30 Eylül 2014 Salı

Mucizeler olur..

 

Her dakika, her saniye, her an mucizeler olur..

 

Olmaz sandığımız herşey oluyo hayatta. Biz de genelde şapşal gibi "bildiğimizi" sanarız ama bilmiyoruz, çok tatlıyız o yüzden hepimiz belkide. 'Olur olur' deriz; olmaz, 'yok ya olmaz' deriz; olur.. Hiç de bozuntuya vermeyiz :)

 

Ah..

 

Mucizeler mucizeler.. O kadar çok seviyorum ki varolmakla ilgili herşeyi bu aralar.. Hayat ne kadar güzel hayat ne kadar güzel.. O gittiğimiz gecedeki kapıda misafirleri karşılayan kafasında ışıktan şapka olan uzuuun tahtalara basan uzun kızın kollarıyla yaptığı gibi uçuş uçuş sanki içinden geçtiğim heryer.. Öyle bi vals müzik çalıyo arkada hep ❤️

 

Bi minicik hayal kurup minicik bi dilek tutunca, senin için kocaman olan, gerçek oluverir ve hayatın değişir dimi.. Gerçek olunca yeniden bütün evrenin bi parçası olursun, sonsuz bişeyin bi minicik atomusun yine.. Tüm çekim kuvvetinle yörüngendesin, titreşip dururken bulursun kendini işte :) Evrensin o minicik atom halinle.. O tanıdık bildik güven duygusu, bütünü hissetmek. Doğru yolda olduğunu hissettiğin, sevildiğinden emin olduğun, yalnız olmadığını bildiğin yer..

 

Çok inanılmaz bi harikalar diyarı olduğuna katılıyorum hayatın, kimse beni inandıramaz sıkılınabileceğine, yada heyecanlanılamayacağına.. İşte o zaman derim ki 'sen gözlerini açıp bi etrafına bakarmısın'.. Ama bi gerçekten bakarmısın.. 7 milyar kişi mi yaşıyomuşuz hepberaber bu dünyada, 7 milyar farklı 'dünya'.. Hepimizinki bambaşka.. O yüzden de sırf sıkılamayabilirsin zaten, en yakınlarınınkine misafir olman yeterli.. Birine aşık olman yeter, anneni anlamaya çalışman yeter, babanın çocukluğunu dinlemen yeter, sevdiklerinin hayallerini dinlemen yeter.. Herkes kendi kurgusunu yaşıyo. Delirmiş bi güç var elimizde hepimizin. Öyle kuvvetli ki.

 

Yaratma gücümüz var. Oldurabiliyoruz. Ellerimizle sevdiğimize dokunup enerji verebiliyoruz ona. Minicik bi bebeği, daha hiç hayatı bilmeyen, komiklik de ne bilmeyen bi bebeği güldürebiliyoruz :) Bi kediyi mırlatabiliyoruz. Güç verebiliyoruz. Çözüm buluyoruz. Hayalgücümüz sınırsız.

 

Bence daha ne olabilir ki..

 

Mucizeler hep olur..

 

4 Eylül 2014 Perşembe

Bu yaz ❤️



Ne işler ne işler..

Hiçbişeyi olduğu gibi kabullenmek zorunda değiliz. Çünkü bazı şeyler sadece yıllardır öyle diye öyle. Ve biz öyle olması en uygunu sandığımız için 'öyle'liklerini sürdürüyoruz o şeylerin, hem de bazen sevmesek bile.  Diyoruz ki 'neyse, ellemiyim şimdi, düzenini bozmıyım' 'vardır bi bildikleri' 'bide olmazsa şimdi benim yaptığım'..

Kalıplara sığmayı ne güzel öğrenmişiz, 'oh ne rahat' sandırtmışlar bize.. Risksiz, hatasız, minimum macerayla.. Zaten uygulanmış, çuvallanılmamış yöntemler ama aynı zamanda az heycanlanılmış, az kalp atışıyla yaşanmış..

Karar veremiyoruz bile bazen, hep karar verilmiş konular var ortada çünkü, başarısızlığa uğramaktansa az istediğimizi seçiyoruz, çok istediğimiz iyi olmazsa ihtimali yüzünden..  O ne istediğini bilmek belkide en önemlisi, kendine güvenle ilgili.. Kendini sevmekle de.. (Her konuyu ama her konuyu 'sevme'ye bağlayabilirim:)

Neyse..

Aslında bahsetmek istediğim; bu aralar daha önce kimseden de duymadığımız, kimsede de görmediğimiz minik bıdıklıklar peşindeyiz.. Televizyonu iptal ettik, hiçbi kanal çıkmıyo artık :) Sadece bi film, bi belgesel, bi maç izlemek istediğimizde bilgisayarı tvye bağlayabiliyoruz. Arka balkonu kapattık. Yerlerini beyaz ahşap kaplattık. Camlarına ahşap jaluzi yaptırdık. Kendimiz bi raf sistemi alıp, kapak takıp boyadık. Duvarları badana yaptık.. Klimanın motorunu paneller alıp kapattık hava alabileceği şekilde.. Dekopajla kendimiz kestik ama hep, su bazlı boyalarla kendimiz boyadık.. Alaçatının en iyi antikacısına (eskici mehmet) ham ahşaptan çalışma masası siparişi verdik.. Bide teleskop aldık ✌️ 
Tüm bunların hiçbiri en mantıklısı diildi, en bilindik yöntem de diildi.. Kimseden görüpte bulmadık. O yüzden o kadar güzel oldu ki ☺️

Daha bitmedi ama.. Masa bi hafta sonra hazır olucak, koltukları kaplatmamız lazım bi ara, aydınlatma kısmı da eksik daha.. 


Bu fotoğrafı baya iphonela teleskopun göz merceğinden kendim çektim.. Yeni bi yaşam alanı ve keşfedicek yeni bi evren yarattık kendimize.. 

Olduğu gibi kabullenseydik en basitinden ev yaşamımızı, önümüzdeki günler belki arka balkon eski hafif dağınık haliyle sadece bi balkon olarak kalıcaktı ve biz L koltukta akşamları dizi izlicektik.. 

Bundan bahsediyorum. 

Benim en sevdiğim mevsim hep yaz. 

Kavrulsam da pişsem de yaz. 

Her yaz hayatımın değiştiğine inanıyorum. Bu yaz da biz yaşamımızı genişlettik sanki serhatla, daha derin nefes alıp daha uzağı görüyo gibiyiz, daha çok ses duyup daha çok rengi ayırdedebiliyoruz. Sevme şeklimiz değişti hayatı gibi. Sessizliğimiz değişti. Konularımız değişti, bu sene sanki büyümedik de ruhumuzun çocuk olmasına izin verdik ❤️


29 Ağustos 2014 Cuma

Teleskop alalım mesela :)


     


"Tüm evren ile bağlantımızı anladığımız “varlık” noktasına vardığımızda, var olan her şeyin bünyesinde ki sevgiyi, tanrısallığı gördüğümüzde, ışığın farkına varıp, ışıkla bir olduğumuzda ve birlik bilincine ulaştığımızda şuurumuz auranın altıncı düzeyine ulaşmıştır demektir. Göksel beden altıncı katmandır. Burası ruhsal coşkuyu ve etkiyi hissettiğimiz alandır."

Daha okurken bile insan farklı hissetmiyo mu? Kendini böyle hissetmek gibi bişey de var.. Bunlarla ilgili okumak, saatlerce konuşmak keşfetmek de var..

Tabi biriyleyken, canını sıkan bişeyi uzun uzun anlatmak, içini dökmek için olmuş bişileri bidaha bidaha yaşayıp en ince detaylarıyla konuşmak, bişeylere takılıp kalıp hep onlardan bahsetmek yada onlarca yıldır geçip gitmiş olan ve çok da basitçe yine geçip gidicek olan siyasetçiler ve yalan dünyaları hakkında tartışmak da tercih tabi :)

ay ama yok teşekkür ederim ben almıyım.

Bi an dinliyorum, katılıyorum ama çok geçmeden her seferinde aynı şeyi hissediyorum tüm hücrelerimin bıdık minnoş çekirdeklerinde hatta kofullarında  :)  ya sıkılıyorum, siyasetten de futboldan da herhangi bir fanatizimden, taraf tutmaktan, yargıdan, eleştiriden.. Ya hiç mi yapmıyorum, yapıyorum.. En basitinden bi müşterim güzelim bi yasemin incileri çayının yanında tatlı isteyince bile hemen çat diye beynimde ' yaaa onun yanında o istenir mi yaaa' diyip geçiyorum yada en alakasız biri için 'ya onunla o giyilirmi ıyy'..

Ohooo bunlarla dolu beynim :) önyargıya da eleştiriye de sahipim ne yazık ki.. Ama neyse ki iz miktarlarda :)

Ama hiç kimse ama hiçbirkimse benim bi dertten 10 dk.dan fazla neden sıkıntı duyduğumu anlattığımı duymamıştır.. Şikayet etmem ki hiç, bununla övündüğümden marifetten saydığımdan değil; sevmediğimden. Sevmiyorum.

Çözüm bulmayı seviyorum, üretmeyi seviyorum. Yaratmayı seviyorum. Sorunu bulmayı seviyorum. Ama ondan şikayet etmeyi sevmiyorum, o yüzden de önce kendim etmiyorum. Faydasız buluyorum. İçini dökmek diye bişey var mı emin değilim. İçini dökmek mi içini şişirmek mi bilmiyorum. Gerçekten de emin değilim. İçini sorunları çözerek dökebilirsin, sakız gibi aynı şeyden şikayet ederek değil. Öyle zamanlarda evrenle bağlantımızı koparıyoruzdur heralde.. Onun yaratıcı gücüne kapatıyoruz kanallarımızı. Unutuyoruz orda, heryerde olduğunu.

Miniciğiz, sorunların hepsi herbiri de minicik. Geçici ve minicik. Sağlık en önemlisi ve onuda bozan kendi minicik beyinlerimiz ve beyinlerimizin yarattığı blokajlar, sınırlar.. Evet, Beyinlerimiz minicik bence, kocaman bişey varsa sahip olduğumuz o da yüreklerimiz.. Beyin, zihin; bunlardan faydalanabiliriz sadece. Ama yürekten faydalanamazsın. Yürekle işbirliği yapmadan herhangi bi başarı elde edilebileceğine inanmıyorum hayatımızda. Bize iç huzur ve mutluluk getiren bişey başarıdır sadece. Kazanılan yada geçilen aşamalar değil.

Orda dışarda bi evren var, varoluş var, yüzyıllar var yaşanmışlıklarla dolu, bide minicik insan ömürleri var. Hepsi kendi dönemlerindeki sorunlarda boğulmuş, kimisi hiç hissetmemiş varoluşu, korkularla yaşamış çocuklarını öyle büyütmüş, onlar kendi çocuklarını, onlar da kendi çocuklarını.. Ama hepsinin ömürleri minicikmiş. Onlar gelip gitmiş. Dönemler geçip değişmiş, evren kanunlarıyla hep dengelemiş herşeyi.. Kötülük ve acı hep orda biyerde varmış, onun ötesinde de sevgi, ışık hep varmış.

Mesela tüm o zamanlarda da tam şu anda da satürnün etrafında gaz fırtınaları çakan şimşekler var, o minik taşlar etrafında dönüp duruyo. Dışarda delilercesine yıldız kümeleri, derin bi sessizlik, sonsuzluk, bi varoluş var.. Bunları düşünmek bi meditasyon.. Bunları hissedince etrafındaki minik sorunlara teleskopun tersinden bakabiliyosun..

Haftasonu selimiyeye gittik, bi tanecik gece orda uyuyup ertesi gün dönmek için kaçtık resmek evden :) tüm gün dinlendik hiçbişey yapmayarak, gece de bi şezlonga uzandık.. Bunu daha önce de yaptık, mesela sadece bi gece için kabak koyuna gittik.. Orda bitek şey yapabilirsin. Doğayla başbaşa kalabilirsin.. O kadar.. Şehirdeyken sadece spiritüel olarak değil fiziksel olarak da karmaşanın merkezindeyiz, o yıldızlar kendini gösteremiyo bize biz evminizin balkonundayken.. Ne kadar parlasa da göstermiyo kendini.. Selimiye de samanyolu sereserpe ordaydı.. Burda hepitopu 6-7 tane kocaman parlak yıldız bulabiliyosak, orda sayamıyosun ki gökyüzü yıldızdan zaten.. Özlüyoruz dimi aslında hep orda olan bişeyi görememekten. Diğer çok şey gibi.

Ve sonuç..

Hayatlarımızdaki durumlardan şikayet etmeyi bırakıp sevmiyosak sonlandırıp, seviyosak da sevgiyle kabullenelim. Basit düşünelim. Basite alalım.

Teleskop alalım mesela :) Belki de herkesin evinde bi teleskop olmaması deliliktir. Orda öylece duran bi evren varken bizim ona bakmamamız gerçek bi deliliktir belki de.. (Bu kısım pek yakında bişiler bıdı bıdı)

Haftasonu için de olsa şehirden uzaklaşalım. Maddi bahaneler üretmeyelim, gereksiz şeylere para ve enerji harcamayalım, bunlara ayırabilelim. O kadarını hakedelim.

Evrene uyum gösterelim. Sevelim. Herşeyi sevebilelim.
Sevmekle çoğaldığını görelim hayatın ❤️

15 Ağustos 2014 Cuma

Alle Farben - She Moves (Far Away) feat. Graham Candy (Street Video)



bayıldııııım ❤❤❤

Alle Farben /She Moves
Far away, far away, in a land where the sun will never rise
far away, far away, in a place with marmalade skies
far away, far away, in a land where the sun will hide its eyes
far away, far away, in a place with marmalade skies.

All alone she moves  into a broken paradise surrounded by the coloured lights
on and on she moves into a paradise, without day and without night

Carry on, carry on, deeper into the rabbit hole
carry on, carry on, until you reach the hallway made of gold

All alone she moves into a broken paradise surrounded by the coloured lights
on and on she moves into a paradise, without day and without night

All alone she moves into a broken paradise surrounded by the coloured lights
on and on she moves into a paradise, without day and without night

8 Ağustos 2014 Cuma

Ya siz de öylesiniz dimi, bitek ben diilim..



Düzensiz aralıklarla genelde minnoş minnoş takılan ruhum isyanlar başlatıp başkaldırıyo bana, hemde kendime; zaten çok da sıradan olmayan hemde hayalimdeki olan iş hayatıma, hayat tarzıma, giyim tarzıma, herşeyime ya herşeyime.. Ne diller döküyorum;  ’ya herşey yolunda ki, sen neden şimdi böyle y..’ derken daha hop tıkıveriyo lafı ağzıma, tersliyo bi anda kalıveriyorum öyle. 

Her gün birbirine benzemeye başlıyomuş, ne yaratmışım en son çok ilham verici olan, hani nerdeymiş o bıcır bıcır halim.. Üstüme geliyo. Ne yapmalıyım öyle zamanlarda bilmiyorum. Haklı mı haksız mı ayırd bile edemeyebiliyorum. Dünde serhoşkoyla selçuğun yanına uğradık, konu buydu. Neden mutlu olunmuyo bi türlü, insan ne istiyo sorunsalı.

Şimdi çok kişiden duyduğum Metin Hara / YOL’u okuyorum. Çok ayrı ayrı yerlerde bu kitap çıktı hep karşıma en son da Lale Abla’nın (onun kitap zevkine güvenim son noktada, neyi oku dese okurum) ‘nihan oku bak hayatın değişicek’ demesiyle tamamdım ben artık, o kitap alınıcaktı ve okunacaktı :) Nitekim daha en başında kitap beni ele geçirdi ve dört bi yanımı sardı.
Şimdi de kafam karmakarışık, 

Tüm o soruların yanıtı var biliyorum, içimizde. Biz kaçıyoruz bazen, geçiştiriyoruz, erteliyoruz bu isyanları. Ama biliyorum her ruh başladırısında bi işaret var aslında görmemiz gereken, hepsi bişeyin zamanı geldiğinde oluyo. Biz bi yerden yanlış tarafa dönüyoruz bazen farketmeden ve baya da yol alıyoruz, hissedince doğru olmadığını da geri dönmeye üşeniyoruz o kadar yolu geldik nası olsa diye, daha radikal olabilmemiz lazım. Daha cesur, daha renkli, daha çok kendi kendimizi şaşırtmamız lazım. Bazen de masadan bi anda kalkıp ‘oldu ben kaçtıım’ deyip çok da açıklama yapmaya uğraşmadan aslında olmak istediğimiz yere gitmemiz lazım. Neden tıkılıp kalıyoruz bilmiyorum. ‘-ruz’ değil yani ‘-rum’. Benim meselem bu, tıkılıp kalıyorum. Kabul ediyorum, her zaman savunduğum ‘teslimiyet’le ‘kabul etmeyi karıştırıyorum. Güven duygusuyla yaşamıma teslim olmakla, şapşal düzeni olduğu gibi kabul etmek arasında kocaman bi vadi var. 

Nihoşko.

Diyeceklerim şimdilik bu kadar, ne yap yap da şu yeşil ışık topları meselesini çöz kitaptaki. 

❤❤❤


1 Ağustos 2014 Cuma

…ne tatlı yerler var ❤


Hep yaz tatili muhabbetlerinde Kaş’a ille git ille git derlerdi de öyle kalırdı..



Yaaaa biz bu yaz iznimizde hadi dedik bu sefer Kaş’a bi uğrayalım.. 

Ama bu kadar mı olur, bu kadar tatlılık nasıl olabilir.. Resmen heyecanlanıyorum yazarken nerden başlıcağımı hiç bilemiyorum. Sesler, kokular geliyo aklıma :) Hep bi gülümseme hali yerleşiyo yüzüme.. Biz uğradık ve bi parçamızı bıraktık, ilk fırsatta kaçalım buraya diye söz verdik :)

Şimdi.

Hani alaçatıya öööyle aşığıyım ya, ‘ilham kaynağı’ derim oraya hep ama hayatta yazın kalabalığında da gitmem.. O kalabalıkta alaçatıyı göremezsin gidince zaten, ya yaz öncesi ya yaz sonrası minik dozlarda alınınca güzel.. Çünkü fena bi bıdık mikrop bence alaçatı, kapanlar bilir :) Ödüm kopmuştu serhat alaçatıyı artık sevmicek sıkılcak diye teapotu orda toplarken o yaz.. 

                   
image

Kaş tam bir minnoş, o sevdiğim hayat tarzı kokulu ara sokakları, rengarenk kaliteli dükkanları, hepsi ayrı bi tarz sahibi dükkan sahipleri..

                      image
Etrafındaki efsane koyları, caretta carettaları, denizinin rengi, likya kalıntıları, tarihi, mitoloji mitoloji esen rüzgarı.. Biz dalmadık ama scuba divingi, paraşütü.. 

Biz ilk gittik.. Daracık sokağın birine girdik, heryerde kediler acaip keyif yapıyo mama kapları su kapları var.. Bi evin kocaman antika kapısında masmavi gözlü bi siyam kedisi dışarıyı izliyo.. Ordada panda desenli anne kedi 3-4 yavrusuyla oynuyo..
image

Ayyyy Allahıııııım dedim sevicem bunlarııııı duuur.. Sonra baktık siyam kedisinin bahçesi aslında bi cafeymiş.. Tamda alaçatıyı sevme sebebim olan bu keşfetme duygusuyla ‘hadi dedim gel oturalııım’  Daha da yeni geldik azcık gezelim istiyoruz bi yandan ama ya bulamazsak burayı bidaha diye de tırsıyorum, ordaki bi kadın güldü bize.. ‘zaten sadece 2 sokak var burda’ dedi :)

Harbiden de resmen iki paralel sokak ve aralarındaki minik sokaklar var..

                        image

Biz Kuytu Köşe'de kaldık.. Zaten aslında Kaş'a da ilk tam onun köşesinde olan Kuytu'da vurulmuştuk :) Hiç bilmeden de orda yer ayarlamışız kendimize :) Her ikisinin sahipleri de ortakmış zaten.. Aşırı derecede tavsiye ederim ❤  Zaten o kadar sevimliler ki, sanki eski bi arkadaşınızın kaşta oteli ve cafesi varmış da yanına uğramışsınız gibi hissediyosunuz.. Onlar direk yönlendiriyo zaten napmalı nerelere gitmeli diye.. Onların yönlendirmesiyle tekne turuna çıktık mesela, Mavi kaş'la.. Tüm o caretta carettaları o zaman gördük, likyalıların antik batık kentlerini o zaman gördük, ben kendimi likyalı bi prenses zannetmeye orda başladım :) Korsan mağaraları, denizin içine kadar inen merdivenler, kaleler.. Allahım rüya gibiydin Kaş ya.. 3 gece kaldık..

image

Dönerken de Xsanthos’a uğradık.. Likyanın başkenti.. Orası da sihirli antik yerlerden birisi, Likyalıları hiç öyel detaylı bilmezdim ben merak da etmezdim. Hatta ilk duyduğumda ukala ukala ‘kimdi onlar ilk parayı bulanlar dimi’ demiştim, Lidyalılar buldu halbuki.. Likyalıların çok farklı hatta üzücü bir tarihleri var.. En sonunda anadoludaki beyliklere karışmışlar, bazılarımız da likyalıyız yani :) 

Dünya kadar resim çektim, yazılar biriktirdim, ilham topladım.. Tatil deyince biraz hippielik, biraz sihir, biraz doğa, biraz gökyüzü arıyoruz bi serhoşkomla. Şimdiye kadar Kabak’ta bulmuştuk, takılıp kalmıştık oraya.. Likya yolu oralardan başlayıp 500 küsür km sahilden güneye devam ediyo.. Bi likyalılık var galiba bizde de çözemedim :)
Bazen bıdık tesadüfler birbirini kovalıyosa anlarsın ki doğru yoldasın ve onlar aslında tesadüf değil.. O zaman içindeki ses mutluluktan bayılıcak gibi olur, herşey başka renkte, başka tadta, başka seste olur.. Koskoca tatil kasabası sen gelmeden önce aralarında koşuşturmuş durmuş her minik detayı senin sevdiğin yere koymuş, sen mutlu ol diye öyle yapmıştır  ve sen buna adın gibi eminsindir :) O yaz tatili bi film, sen başrol oyuncusu, arka fon müziği senin en son favori şarkındır..

Bu yaz İlk o Kaş’a keşfe gittiğimiz gün serhat kaputaş’ın merdivenlerinde ”in pursuit of magic” yazısını göstermişti bana.. Herkes de görüyo zaten gizli bi yazı diil ama çok tanıdık.. Çok bıdık..

Bunlar benim bıdık hayatımın özeti gibi;

Serhat benim sihir göstericim ❤

Sihir benim peşinde olduğum ❤


22 Temmuz 2014 Salı

Yoga moga meditasyon meydan okuması ❤️❤️❤️

Youtube’a güne başlama meditasyonu yaz bak.

Çıkan bi video var.. Ben bu videoyu 2010da keşfetmiştim. Video dediğim ses. Teapotun ilk zamanlarında otobüste sabah bunu dinleyerek işe geliyodum. Sonra ara verdim sonra yine dinlemeye başladım. Sonra yine yine. Ama müziklerimde hep var sonuçta. Ve o ses bi yerinde diyo ki;

"İlk önce yapman gereken iki şey var; enerjini doğru biçimde kullan ve düşünce biçimini değiştir."

Bi insanın hayatı boyunca alabileceği en iyi 10 öğüt diye bişi olsa mesela birinin kesinlikle bu olması lazım diil mi. Niye bunu yapamıyoruz biz? Çünkü kabul edelim, hayat bazen biraz kırıcı ve resmen kötü kalpli. Bu da bizi bi yerde fena yıldırıyo. Bi yerde haksızlığa uğradığını damarlarında hissettiriyo. Bi yerde de azcık hasta olduysan (yada sevdiğin biri hasta olduysa) senden düşük enerjilisi yok. O zaman çıkıp ‘beeen enerjimi doğru biçimde kullanıcam’ diyemiyosun işte. Yani ben daha diyemedim. Ama öyle! Bu bi doğru! Bunu öğrenmek için mi burdayız acaba diyorum bazen. Çünkü dönüp dolaşıp olan bu.

Ve düşünce biçimi!

Bişeyler yaşıyıp yaşıyıp beynimize yorumlayıp bi hayat kuruyoruz ilerde anlatıcağımız, yada hatırlayacağımız. Hemen yanımızdakiyle tıpatıp aynı şeyi yaşıyoruz bazen ama ertesi gün onun için dün bambaşka, senin için bambaşka oluyo. Aynı gün aynı yerde aynı olayı yaşıyosun ama aslında başka hayatlar biriktiriyosun çünkü sen başka yorumluyosun kafanda o başka. Çünkü düşünce biçimlerimiz apayrı! Yani sadece düşünce biçimimizi iyileştirerek hayatımızı iyileştirebiliriz aslında. Bak.

Bunun bir bıdık örneği serhat. Ben onun düşünce biçimiyle neler yarattığını en ön sıradan izliyorum. Gerçekten gözüm üstünde. (Seviyorum ulen onu ❤️) Ona ayrı aşığım düşünce biçimine ayrı. Kendi düşünce biçimimi de çok seviyorum, biraz efekt uygulanmış olabilir tabi benimkine, parlaklıkları arttırılmış, gölgeleri azaltılmış, süslenmiş olabilir ama çok seviyorum ❤️ Kendim ayarlıyorum sonuçta :) Serhatın ki daha çok yaradılışında programlanmış gibi, efekt mefek uygulancak gibi diil pek, yazılımı dizilimi öyle sanki.. Neden öyle diyorum, çünkü bilinçaltından düşünüyo, anlık.. Mesela ben odaklanıyorum, zihnimde kırpıp biçiyorum, çok kendi kendime oynuyorum olanlarla.. Kararlar ilan ediyorum, seviyorum sevmiyorum dışlıyorum yada abartıyorum beni mutlu etme derecesine göre.. Serhat direk hep biliyo sanki gidişatı.. Yada benim oturduğum yerden öyle görünüyo bilmiyorum.

Bazen biraz kendine meydan okumak güzel, zorlamak bildiklerini. Uyguladıklarını sınamak, foyanı meydan çıkarmak. Mesela güneşi selamlama hareketleri var yogada. Googlea sun salutation yazınca çıkıyo, çok da basit. 5-6 kere tekrarlıyosun..

Neden bunu her sabah yapmıyorum bildiğim halde, seviyorumda yapmayı.. Yada neden tam yatmadan önce 10 dakikacık meditasyon yapmıyorum.

"İlk önce yapman gereken iki şey var; enerjini doğru biçimde kullan ve düşünce biçimini değiştir."

Nihoşko!

Bıdı bıdı bıdı yazması, okuması, konuşması kolay! ‘Six packs six week’ vardı bi zamanlar, bir ay diye iddiaya girmiştik 11 gün sonra örtbas ettim videoyu, matı da sokuşturdum biyerlere :))) Gerçi resmen bi başlangıç oldu o video o günler, şekeri bıraktım, o zamandan beri sade kahve sade çay içiyorum. Bişiye yaradı.
O video yorucuydu, öncesi ayrı yaparken ayrı sonrası ayrıydı.. Şimdi ‘sun salutation’ ve yatmadan önce meditasyon düellosuna davet ediyorum seni ❤️

Bakalım ‘sen’ misin ‘ben’ miyim ❤️ En iyi olmayan ihtimalle bu da başka güzel bişeylerin başlangıcı olucak gör bak..

P.S.


16 Temmuz 2014 Çarşamba

Bazen de herşey çok eğlenceli diil mi..

Yaa bilmiyorum yazın mı herşey bana çoook tatlı görünüyo, hep güneşli diye mi, aydınlıkta sıkıntılar gözle görülmüyo ondan mı.. Saçma olduklarını anlayıp bişilerin arkasına mı saklanıyolar ortadan kayboluyolar hepsi :)

Ruhum da tam yaz mevsiminde ❤️

Nasıl bazen hayat gıcık kategorisinde ‘bu aralar herşey üstüste geldi, hayat sen zorsun’ bıdı bıdı bıdıyı üşenmeden bir bir yazıyosam buraya şu anda sağlam bi ‘bu aralar hep tatlı şeyler üstüste geldi hayat sen ne minnoş şeysin yaaa’ yazısı yazmam lazım.

Cümlelerime nokta koyunca bi durup gülümsüyorum bu arada ben o dereceyim :) Bu muzip gülümsememi Mete’den öğrendim. Siz Mete’yi tanımazsınız daha. O beni ‘teyzuş’ mertebesine yükselten, kitaptaki küçük prens. Daha dünyada yeni :) 13 günlük, hatta -17 günlük diyebilirim çünkü 1 ay erken süpriz yaptı, çok mantıklı bi hareketti bence erken gelişi çünkü biz deliriyoduk koca bi ay nası beklicez diye. O bi bıdık olduğundan basit düşündü, ‘e, ben geliriiiiiim’ dedi :) şimdilerde de çok havalı erken geldiği için, pek minik ve sadece süt içip uyuyo. Ben mıncırınca bazen artist bi gülücük atıyo bazen de kendini beğenmiş büzüveriyo o alt dudağını ki işte o çok fena :)

Mete ❤️ 
Metemmm ❤️

Ah, iyi ki geldin minik aşkım..


Yaşam, her bir minicik detayı kurgular bıdık dizilimlerle bize süprizmiş gibi yapıverir alışıcaksın buna diyemem minnoşum, bu her seferinde hepimizi şok eder ve sen bunun gördüğüm enn tatlı örneğisin ❤️

Öyle bi zamanda öyle bi geldin işte çıkıp.. Mis kokulu minik teyzuşum benim ❤️

Biz sen doğduktan 72 saat sonra rahatlayabildik, sonra iznimizi kullandık iki hippimsi kovboya dönüştürdük kendimizi serhoşkomla haritada aşağı doğru indik 4x4 cip gibi bişeyle ( o vadiye inen yoldaki amca öyle dedi :) ağaçtan evlerde kaldık, sahili takip ettik aşağı doğru bi yeni harita daha aldık keşfetmek için, vadiden aşağı hippimsi olduğumuz kadar off roadumsu bişi yaptık, iki sefer tepenin arkasından ayın doğuşunu izledik kumların üstünde hemde.. Herşey değişmişti kabakta ama zihnimizdekiler çok güçlü olur gerçekten sevince o zaman hiçbişey bozamaz aklında olsun, öyle oldu bizimde ❤️

Ruhumuz çok kalp atışı ister, çok elinden sımsıkı tutmak ister, gözlerinin içine uzun uzun bak ister, güzel müzik dinlemeyi sever, tüm ciğerlerini doldurmak ister deriiin derin, durmanı ister zamanın peşinden koşmanı sevmez.. Bunları da hep farklı sorularla sorar bakalım cevabı gerçekten mi biliyosun diye.
İşte dedim ya bazen de herşey çok eğlencelidir.. Yaz mevsimi minnoştur.. Mete bi küçük prens, teyzesinin fındık burunlusudur ❤️


25 Haziran 2014 Çarşamba

Dikiş nakış işleri..



Bütün gece annanemin dantel perdelerinin boyunu dikiş makinamla kısalttım, ve perdelerin işi bittiğinde ortaya benim ne kadar antika olduğumu çıkarttım :) çünkü saat 11buçuktu ve ben eski yıllardaki siyah beyaz görüntülerdeki eski kadınlardan biriymişim gibi tavan yüksekliğinde uzuun uzuuun dantel perdenin uçlarını dikiş makinamda dikiyodum :) yani tabii ki ben bu işi çok havalı yapıyordum, müziğim açıktı ve pembe pijamalarım vardı ✌️ ama sonuçta sanki herkes zaten gece yarılarına kadar tabiki dikiş dantel falan uğraşırmış gibi çok normal bi işmiş gibi yapmam çok minnoş bi durumdu bence :) çünkü çok da normal bi iş diil benim beynime göre.

Hayatım çok sakin görünümlü bi deli, her hafta ama gerçekten her hafta bi süprizi var bana. Bende tüm deli maymun hayatımın tavırlarına rağmen bi huşu içindeyim :) danteller iplikler..

Hoşuma gitti bu halim, sonra ne garibim ya dedim.

Bu arada diktiklerime bakılırsa; kendimi dikiş konusunda bişey sanabilirim :)

Damacana kılıfı :)
3 yastık kılıfı (ama öyle dümdüz kare diil, vintage style:) salona )
Çuval kumaştan ucu dantelli runner (mutfak masasına)
Puf kılıfı (serpile)
Çeşitli boylarda incecik tülden nişan çantası için keseler ( bahara)
Küçük çuval keseler (teapota)
Dantel perde ucu kısaltması (annaneme)
Kot görünümlü kumaştan elbise. (Kendime :)



9 Haziran 2014 Pazartesi

Öğrendiklerim listesinin başında yazması gereken;


"herşey olur, geçer.. "

Güzel de kötü de herşey geride kalır, zaman hepsini sihirli bi şekilde alıııııp ayrı ayrı raflara kaldırır bizim için.
Bu yüzyıllardır hep böyle olmuştur.

Çok seviyorum deliriyorum bunu düşününce, nası ya nası ya diye birini yakasından tutup inanabiliyomusun diye gözlerimi kocaman açıp sormak istiyorum istiyoruuum :) Bişeyi abartsanda, hiç olmamış gibi de yapsan bi bakıyosun, hop, artık geçmiş ki o, geride kalmış..

Diyorum ki kendime;
"Kendine alış, öğren artık düzeni.. Zor zamanların da olucak, içinde masal tıkırtıları duyduğun zamanların da, kendini küçük mutlu bi hippi sandığın zamanlar da, oyuncu bi ruh olduğun zamanlar da, güçsüz zamanların da, sağlıksız yorgun anların da, çok aşık zamanların da, çok sevdiğin zamanlar da, çok özlediğin zamanlar da, çok minnettar olduğun zamanlar da, çok unutulduğun zamanlar da, ilk sırada olduğun zamanlar da, ne yaparsan yap görünmez olduğun zamanlar da.. Hepsi de, hiçbişey de.. Sihirli de, sıradan da.. Hep içinde olucak sihir, görebiliceksin de bazen, göremiceksin de bazen.. "

Çünkü “Bu bi sihir dostum ve senin” demiş zaten biz doğmadan tam önce o, elimize tutuşturmuş alel acele, anlamamış çoğu kişi ne olduğunu..


❤️❤️❤️

1 Haziran 2014 Pazar

bıdık ''alıntı''

Bugün tüm içimdeki yorgunluğa karşı ‘bak herşey geçti’ diyen iç sesime alıntı yapıyorum bu yazıyı, ben bu kadar güzel anlatamazdım ona onu;


“Kim bu içimdeki fısıltı?



Kim bu içimdeki fısıltı, beni sadece sesiyle sarıp sarmalayan?


Savaşlara ve barışlara yollayan… Saçların güzel merak etme diyen… Geceleri sorularla uyutup, sabahları cevaplarla uyandıran. Seviyorum onu. Onsuz bir iç diyaloğum, bir iç annem olmazdı. Hiç olurdum. Matruşka olamazdım onsuz. Ne kadar renkli de olsam, içi boş bir tahta kadar süs olurdum.

Nereye gitsem benimle gelen, o susuk ses kimin? Demin yolda yürürken, bana su içen kuşu gösterdi, sonra inciler takmış o yaşlı kadını, sonra o bankta uyuya kalmak üzere kafasının ağırlığını hafifçe omzuna düşüren kızı… Aslında çoğu şeyi bana o gösterdi diyebilirim. İçimde kocaman resmini çizip, gözüme soktu bazen bazı şeyleri. Sırf anlayabileyim diye… O da benimle sınırlı naapsın? O benim ta kendim değilse tabi.

O fısıltı benim gerçek sesim aslında. Size duyurduğum sesime pek benzemediğini söyleyebilirim. Daha yumuşak, daha şakacı bir ses. Ses demek bile sesini fazla açmak olurdu, bir sesin sureti gibi daha ziyade. Başka yerlerden gelen bir haber gibi… Bilemem, belki de hayatın göbeğiyle kırmızı hattı olan biri. İyi biri. Benden iyi. Beni iyi yapıyor, bana iyi geliyor, iyilikler yaptırıyor bana. Öfkelendiğimde onun sesini duymamak için çok bağırmam gerek. Belki de herkesin öfkelenince bağırması bundandır. ‘Saçmalıyorsun’ der çünkü öyle zamanlarda. ‘Nefes al ver’ der.

Belki de o ses, benim ruhumdur. Belki de ruh, o. Beyinden gelse hissederdim, ses yukardan gelmiyor eminim. Karın taraflarından geliyor bu ses. Ve içimde ışıklı bir tüye binip, seyahat ediyor. Her yerimi bilir. Derin nefeslerle büyüyen ciğerlerimi, korkularla şimşeklenen beynimin arka sokaklarını, isteyince çıtlattığım ayak baş parmağımın gürültüsünü. Benim hakkımda en çok bilgiye, o sahip.

Kim o fısıltı, benim hiç tanışmadığım bir sürü insanı tanıyıp, selam veren? Nereden tanıdığını hiç bilmiyorum ama gariptir, o insanları ben de tanımış gibiyim önceden. Yani o ve ben aynı şey değilsek tabi… Bir keresinde bunu sormuştum ve cevap olarak, bazı insanlarla göz göze gelmemizin tesadüf olmadığını söylemişti.

Ne derse hakkı var. Ki bunu dememe çok kızar. Bu kelimeden hiç haz etmiyor. Savaşlar bundan çıkarmış. Ama gerçekten, içime taşınmış bir aile gibi o fısıltı. Fısır, fısır ve fısır. Çoluk çocuk içimde yaşıyorlar, çamaşır asıyorlar sanki saçlarıma. Sanki ellerim, sanki gözlerim onların balkonu… Öyle ısıtıyorlar işte beni.

Mesela ben, önüne bakarak yürüyenlerden oldum her zaman. Sanki kaldırımlarda yazan bir hikaye, beni peşinden sürüklüyor. Altını çiziyorum bazı cümlelerin, kalın kalemlerle… Öyle zamanlarda, tatlı bir sevgili gibi yüzümü çenemin altından hafifçe tutup, gülerek yukarı kaldıran hep o. Onun sayesinde gördüm ben, gökyüzünde yazılı olanı…

Bence o fısıltı gibi şey, doğuştan. Melekten bir dost, bir tür yol gösterici belki. Çünkü hiçbir insan, bu dünyaya iç pusulasız gelmedi. Herkes bildi kuzeyi neresi, nerede ekvator? Nereler soğuk buz gibi kutup, nerelerde siesta? Bu fısıltı olmasa, bu seyahatler de olmazdı aslında. Düşünsenize, hepimize ‘hadi kalk git’ diyen o değil miydi?

Bazı sabahlar, diğerlerinden daha güzel değil mi? Mesela bu sabah…

İçimde sekiyor, oyunlar oynuyor, gıdıklıyor beni… Dur yapma diyorum.

İşte böyle yazılar yazdırıyor bana… “

Nil Karaibrahimgil
28/08/2010 Nilin Kelebekleri / Doğan Kitap


31 Mayıs 2014 Cumartesi

Hep de öyle olmuyo, herşey minnoş minnoş yolunda gitmiyo..

Hep de öyle olmuyo, herşey minnoş minnoş yolunda gitmiyo..
Hiç blog yazmıyosun dedi serhat..
Hemde aslında mayıs ayı komple bi efsaneydi. Bilerek yazmadım bende çünkü kendimi bi süredir tüm eski bildiklerimi unutmuş, şokta bi şapşirik gibi hissediyorum. Çünkü mayısa sinir de oluyorum. Hatta hayat bi arkadaşım olsaydı onu kenara çekip kendine gelmesini söylerdim, uzun bi konuşma yapardım ona. Çok ayıp ettiğini, kendine gelmesini hiç kendi gibi davranmadığını söylerdim. Çünkü hayat ”sihirli bıdık tatlı minnoş dizilimlerin ummadık zamanlarda biraraya gelmesi” yanının daha ağır bastığı bi yapıda. Öyle. Ama o naptı bu ara, peşpeşe uyuzluklar, ciddi sorunlar, çözümsüzlükler.. Neyse ki toparladı yine, herşey düzeldi. Çok şükür. 
Sessiz sessiz izledim, olabilir, tamam dedim naptıysa. Çünkü genelde yapmaz biliyorum onu, özünde iyidir. Ben o yüzden hiç şikayet etmem, hiç uzatmam sevmediğim konuları çünkü bilirim geçer, herşey geçer. Hayat iyidir, yapmaz öyle şey derim :) Yapınca üstüne gitmem, ellemem onu. Hepimizin kötü zamanları var.
Ben bi şekilde kendimi iyi hissetmeyince yazamıyorum işte. Heralde sevimsiz bi kanıt bırakmak istemiyorum. Şikayet etmem, sorunlarımı konuşmayı sevmem ya zaten uzun uzun, tatsız bişeyleri detaylı yazmayı da istemiyorum. İçime atmıyorum, sadece susuyorum, daha iyiyken; ”nasıl geçti ama” kısmını konuşmayı daha çok seviyorum. O zaman konuşuyorum. Daha güç buluyorum bunların konuşulmasından. 
Şimdi herşey daha iyi, sağlık sorunları çözüldü, zeynoşko iyi, iş mevzuları süper. Havalar  ısındı, minnoş yaz geldi, güneş sıcacık, deniz sıcak kumlar sıcak.. Yeğenim büyüyo annişkosunun karnında.. Balkondaki kuş yuvasına ve begonvile serçeler geliyo.. Handoş evleniyo, izne az kaldı..

Daha ne olsun.. Çok şükür ❤️ 
❤❤❤

Hiç blog yazmıyosun dedi serhat..

Hemde aslında mayıs ayı komple bi efsaneydi. Bilerek yazmadım bende çünkü kendimi bi süredir tüm eski bildiklerimi unutmuş, şokta bi şapşirik gibi hissediyorum. Çünkü mayısa sinir de oluyorum. Hatta hayat bi arkadaşım olsaydı onu kenara çekip kendine gelmesini söylerdim, uzun bi konuşma yapardım ona. Çok ayıp ettiğini, kendine gelmesini hiç kendi gibi davranmadığını söylerdim. Çünkü hayat ”sihirli bıdık tatlı minnoş dizilimlerin ummadık zamanlarda biraraya gelmesi” yanının daha ağır bastığı bi yapıda. Öyle. Ama o naptı bu ara, peşpeşe uyuzluklar, ciddi sorunlar, çözümsüzlükler.. Neyse ki toparladı yine, herşey düzeldi. Çok şükür. 
Sessiz sessiz izledim, olabilir, tamam dedim naptıysa. Çünkü genelde yapmaz biliyorum onu, özünde iyidir. Ben o yüzden hiç şikayet etmem, hiç uzatmam sevmediğim konuları çünkü bilirim geçer, herşey geçer. Hayat iyidir, yapmaz öyle şey derim :) Yapınca üstüne gitmem, ellemem onu. Hepimizin kötü zamanları var.

Ben bi şekilde kendimi iyi hissetmeyince yazamıyorum işte. Heralde sevimsiz bi kanıt bırakmak istemiyorum. Şikayet etmem, sorunlarımı konuşmayı sevmem ya zaten uzun uzun, tatsız bişeyleri detaylı yazmayı da istemiyorum. İçime atmıyorum, sadece susuyorum, daha iyiyken; ”nasıl geçti ama” kısmını konuşmayı daha çok seviyorum. O zaman konuşuyorum. Daha güç buluyorum bunların konuşulmasından. 

Şimdi herşey daha iyi, sağlık sorunları çözüldü, zeynoşko iyi, iş mevzuları süper. Havalar  ısındı, minnoş yaz geldi, güneş sıcacık, deniz sıcak kumlar sıcak.. Yeğenim büyüyo annişkosunun karnında.. Balkondaki kuş yuvasına ve begonvile serçeler geliyo.. Handoş evleniyo, izne az kaldı.. Daha ne olsun.. Çok şükür ❤️ 

❤❤❤


21 Nisan 2014 Pazartesi

summer wine



Strawberries cherries and an angel’s kiss in spring
My summer wine is really made from all these things
Take off your silver spurs and help me pass the time
And I will give to you summer wine

My eyes grew heavy and my lips they could not speak..

7 Nisan 2014 Pazartesi

şşşş..

-Neyin peşindesin? -şşşş.. sihirli bıdık bişeylerin.. (fısıldayarak)
Nası bişeylerin?  Biiiilllmiyorum işte.  İçimi hep gıcıklayan gıdıklayan bişeyler var, kendini gösterip gösterip kayboluyo, hayatla ilgili. Yaşamakla.
Kaybolunca unutuyorum yada unutunca kayboluyo.
Geri gelince şok oluyorum nasıl unuttuğuma. Bu gelgitim benim. Bi istatistiğim yok ne zamanlar geliyo ne zamanlar gidiyo. Biraz karışık.
Ötesinde çok şey var. İçimizden gelenlerin orda çok şey var. O yerde, en içte bi güç.
Şu son yazmadığım zamanlarda çok şey oldu. Hep kafamdan yazdım, yazıyomuş gibi düşündüm. Cümleler kurdum, girişler yazdım. Yine okuyomuş gibi düşündüm o yazdıklarımı. Aklımda tuttum, eve gidince yazıyım diye ama bi türlü oturup bloga giremedim. Hiçbirini yazmadım ama ben bol bol kendimle yüzleştim bu düşünce yazılarımda.
Minik bi trafik kazası, gömülü yirmi yaş dişi ameliyatı, geceyarısı acil iğneleri, Pişmiş tavuk rolünde gibiyim bi süredir kendi hayatımın. Ama daha çok kendimle yüzleşiyorum bu sırada çünkü insan bazı zor zamanlarda herzamanki kendinden farklı bi kendini buluyo karşısında ve çok müdahele edemiyo beğense de beğenmese de. Bi bakıyo çünkü O.
Dedim ya şu son yazmadığım zamanlarda çok şey oldu ama bi şey de hala olmadı.
Dünya bıkmadan dönüyo dönüyo bir sürü şey gerçekleşiyo bir sürü şey gerçekleşmiyo ve elinde kalan senin kendinin, kendi yaşadıklarınla ilgili iç yorumların oluyo.
Herşeyi çok seviyorum, çok çok şeyi reddediyorum kabul etmiyorum, çok şeyi olduğu gibi kabul ediyorum. çok çok şeye büyüleniyorum. İyi ki, iyi ki, iyi ki…
❤️❤️❤️

-Neyin peşindesin?
-şşşş.. sihirli bıdık bişeylerin.. (fısıldayarak)



Nası bişeylerin? 

Biiiilllmiyorum işte. 

İçimi hep gıcıklayan gıdıklayan bişeyler var, kendini gösterip gösterip kayboluyo, hayatla ilgili. Yaşamakla.


Kaybolunca unutuyorum yada unutunca kayboluyo.

Geri gelince şok oluyorum nasıl unuttuğuma. Bu gelgitim benim. Bi istatistiğim yok ne zamanlar geliyo ne zamanlar gidiyo. Biraz karışık.

Ötesinde çok şey var. İçimizden gelenlerin orda çok şey var. O yerde, en içte bi güç.

Şu son yazmadığım zamanlarda çok şey oldu. Hep kafamdan yazdım, yazıyomuş gibi düşündüm. Cümleler kurdum, girişler yazdım. Yine okuyomuş gibi düşündüm o yazdıklarımı. Aklımda tuttum, eve gidince yazıyım diye ama bi türlü oturup bloga giremedim. Hiçbirini yazmadım ama ben bol bol kendimle yüzleştim bu düşünce yazılarımda.

Minik bi trafik kazası, gömülü yirmi yaş dişi ameliyatı, geceyarısı acil iğneleri, Pişmiş tavuk rolünde gibiyim bi süredir kendi hayatımın. Ama daha çok kendimle yüzleşiyorum bu sırada çünkü insan bazı zor zamanlarda herzamanki kendinden farklı bi kendini buluyo karşısında ve çok müdahele edemiyo beğense de beğenmese de. 

Bi bakıyo çünkü O.

Dedim ya şu son yazmadığım zamanlarda çok şey oldu ama bi şey de hala olmadı.

Dünya bıkmadan dönüyo dönüyo bir sürü şey gerçekleşiyo bir sürü şey gerçekleşmiyo ve elinde kalan senin kendinin, kendi yaşadıklarınla ilgili iç yorumların oluyo.

Herşeyi çok seviyorum, çok çok şeyi reddediyorum kabul etmiyorum, çok şeyi olduğu gibi kabul ediyorum. çok çok şeye büyüleniyorum. İyi ki, iyi ki, iyi ki…

❤️❤️❤️


18 Şubat 2014 Salı

HOW TO BE A FREE SPIRIT

HOW TO BE A FREE SPIRIT 
Nasıl nasıl nasıl..
Mümkün.
Mecbur olduğumuzu sandığımız çok çok şeye mecbur diliz aslında biliyosun sende. Bazı üstümüze düşenler var sadece, sorumluluklarımız. Ama onlarda pek çoğumuzun sandıklarının aksine;
İlki çook çok çok fazla sevmek. Önce misler gibi kendini. Her sabah uyanınca, her akşam yatmadan önce. Olduğun gibi, en özünü, en saf halini. Bütün şapşallıklarını, hatalarını, çok da sevimli olmayan yanlarını bile. Orjinal bulup seviceksin :) Sonra aileni, arkadaşlarını ve tüm hayvanları. Sonra yaşam alanını. Kendi kendine sevmiceksin ama ilik aşısı gibi yapıcaksin, hücrelerinde hissedibilicekler senin tarafıldan sevildiklerini. Yanlarında olucaksın ❤  Hakeden haketmeyen hesabını bilmeden, senin sevmeyi hakettiğin şekilde öyle seviceksin..
Ve hayaller hayalleer hayalleeer.. Biiir biiir kurgulıcaksın, olsada olmasada. Onları bulurken mutlu olucaksın zaten, neler bulabildiğine inanamıcaksın :) Koleksiyoner gibi. Eskiciler gibi, antikacılar gibi daha gerçekleşmeden bulup toplıcaksın hayallerini. Bakıp bakıp böbürlenebilirsin sonra, kendini beğenebilirsin hayallerinle. Yakışmış mı diye aynada bakabilirsin, hepsini teker teker deneyip dağıtabilirsin istediğin zaman ortalığı. 
İnanıcaksin. Bütün kalbinle inanabiliceksin. Kendine inanman sana bilgelik vericek, çünkü sen evrenin kalbinden doğdun, sihirle üretildin, ilk kalp atışın annenin karnındaki bi sihir meselesiydi ve bu evrenin işiydi. Hiç mantıklı diildi ama yüzyıllardır hepimizin kalbi ilk öyle atıyodu. Bi anda, öylece. Açıklamasızca, hediye gibi. Sen de o ilk kalp atışına inanıcaksın, sahip çıkıcaksın sihirine. Böylece evrenle olan işbirliğini hatırlıcaksın. Herşeyin olabiliceğine inanıcaksın. Geniş olucaksın. Sıkılsanda pıkılsanda biliceksin ki işler yoluna giricek. Ve yaz gelicek, havalar ısınıcak :)
Arkana yaslanıcaksın, en sevdiğin seansta en sevdiğin film yapıcaksın hayatını. Bitince ayağa kalkıp alkışlıcaksın kendini ❤ 
❤ ❤ ❤ ❤ 


Nasıl nasıl nasıl..

Mümkün.

Mecbur olduğumuzu sandığımız çok çok şeye mecbur diliz aslında biliyosun sende. Bazı üstümüze düşenler var sadece, sorumluluklarımız. Ama onlarda pek çoğumuzun sandıklarının aksine;

İlki çook çok çok fazla sevmek. Önce misler gibi kendini. Her sabah uyanınca, her akşam yatmadan önce. Olduğun gibi, en özünü, en saf halini. Bütün şapşallıklarını, hatalarını, çok da sevimli olmayan yanlarını bile. Orjinal bulup seviceksin :) Sonra aileni, arkadaşlarını ve tüm hayvanları. Sonra yaşam alanını. Kendi kendine sevmiceksin ama ilik aşısı gibi yapıcaksin, hücrelerinde hissedibilicekler senin tarafıldan sevildiklerini. Yanlarında olucaksın ❤  Hakeden haketmeyen hesabını bilmeden, senin sevmeyi hakettiğin şekilde öyle seviceksin..

Ve hayaller hayalleer hayalleeer.. Biiir biiir kurgulıcaksın, olsada olmasada. Onları bulurken mutlu olucaksın zaten, neler bulabildiğine inanamıcaksın :) Koleksiyoner gibi. Eskiciler gibi, antikacılar gibi daha gerçekleşmeden bulup toplıcaksın hayallerini. Bakıp bakıp böbürlenebilirsin sonra, kendini beğenebilirsin hayallerinle. Yakışmış mı diye aynada bakabilirsin, hepsini teker teker deneyip dağıtabilirsin istediğin zaman ortalığı. 

İnanıcaksin. Bütün kalbinle inanabiliceksin. Kendine inanman sana bilgelik vericek, çünkü sen evrenin kalbinden doğdun, sihirle üretildin, ilk kalp atışın annenin karnındaki bi sihir meselesiydi ve bu evrenin işiydi. Hiç mantıklı diildi ama yüzyıllardır hepimizin kalbi ilk öyle atıyodu. Bi anda, öylece. Açıklamasızca, hediye gibi. Sen de o ilk kalp atışına inanıcaksın, sahip çıkıcaksın sihirine. Böylece evrenle olan işbirliğini hatırlıcaksın. Herşeyin olabiliceğine inanıcaksın. Geniş olucaksın. Sıkılsanda pıkılsanda biliceksin ki işler yoluna giricek. Ve yaz gelicek, havalar ısınıcak :)

Arkana yaslanıcaksın, en sevdiğin seansta en sevdiğin film yapıcaksın hayatını. Bitince ayağa kalkıp alkışlıcaksın kendini ❤ 

❤ ❤ ❤ ❤