden ayağa kalkıp tamda istediğimiz şeyi yapmamızı ne engelliyo? Son bir yıl nasıl hızlı geçti? Neleri görmezden geliyoruz neleri göklere çıkarıyoruz? Ne zaman sıra sevdiğimiz kısma gelicek?
Bi yerlerde sihirli bişey var, inanmakla ilgili hepsi. Kendi yüreğine, onun yüreğine, onun yüreğine. Elele tutuşmakla paylaşmakla ilgili. Cesaret vermekle. Gözlerinin en içine bakıp tam orda gülümsemekle, çok sevmekle çok ilgili. Yitirmeden görmekle de ilgili. Yargılamamakla, şikayet etmekle zaman kaybetmemekle ilgili..

Mesela şu ana kadar doğru sandıklarının aslında hiçbiri doğru değilmiş??

Yani aslında asıl ama asıl görevin; mutlu olabilmek ve mutlu edebilmekmiş. Biz herşeyi yanlış anlamışız daha en başında bi sahip olma, üstün olma, yükselme hırsına girip asıl öyle mutlu olunuyo sanmışız. “Ne kadar çok şeye sahip olursan o kadar mutlu olucaksın” diye tembihlenmişiz sanki. Unutmuşuz gitmiş küçücük şeyleri, içimizden gelebilecekleri. En yakınımızdakilerin kalbinden geçenleri.. Üstünlük hırsından, içimizdeki bıdık egomuzdan..

Yanii şimdi, bilmiyorum, mantıklı mı? Mantıklı mı her sabah bi hışımla kalıplara girip mecburiyetten aşırı enerji harcayıp mutsuz mutsuz didinip; ‘harcamak’ için ‘kazanmak’? Tanıdığım çoğu kişi yetenekleriyle alakası olmayan yerlerde.

Bi yerde, bi zamanda, bi toplumun beyni uyuşmuş olmalı ki şu anda biz tüm bunları normal karşılıyoruz.
Yeryüzü tamamen sihirli işte, apaçık ortada.. Durmadan durmadan veriyo. Ekiyosun yetişiyo, sen ekmiyosun başka şeyler yetişiyo.. Topluyosun yine veriyo yine veriyo herkese yetecek kadar hemde.. Su. Güneş. Tatlı tuzlu ekşi hepsi ya hepsi doğalında var.. Tamam olanlar olmuş artık elimizdeki düzen bu. Bununla kavga etmicem :)
Ama bişeyleri sorgulayabiliriz. Asıl görevimizi; yaşamayı. Öylece günler birbirini kovalamıcak öyle, en sevdiklerimizin gözleri süzülmicek uzaklara, dalınmıcak öyle.. Şu anda durduğumuz yerde durmak mı tek seçenek. Başka daha nerelerde olabilirdik? Neler yapabilirdik kalbimiz küt küt atarak. Hani öyle deli gibi heyecanlanarak. Gözlerimiz parlayarak ✌️

Birden aniden ayağa kalkıp tamda istediğimiz şeyi yapmamızı ne engelliyo? Son bir yıl nasıl hızlı geçti? Neleri görmezden geliyoruz neleri göklere çıkarıyoruz? Ne zaman sıra sevdiğimiz kısma gelicek?

Bi yerlerde sihirli bişey var, inanmakla ilgili hepsi. Kendi yüreğine, onun yüreğine, onun yüreğine. Elele tutuşmakla paylaşmakla ilgili. Cesaret vermekle. Gözlerinin en içine bakıp tam orda gülümsemekle, çok sevmekle çok ilgili. 

Yitirmeden görmekle de ilgili. Yargılamamakla, şikayet etmekle zaman kaybetmemekle ilgili..


16 Ekim 2013 Çarşamba

Sakinleşmek çok güzel bazen, birazcık öyle duraksamak..


Uzaklaşmak.. Hergünkü şeyleri biraz yapmamak, biraz daha az yorum yapmak, çok çok dinlemek.. Cevap vermek yerine içten içten gülümsemek, pek sorgulamamak.. Öyleyse öyle.. Olmuşsa olmuş.. Pek de ala olmuş :)
Aşırı tatlı iki kişiyle tanıştım ve heralde çok değişik bi yere yerleştirdim içimde onları öyle şirin yanyana yine. 80li yaşlardalar, karı koca.. Yemek yedik birlikte.. Onlara teşekkür ederim :)

Çünkü olabiliyormuş gördüm.

Birisi Erdoğan amca. Cerrah. Emekli olunca kendi teknesini yapmış 12,5 metre (ama daha büyükmüş gibi duruyo). Neleri varsa satmış o tekneyi yaparken, bi parçasını almak için sadece atlar başka bi ülkeye gidermiş. Eşi Sevim teyze “iki dairemi sattık” deyince şok oldum o da “ama tüm dünyayı gezdik” dedi muzur muzur gülerek. Sevim teyze “çok sabrettim, çok zor” diyo onunla hayat için. O da zaten kendisi için “fazla normal değilim” diyo :) Antika bi hayatı varmış, kendisi de hep antikaymış.. O bunları anlatırken Sevim teyze gözleri pırıl pırıl onu dinliyo. Çok çekmiş ondan gibi dinlemiyo. Asil, saygılı, biraz yorgun ama seven bi kadın olarak sahip çıkarca dinliyo.. Masal gibiydiler ya.. En sonunda da “ben bunları yapabildim çünkü” diyo sol elinin baş parmağıyla solunda ona tatlı tatlı bakan Sevim teyzeyi gösteriyo, “o vardı yanımda hep” diyo.. Bazılarımız birbirimizi çok konuşmadan bakışlarımızla anlar hisseder onaylarız. Sevim teyzenin gözleri öyleydi çok şeyi ele veriyodu. O hep sabretmiş, hep alttan almış, ama duruşunu hiç bozmamış. Ne istediyse yapmış, ne istemediyse yapmamış. O “sen emekli olunca burhaniyeye yerleşicez” demiş öyle de yapılmış.. Çok değişik bi dengeleri varmış. Ya masal gibiler; sanki onlar hep varmış gibiler yüzyıllardır. Ne kadar çok yıl ne kadar çok şey yaşayıp; bi bayram günü yaşadığı kasabaya sonradan gelen, kendinden küçük, çatlak tatlı bi balıkçı doktoru (işte o benim babam:) 1972 model murat 124une binip ziyarete gelip, çocuklara kendilerini anlatırken nasıl bidaha bu kadar heyecanlanır nasıl coşku doludur bu yaşında hala.. Önce içimden çok uzun diye düşündüm hayatları için. Yani fazla uzun gibi geldi. Sonra onlar konuşurken bi ona baktım bi ona baktım. Bişey var ya hani, diyip dururum ben sihirli evrensel bi dil, bi güç, onu hissettim masada bizimleydi onlar anlatırken. Bu onlarla gelmişti.

Bunu hissetti onlarda sanki biz onlarda yaşlılığımızı görmek istedik, onlarda bizde gençliğini.. ‘İnsan’ işte, komiğiz :)

İnsan davranışlarını teraziye koyup tartmalı, sevdiğini öyle sevmeli öyle kabul etmeli, korumalı özünü.. Bunları unutmayın dediler..

Çok güzel. Çok sessiz. Çok sevdiğim gibi bugün.

Yürüdük yürüdük yürüdük serhatımla. Sustuk dinledik birbirimizi. İstedik yaptık, istemedik yapmadık. O arabasını yıkadı yağmurdan önce piskopat gibi, ayrı ayrı kremlerle spreylerle ovdu durdu her yerini ben onu izledim :) sonra giydik kapşonlu yeleklerimizi (yelek konumuz bu bayram) sahili yürüdük, ben yine tüm köpekleri ve kedileri sevdim resimlerini çektim tek tek, çeşitli yerlerde bağdaş kurup barış işareti yaparak resmimi çektirdim :)

Burhaniyenin rengi yine gri maviydi, ama bi karavan bulduk o kıpkırmızıydı hemde arka camında küçük prensin resmi vardı orda oturmuş gün batımını izleyen, arkasında da mavi bi bisiklet. Tam herşeyi ben yerleştirmişim gibi bi sahnedeydik, herşey doğru yerindeydi. Eve gelince erdoğan amcayla sevim teyzenin geliceğini bilmiyoduk. 

Yine öyle bi andı. Yine çok sevmiştim :)


29 Eylül 2013 Pazar

dreamcatcher nasıl yapılır


Sihirli bi dreamcatcher yapmanın en önemli kısmı herşeyi kendin uydurman. Bütün malzemeleri, bütün yapılışı.. 

Birkaç değişmez özellik var;

1- Ortasinda hayallerini tutması için senin ördüğün bir ağ
2- Ağın ortasında uçarken ağa takilan bir hayali ustaca yakalayabiliceğine inandığın bıdık bişey :) doğal taş olabilir, uğurlu bişeyin olabilir, herşey olabilir..
3- Ucundan sarkan tüy veya tüy kadar hafif birkaç bisey :) çünkü benzer benzeri çeker ve hayaller uçar, çok hafiftir. Onları mıknatıs gibi çekebilmesi için dreamcatcherin ucunda hafif şeyler olmasi lazim.

Bu kadar :)


Ben kabak koyundan topladım malzemeleri, orası benim için farkli çünkü. Bi şekilde sihirine inandığım, beni ikna etmiş bi yer. Ben dairesi için bikaç dal, birbirine tutturmak ve ağ için tiftilmiş halat, ucundan sarkanlar için kozalak, ağaç kabuğu, kil hamurundan kendi yaptığım iki minik kalp, o ucu tüy gibi olan otlar, dantel ve ağın ortasinda hayalleri tutması için bıdık bi kuş kullandim.


Yatağımın yakınına bi yere astım :) 
ve çalışıyo :)