26 Eylül 2013 Perşembe

kelimeler..

Gizli ahenk, kutsallık, hayatın gücü, derindekinin kusursuzluğu.. Böyle bazı kelimeler var sanki sihirli gibi..
Yani öyle herşey gibi değil, keşfedilmemiş gibi. Şu anda kopamadan okuduğum eckhart tolle/hayatla bütünleşmek. Kopamadığım dediğim de günde en fazla 6-7 sayfa :) Çünkü her sayfa üstüne en az 10 dakika düşünmem sindirmem gerekiyo, öyle kitaplardan bu, ben de onları seviyorum.
Zihinle yüreğin kapışması beni hep acaip merak ettirirdi, sebebi de yine eckhart tolle/şimdinin gücü uygulama kitabıydı zaten. Bundada yine aynı şeyleri söylüyo. Bunda en hoşuma giden (yada önceki kitabında dikkatimi çekmeyen) kelime “yürek algılaması”. Çok tatlı değil mi.
Yürek algılaması ❤
Hep en doğrusu.
Diyo ki;
'Zihin durmadan yorum yapar, biçim verip sınıflandırır. Yargılar. Bu da sadece seni yorar. Anlamaya ve açıklamaya çalışmayı bıraktığında ise 'hissedersin'. Çözümlenir yüreğinde olaylar.'
Gerçekten de zihin çok geveze uf şikayetçi insanlar gibi. Her olayda şak diye damgayı vuruyo ‘işte yine öyle oldu, belliydi, öncekinde de böyle olmuştu hep böyle olur, bunun gibi şunun gibi’ hoop benzeri bi rafa kaldırıp koleksiyon yapıyo tecrübelerden. Pis pis kafa sallıyo, ‘olsun ben bunu yeri gelince hatırlatıcam uyarıcam seni’ diyo seni hep koruyomuş havasında. Tecrübeler de hep işe yaramıyo ama ne yazık ki çünkü içimize korkular da salıyolar, yine aynı şekilde sonuçlanabileceğiyle ilgili olasılıklarla, bir çok kere denemekten vazgeçiriyo bizi inancımızı kırıyo, bi şekilde razı ediyo elimizdekine. Ame aslında her defasında ‘yeni’. Ve yine de olucak.
Benim istediğim yürek kısmını daha çok hayata sokmak. Daha çok bunları hissederek yaşamak, daha çok bunları tartışmak. Bunlar hakkında konuşmak. Olayları yorumlamak değil de olanları yorumlamak yani. Bıdı bıdı bıdı konuşan geveze zihni sadece akıllıca hamlelerde kullanmak, yüreğin işlerine burnunu sokturmamak istiyorum.
❤️❤️❤️

Gizli ahenk, kutsallık, hayatın gücü, derindekinin kusursuzluğu.. Böyle bazı kelimeler var sanki sihirli gibi..

Yani öyle herşey gibi değil, keşfedilmemiş gibi. Şu anda kopamadan okuduğum eckhart tolle/hayatla bütünleşmek. Kopamadığım dediğim de günde en fazla 6-7 sayfa :) Çünkü her sayfa üstüne en az 10 dakika düşünmem sindirmem gerekiyo, öyle kitaplardan bu, ben de onları seviyorum.

Zihinle yüreğin kapışması beni hep acaip merak ettirirdi, sebebi de yine eckhart tolle/şimdinin gücü uygulama kitabıydı zaten. Bundada yine aynı şeyleri söylüyo. Bunda en hoşuma giden (yada önceki kitabında dikkatimi çekmeyen) kelime “yürek algılaması”. Çok tatlı değil mi.

Yürek algılaması ❤

Hep en doğrusu.

Diyo ki;

'Zihin durmadan yorum yapar, biçim verip sınıflandırır. Yargılar. Bu da sadece seni yorar. Anlamaya ve açıklamaya çalışmayı bıraktığında ise 'hissedersin'. Çözümlenir yüreğinde olaylar.'

Gerçekten de zihin çok geveze uf şikayetçi insanlar gibi. Her olayda şak diye damgayı vuruyo ‘işte yine öyle oldu, belliydi, öncekinde de böyle olmuştu hep böyle olur, bunun gibi şunun gibi’ hoop benzeri bi rafa kaldırıp koleksiyon yapıyo tecrübelerden. Pis pis kafa sallıyo, ‘olsun ben bunu yeri gelince hatırlatıcam uyarıcam seni’ diyo seni hep koruyomuş havasında. Tecrübeler de hep işe yaramıyo ama ne yazık ki çünkü içimize korkular da salıyolar, yine aynı şekilde sonuçlanabileceğiyle ilgili olasılıklarla, bir çok kere denemekten vazgeçiriyo bizi inancımızı kırıyo, bi şekilde razı ediyo elimizdekine. Ame aslında her defasında ‘yeni’. Ve yine de olucak.

Benim istediğim yürek kısmını daha çok hayata sokmak. Daha çok bunları hissederek yaşamak, daha çok bunları tartışmak. Bunlar hakkında konuşmak. Olayları yorumlamak değil de olanları yorumlamak yani. Bıdı bıdı bıdı konuşan geveze zihni sadece akıllıca hamlelerde kullanmak, yüreğin işlerine burnunu sokturmamak istiyorum.

❤️❤️❤️


17 Eylül 2013 Salı

bıdıklık ve anlar

Bazı anlar çok bıdıktı. ( ben de anlamsız giriş yapmayı seviyodum çünkü :)

Tamam 👍

9 yıldır her pazartesi hürriyetin kelebek ekinde nil karaibrahimgilin bi köşesi var ya hani.. Pazartesileri de genelde sevimsizdir ya, resmen sabah onun yazısıyla güne başlamak beni acaip motive eder hep. Gizli bi köşe gibi, biz biliyoruz hep okuyoruz da çoğu kişi bilmiyo hala. . Bizim kafe gibi, hep var ama herkes bilmiyo. Ama bilenler de herkes bilsin istemiyo zaten. 

"Bizim gizli yerimiz." 

Bu hafta kaderle ilgili yazmıştı, bende sevdiğim bulduğum beğendiğim her bi minik şeyi tek tek zorla serhata uzuuun uzuuuun anlattığım gibi o yazısını da “oku bak oku bak” diye okuttuuum. Oda bana;

"Sence peki?" dedi. "Kader var mı?"

Evet var! Hemde saniyesi saniyesine :) (burda heyecanlanıyorum hep :) Göz göze gelmesinden, hayatına girip çıkmasına, kalbinin her bir damarından ışık hızıyla geçmesinden, burnuna gelen her bi kokuya, rüyalarından tüm gerçeklerine kadar var.. Ama olmayan ne biliyomusun, tüm olanlardan sonra ki senin bıdık kalbinde ne hissettiğin, kafandan neler geçirdiğin, uyumadan önce neler düşündüğün.. İşte bunlar kaderinde yok. Yazılmamış. Onları sen oluşturuyosun. Nasıl anılar biriktirdiğin, neler hayal edebildiğin, nelere gülme krizine girdiğin, nelere yüreğini titrettiğin.. Bunlar senin elinde işte tamamen. Kabul etsende etmesende o kocaman deli güç senin elinde. Sen gülsende ağlasanda olacak olan oluyo. Hep de olucak. O yüzden gerçekten arkana şöööyle bi yaslan. Sen onları her türlü yaşıyosun ama geriye baktığındaki anıların; sende ne iz bıraktığı ne hissettirdiği oluyo. 

Kaderin neler olucağını hep bilir ama senin ne hissediceğini ne tepki vericeğini hiçbi defasında bilemez, verdiğin tepki de bi sonraki olayı değiştiremez ama senin ne hissediceğini ve yüreğinin neyle dolucağını değiştirebilir. Yani aslında nasıl bi hayatın olucağını kaderin belirlemez. Sen belirleyebilirsin.

Nası bi güç demek bu biliyomuyuz acaba. İdrak edebildik mi. Demek ki başımıza ne gelse de ne gelicekse de, olay ne olduğu bittiği değil bizim nasıl karşıladığımız belki. 

Nasıl bi denenme içindeyiz düşün? 

Bende hep şu sorgulama vardı mesela, öyle yapsaydım belki bu böyle değil öyle olcaktı o zamanda bunu bile etkilicekti falan bıdı bıdı. İşte öyle değil belki, her türlü öylede yapsam böylede yapsam bu sonuç olucaktı, fark yaratabiliceğim kısmı bendim hep. Duruşumdu, hissimdi, kendimdi. Herkesin de kendiydi o zaman. Kimse kimseyi suçlayamazdı. Bunlar olucaktı, bi şekilde olanlar bizimdi. Olanlarla kavga edemezdik, zaman harcayamazdık neden diye. Biz çok zaman harcıyoduk, bahane üretiyoduk bişilere. “E Tamam”dı. Elimizde olan kısmıda bunu aşabilmekti. Aşıp, başımızı bi kaldırmak devam etmekti. 

Akmaktı, keyif almak sevmekti. Sevmiştim bende bu işi.

❤❤❤

Bazı anlar çok bıdıktı. ( ben de anlamsız giriş yapmayı seviyodum çünkü :)

Tamam 👍

9 yıldır her pazartesi hürriyetin kelebek ekinde nil karaibrahimgilin bi köşesi var ya hani.. Pazartesileri de genelde sevimsizdir ya, resmen sabah onun yazısıyla güne başlamak beni acaip motive eder hep. Gizli bi köşe gibi, biz biliyoruz hep okuyoruz da çoğu kişi bilmiyo hala. . Bizim kafe gibi, hep var ama herkes bilmiyo. Ama bilenler de herkes bilsin istemiyo zaten.

"Bizim gizli yerimiz."

Bu hafta kaderle ilgili yazmıştı, bende sevdiğim bulduğum beğendiğim her bi minik şeyi tek tek zorla serhata uzuuun uzuuuun anlattığım gibi o yazısını da “oku bak oku bak” diye okuttuuum. Oda bana;

"Sence peki?" dedi. "Kader var mı?"

Evet var! Hemde saniyesi saniyesine :) (burda heyecanlanıyorum hep :) Göz göze gelmesinden, hayatına girip çıkmasına, kalbinin her bir damarından ışık hızıyla geçmesinden, burnuna gelen her bi kokuya, rüyalarından tüm gerçeklerine kadar var.. Ama olmayan ne biliyomusun, tüm olanlardan sonra ki senin bıdık kalbinde ne hissettiğin, kafandan neler geçirdiğin, uyumadan önce neler düşündüğün.. İşte bunlar kaderinde yok. Yazılmamış. Onları sen oluşturuyosun. Nasıl anılar biriktirdiğin, neler hayal edebildiğin, nelere gülme krizine girdiğin, nelere yüreğini titrettiğin.. Bunlar senin elinde işte tamamen. Kabul etsende etmesende o kocaman deli güç senin elinde. Sen gülsende ağlasanda olacak olan oluyo. Hep de olucak. O yüzden gerçekten arkana şöööyle bi yaslan. Sen onları her türlü yaşıyosun ama geriye baktığındaki anıların; sende ne iz bıraktığı ne hissettirdiği oluyo.

Kaderin neler olucağını hep bilir ama senin ne hissediceğini ne tepki vericeğini hiçbi defasında bilemez, verdiğin tepki de bi sonraki olayı değiştiremez ama senin ne hissediceğini ve yüreğinin neyle dolucağını değiştirebilir. Yani aslında nasıl bi hayatın olucağını kaderin belirlemez. Sen belirleyebilirsin.

Nası bi güç demek bu biliyomuyuz acaba. İdrak edebildik mi. Demek ki başımıza ne gelse de ne gelicekse de, olay ne olduğu bittiği değil bizim nasıl karşıladığımız belki.

Nasıl bi denenme içindeyiz düşün?

Bende hep şu sorgulama vardı mesela, öyle yapsaydım belki bu böyle değil öyle olcaktı o zamanda bunu bile etkilicekti falan bıdı bıdı. İşte öyle değil belki, her türlü öylede yapsam böylede yapsam bu sonuç olucaktı, fark yaratabiliceğim kısmı bendim hep. Duruşumdu, hissimdi, kendimdi. Herkesin de kendiydi o zaman. Kimse kimseyi suçlayamazdı. Bunlar olucaktı, bi şekilde olanlar bizimdi. Olanlarla kavga edemezdik, zaman harcayamazdık neden diye. Biz çok zaman harcıyoduk, bahane üretiyoduk bişilere. “E Tamam”dı. Elimizde olan kısmıda bunu aşabilmekti. Aşıp, başımızı bi kaldırmak devam etmekti.

Akmaktı, keyif almak sevmekti. Sevmiştim bende bu işi.

❤❤❤


28 Ağustos 2013 Çarşamba

Biz miniciktik, evren kocaman.. Yine bu cümlenin farkında olduğum bi zamandı hemde bunun farkındaydım.

Ben bildiğim ve merak ettiğim herşeyi başa sarıp sarıp izliyodum, sevmediklerim cesaret edemiyolardı bile burunlarını çıkarmaya saklanmışlardı hepsi. Öyle zamanlarda bütün hastalıkları yenebilirsin, her soruya cevap verebilirsin, herşeyi yapabilirsin. Minik bi süper kahramansın. 

-Ne kadar komik kafana taktıkların, resmen takılıp kalmışsın küçücük düşüncelere, şaka yapıyo olmalısın. Ciddi olamazsın, bunları mı dert ediyosun? Yaa sen salsana bi kendini şöyle, rahat olsana. Hepsi oluuur :)

Böyle der neye baksan. 

Gözgöze gelirsin baktığın şeylerle. Meğersem hiçbiri öylesine orda durmuyolarmış, hepsi hazırlanmış senin için ama sen kafanda o kadar çok yük taşıyomuşsun ki görmemişsin selam bile vermeden geçmişsin bazen. 

Biz minikmişiz, evren kocamanmış. 

Kafa sesimizi kısıp iç sesimiz açınca başka rehbere hiç gerek kalmıyomuş. 

Hiç de mecbur değilmişiz kendimizi mecbur sandıklarımıza, yoo hiç de karşılık almamız gerekmiyomuş koskocaman sevmek için. Çünkü sevmenin çeşidi yok, sevmek sadece sevmek. Herşeyi, olduğu gibi olanı, olduğu için. Kendini sana sevdirmek zorunda olmadığı için. 

Sendeki kaynak sonsuz olduğu için. 

❤❤❤

Biz miniciktik, evren kocaman.. Yine bu cümlenin farkında olduğum bi zamandı hemde bunun farkındaydım.

Ben bildiğim ve merak ettiğim herşeyi başa sarıp sarıp izliyodum, sevmediklerim cesaret edemiyolardı bile burunlarını çıkarmaya saklanmışlardı hepsi. Öyle zamanlarda bütün hastalıkları yenebilirsin, her soruya cevap verebilirsin, herşeyi yapabilirsin. Minik bi süper kahramansın.

-Ne kadar komik kafana taktıkların, resmen takılıp kalmışsın küçücük düşüncelere, şaka yapıyo olmalısın. Ciddi olamazsın, bunları mı dert ediyosun? Yaa sen salsana bi kendini şöyle, rahat olsana. Hepsi oluuur :)

Böyle der neye baksan.

Gözgöze gelirsin baktığın şeylerle. Meğersem hiçbiri öylesine orda durmuyolarmış, hepsi hazırlanmış senin için ama sen kafanda o kadar çok yük taşıyomuşsun ki görmemişsin selam bile vermeden geçmişsin bazen.

Biz minikmişiz, evren kocamanmış.

Kafa sesimizi kısıp iç sesimiz açınca başka rehbere hiç gerek kalmıyomuş.

Hiç de mecbur değilmişiz kendimizi mecbur sandıklarımıza, yoo hiç de karşılık almamız gerekmiyomuş koskocaman sevmek için. Çünkü sevmenin çeşidi yok, sevmek sadece sevmek. Herşeyi, olduğu gibi olanı, olduğu için. Kendini sana sevdirmek zorunda olmadığı için.

Sendeki kaynak sonsuz olduğu için.

❤❤❤


16 Ağustos 2013 Cuma

..gizli sihirli bağ

Sorumlulukların en büyüğü içindeki büyük sonsuz güce, öze sahip çıkmak. Onu hissetmek. Aldanmadan, kapılmadan, orjinalini korumak verilenin. Çünkü verilen öz; parlak, sonsuz, yumuşak, ince, hafif, yüksüz. Sanılan buranın parçası olunması gerektiği. Buraya adapte olunması gerektiği. Ama burası inanılmaz geçici ve anlık. Ve yaratılışımız bizim sandığımızın aksine burası için değil. Öyle olsa herkesin derinlerinde bir yorgunluk, özlem, kırıklık olmazdı. İçlerdeki buruğun sebebi kalabalığa yetişme çabası yüzünden terkedilen ‘öz’ler. İnsanın burdaki kayboluşunun yarattığı bişey. 
Daha çok şeye sahip olmak gerekmiyor, aksine daha az şeye daha çok sahip çıkmak gerekiyor. Özümüze. O kadar.
Görünmeyen gizli sihirli bağı dinlemek.
Ona güvenmek ve bilmek. 

Sorumlulukların en büyüğü içindeki büyük sonsuz güce, öze sahip çıkmak. Onu hissetmek. Aldanmadan, kapılmadan, orjinalini korumak verilenin. Çünkü verilen öz; parlak, sonsuz, yumuşak, ince, hafif, yüksüz. Sanılan buranın parçası olunması gerektiği. Buraya adapte olunması gerektiği. Ama burası inanılmaz geçici ve anlık. Ve yaratılışımız bizim sandığımızın aksine burası için değil. Öyle olsa herkesin derinlerinde bir yorgunluk, özlem, kırıklık olmazdı. İçlerdeki buruğun sebebi kalabalığa yetişme çabası yüzünden terkedilen ‘öz’ler. İnsanın burdaki kayboluşunun yarattığı bişey. 

Daha çok şeye sahip olmak gerekmiyor, aksine daha az şeye daha çok sahip çıkmak gerekiyor. Özümüze. O kadar.

Görünmeyen gizli sihirli bağı dinlemek.

Ona güvenmek ve bilmek


Sorumlulukların en büyüğü içindeki büyük sonsuz güce, öze sahip çıkmak. Onu hissetmek. Aldanmadan, kapılmadan, orjinalini korumak verilenin. Çünkü verilen öz; parlak, sonsuz, yumuşak, ince, hafif, yüksüz. Sanılan buranın parçası olunması gerektiği. Buraya adapte olunması gerektiği. Ama burası inanılmaz geçici ve anlık. Ve yaratılışımız bizim sandığımızın aksine burası için değil. Öyle olsa herkesin derinlerinde bir yorgunluk, özlem, kırıklık olmazdı. İçlerdeki buruğun sebebi kalabalığa yetişme çabası yüzünden terkedilen ‘öz’ler. İnsanın burdaki kayboluşunun yarattığı bişey. 
Daha çok şeye sahip olmak gerekmiyor, aksine daha az şeye daha çok sahip çıkmak gerekiyor. Özümüze. O kadar.
Görünmeyen gizli sihirli bağı dinlemek.
Ona güvenmek ve bilmek. 

Sorumlulukların en büyüğü içindeki büyük sonsuz güce, öze sahip çıkmak. Onu hissetmek. Aldanmadan, kapılmadan, orjinalini korumak verilenin. Çünkü verilen öz; parlak, sonsuz, yumuşak, ince, hafif, yüksüz. Sanılan buranın parçası olunması gerektiği. Buraya adapte olunması gerektiği. Ama burası inanılmaz geçici ve anlık. Ve yaratılışımız bizim sandığımızın aksine burası için değil. Öyle olsa herkesin derinlerinde bir yorgunluk, özlem, kırıklık olmazdı. İçlerdeki buruğun sebebi kalabalığa yetişme çabası yüzünden terkedilen ‘öz’ler. İnsanın burdaki kayboluşunun yarattığı bişey. 

Daha çok şeye sahip olmak gerekmiyor, aksine daha az şeye daha çok sahip çıkmak gerekiyor. Özümüze. O kadar.

Görünmeyen gizli sihirli bağı dinlemek.

Ona güvenmek ve bilmek. 


14 Ağustos 2013 Çarşamba

ne bulduuum

Bi yazı buldum. Eski zamanlarda yazılmış yabancı bi yazının çevirimi. Ben çok beğendim bu yazıdaki sevginin tanımını. Paylaşmak istedim.

"Birini seç, ruhu seni çağıranı, seni net biçimde göreni seç..
Korkabilecek kadar cesur olanı seç..
Elini tut ve onu kalbinin damarlarına götür, orada senin sevecenliğini görsün, orada dinlensin, onun ağır yüklerini kendi ateşinde yak, kül et.
Gözlerinin derinliklerine bak, derinden bak, orada hareketsiz kalanı uyandır, dirilt. 
Utangaç olana cesaret ver, orada ne beklediğini fark et.
Gözlerinin derinliklerine bak
Gözlerinin derinliklerine bak, orada babalarını, dedelerini gör, uzak yerlerde, çok eski zamanlarda savaşa ve şiddete karışmış atalarını gör.
Acılarına, mücadelelerine bir zamanlar…
Ve bırak hepsi gitsin…
Onun atalarından gelen yükü hisset
Sana sığındığında kendini nasıl güvende hissedeceğini bil
Onun öfkesine ayna olma
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, sev, gerçekten sev…
Karşısında kırılganlığın nefesinde kadınlığın bütün ihtişamıyla otur…
Bir çocuğun masumiyetinde, ölümün derinliklerinde, açan bir çağrı olsun, onun gücünü kabul et…
Onu yaraları için cezalandırma.. Senin ihtiyaçlarını ve krıterlerini karşılamadığı için suçlama..
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, sev, gerçekten sev..
Onu çıplak ve özgür olabileceği kadar sev..
Onu doğum ve ölümün döngüsüne bedenini açabilecek kadar sev..
Ve bu fırsat için ona teşekkür et..
Birlikte öfkeli rüzgarlarda ve dingin ormanlarda dans ettiğinizde;
Kırılabilecek kadar cesur ol, izin ver, varlığının yumuşak baş döndürücü yanlarını keşfetsin,
Bilsin ki seni kucaklaşıp sarabilir, koruyabilir
Kollarına at kendini, seni tutacağından emin ol,
Bundan önce binlerce kez düşmüş olsan bile
Ona teslim olarak ona teslimiyeti öğret
Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan, sev, gerçekten sev..
Destekle, izin ver, duy, kucakla, iyileştir..
Bunun karşılığında sen de beslenecek, desteklenecek ve korunacaksın
Güçlü kollar, net düşünceler, odaklanmış oklar tarafından..
Çünkü eğer izin verirsen, ve seversen gerçekten, sevginin gücü herşeyin üstesinden gelir. “


Benim tatlı minik piskopat hayatım :)

Benim tatlı minik piskopat hayatım :)

Hepimizin de öyle biliyorum. Kendi minik hayatlarımızı kördüğüm yapıyoruz. İçinden çıkamıyoruz sonra. Ne ediyosak kendimiz ediyoruz hep biliyoruz dimi. Kader; tamam inanıyorum ama öyle bi seçim gücümüz var ki aslında şaka gibiyiz. Ama biz seçim yapabilme konusunda diil de olana razı gelme konusunda acayip yetenekli çıktık. Nasıl bırakıyoruz kendimizi olayların akışına tembellikten mi , sıradanlıktan mı bilmiyorum. Böyle bi ‘tamam hı hı peki’ deme halideyiz başımıza gelenlere ama kabul de etmiyoruz sonra, sanki olurken orda diildik biz..

Benim tatlı minik piskopat hayatım diyodum ben :)

Benim komik bi hayatım var gerçekten çok seviyorum ama bi deli bi garip akışı var hayatımın :)  hem çok şanslıyım ben hemde zavallı minnoş durumları var hayatımın. Öyle ki sinirimi bozamıyorum bazen ‘nasıl yaa’ diye hayretlere düşmekten. Çok şükür gerçekten çok şükür :) kıymetini biliyorum hayatımın. Herşey hep toz pembe yolunda diye değil, benim hayatım olduğu için seviyorum onu. Herşeyiyle kabulüm. Uyuz bi yapısı var hayatımın herkesinki gibi ama işte gönlümü alıyo bi şekilde. Hayatımda şanslı çünkü yumuşayıveriyorum hemen :p

Yetenekli olduğum bi konu şu; hepimizin bazı zamanları bi süreliğine sıkışık ve stresli olur. Bi dönemdir hani bu, geçici olduğunu bildiğimiz için idare ederiz. İşte beeennn, yüce bıdık insan benn, böyle zor zamanlarda bikaç halt da kendiliğimden yiyip  iyice zorlaştırıyorum hayatımı sonra aşırı derecede de sakin ve cool karşılayıp sırıtabiliyorum kıs kıs :) napıyorum ben kuzum yahu?

İnsan nasıl zorluyo hayatta sınırlarını. Nereye kadar başarabilme, halledebilme bilinmezliğiyle nelere kalkışıyo :) 

Zaten düzenli aralıklarla hesap sorduğum, sorguladığım, bazen küçümsediğim bazen hayran kaldığım bu ‘yaşam döngüsü’ bu aralar benimle dalga geçer gibi. Komik tesadüfler silsilesi ya, hiç ummadığım zamanlarda öyle minik ama acayip işaretler görüyorum ki bazen.. İşte öyle zamanlarda çok samimi ve sempatik buluyorum hayatımı :) 

Hani ‘Truman Show’ diye bi film vardı, o adamcağız kaç yaşına gelene kadar anlamamıştı oncağızın hayatının bi televizyon şovu olduğunu.. İşte o filmi yazan senaristi anlıyorum ben :) seviyorum bile onu :)

Seviyorum da seviyorum işte birsürü şeyi :p

❤❤❤

not: resim önemli :)

Hepimizin de öyle biliyorum. Kendi minik hayatlarımızı kördüğüm yapıyoruz. İçinden çıkamıyoruz sonra. Ne ediyosak kendimiz ediyoruz hep biliyoruz dimi. Kader; tamam inanıyorum ama öyle bi seçim gücümüz var ki aslında şaka gibiyiz. Ama biz seçim yapabilme konusunda diil de olana razı gelme konusunda acayip yetenekli çıktık. Nasıl bırakıyoruz kendimizi olayların akışına tembellikten mi , sıradanlıktan mı bilmiyorum. Böyle bi ‘tamam hı hı peki’ deme halideyiz başımıza gelenlere ama kabul de etmiyoruz sonra, sanki olurken orda diildik biz..

Benim tatlı minik piskopat hayatım diyodum ben :)

Benim komik bi hayatım var gerçekten çok seviyorum ama bi deli bi garip akışı var hayatımın :) hem çok şanslıyım ben hemde zavallı minnoş durumları var hayatımın. Öyle ki sinirimi bozamıyorum bazen ‘nasıl yaa’ diye hayretlere düşmekten. Çok şükür gerçekten çok şükür :) kıymetini biliyorum hayatımın. Herşey hep toz pembe yolunda diye değil, benim hayatım olduğu için seviyorum onu. Herşeyiyle kabulüm. Uyuz bi yapısı var hayatımın herkesinki gibi ama işte gönlümü alıyo bi şekilde. Hayatımda şanslı çünkü yumuşayıveriyorum hemen :p

Yetenekli olduğum bi konu şu; hepimizin bazı zamanları bi süreliğine sıkışık ve stresli olur. Bi dönemdir hani bu, geçici olduğunu bildiğimiz için idare ederiz. İşte beeennn, yüce bıdık insan benn, böyle zor zamanlarda bikaç halt da kendiliğimden yiyip iyice zorlaştırıyorum hayatımı sonra aşırı derecede de sakin ve cool karşılayıp sırıtabiliyorum kıs kıs :) napıyorum ben kuzum yahu?

İnsan nasıl zorluyo hayatta sınırlarını. Nereye kadar başarabilme, halledebilme bilinmezliğiyle nelere kalkışıyo :)
Zaten düzenli aralıklarla hesap sorduğum, sorguladığım, bazen küçümsediğim bazen hayran kaldığım bu ‘yaşam döngüsü’ bu aralar benimle dalga geçer gibi. Komik tesadüfler silsilesi ya, hiç ummadığım zamanlarda öyle minik ama acayip işaretler görüyorum ki bazen.. İşte öyle zamanlarda çok samimi ve sempatik buluyorum hayatımı :)

Hani ‘Truman Show’ diye bi film vardı, o adamcağız kaç yaşına gelene kadar anlamamıştı oncağızın hayatının bi televizyon şovu olduğunu.. İşte o filmi yazan senaristi anlıyorum ben :) seviyorum bile onu :)

Seviyorum da seviyorum işte birsürü şeyi :p

❤❤❤

not: bu yazıda resim ekstra özenli seçildi :)


29 Temmuz 2013 Pazartesi

my wonderland

Hayatımın minnoş tarafı TEA&POT❤
Yenileyici, güç verici, inandırıcı, yaratıcı, ilham verici tarafı.
Burası bi wonderland, gizli bi köşe. Biçok şeyin kanıtı. Sınırsız, koşulsuz, kalıpsız bi yer. Yoran, canını çıkaran sonra öyle şirin bi söz söyleyip gönlünü alan ki.
Burayı her zaman sevicem, sonsuza kadar çünkü öyle güzel bişeyi gösterdi ki.
Oluyomuş!
Hiçkimse mecbur değilmiş kalıplara girmeye, duyduklarına göre hareket etmeye, mantıklı olmaya, öyle davranmaya, ‘gibi’ yapmaya. Bize yazılan çizilen senaryoyu oynamaya, özel sektörde köle gibi çalışmaya. Para kazanmak için sevmediğimiz işi mecburen yapmaya.
İnsanın içinde bi güç var bilsede bilmesede, delirmiş bi güç. Şelale gibi akan, sınırı olmayan. Ben şuna inanıyorum. Kilidin anahtarı sağlık. Eğer sağlığın yerindeyse, sahipsen ona; inanarak yapamayacağın hiçbirşey yok hayatta. Bahanelerin arkasına saklanmayalım. İkna etmeye çalışmayalım kimseyi ‘o kadar basit değil’lere, ‘yapamazsın’lara. Biz hepimiz tembeliz. Yaşamaya üşeniyoruz çoğunlukla. Konuşmaya, sormaya, öğrenmeye, denemeye üşeniyoruz. Başarısız olma riski yüzünden tutuna tutuna yürüyoruz, koşabilicekken. İmkansızlıkların arkasına sığınıyoruz. Büyüklerin sözlerine bağlanıyoruz. Kırmıyoruz sınırları. Ya hiç kırmazsak, ya senelerce böyle yaşayıp bilemezsek asıl ne yaparsak mutlu olucağımızı. Ne kadar mutlu olabiliceğimizi bilemezsek. Bu sanırsak hepsini? Deneye deneye bulmaya korkarsak ya?
Bu şekilde yıılar geçerse ve biterse ömür.
Burası sadece başlangıç. Burası hem bana hem bişekilde tanıdığım herkese bi örnek olsun istiyorum. Bi ‘neden olmasın ki?’ örneği. Büyük sermayeler olmadan da gayet iş kurulabilir, ortak olunabilir. Sermaye yaratılabilir. En azından hayali için heyecanlanılabilir, bir yerden başlanabilir. Ne istedğimizi, neyin bizi mutlu ettiğini bulmakla yükümlüyüz. Kendimizi mutlu etmenin yollarını bulmadan kimseyi mutlu edemeyiz, bizi mutlu etmesini de bekleyemeyiz kimseden. Kızamayız kimseye. Burası çok kalabalık ama ‘bir’iz aslında. Paylaşıp verdikçe çoğalıyoruz. Aldıkça istedikçe değil. Verdikçe yarattıkça büyüyoruz. Ne yaparsak aslında kendimize yapıyoruz. Çok söylenirsek aslında durmadan kendimize söyleniyoruz, çok yargılarsak aslında kendimizi yargılıyoruz, çok eleştirirsek kendimizi eleştiriyoruz durmadan aslında. Niye böyle davranalım kendimize?
Hemde neler yapabilicekken? Bilmiyoruz ki işte neler yapabiliceğimizi kafamızı kaldıramıyoruz çünkü yapmakta olduğumuz şeyi yaparken. Yanılıyoruz.
Sahip olduğumuz olumsuzlukları bulup takılıp kalmaya gösterdiğimiz bilinçsiz özeni, sahip olduğumuz, etrafımızı sarmış olan, içimizde atan, heryerde olan olumlu şeylere sahip çıkmaya da göstermemiz lazım. Bunun adı polyannalık değil. Görmek.
Hemen yapamayabiliriz hayallerimizi. Sabredicez. Ama sadece sabretmicez, boş durmıcaz sabrederken. Hayal üstüne hayal biriktiricez, başlıcaz bi ucundan. Önce olmuş gibi heyecanlanıcaz. İnanıcaz. Yardım isticez, yardım edicez. Paylaşıcaz. Olmayınca yıkılmıcaz. Hepsini çok ‘sevgi’yle yapıcaz. Öğrenicez, anlıcaz. Bu bitmicek zaten. Yapınca olunca bile bitmicek hatta.
Ben çok şükrediyorum. Çok minnet duyuyorum. Sağlıklıyım diye, seviyorum diye, aitim diye. Ben verdikçe kabul eden, değerini bilip bana daha fazlasını daha güzelini veren bir kocam var diye. Ailem var diye. İşim beni çok zorluyo diye. Ben zorlandıkça o daha güzelleşiyo diye. Herşeyden ilham alabiliyorum diye.
‘Var’ım diye.

Hayatımın minnoş tarafı TEA&POT❤

Yenileyici, güç verici, inandırıcı, yaratıcı, ilham verici tarafı.

Burası bi wonderland, gizli bi köşe. Biçok şeyin kanıtı. Sınırsız, koşulsuz, kalıpsız bi yer. Yoran, canını çıkaran sonra öyle şirin bi söz söyleyip gönlünü alan ki.

Burayı her zaman sevicem, sonsuza kadar çünkü öyle güzel bişeyi gösterdi ki.

Oluyomuş!

Hiçkimse mecbur değilmiş kalıplara girmeye, duyduklarına göre hareket etmeye, mantıklı olmaya, öyle davranmaya, ‘gibi’ yapmaya. Bize yazılan çizilen senaryoyu oynamaya, özel sektörde köle gibi çalışmaya. Para kazanmak için sevmediğimiz işi mecburen yapmaya.

İnsanın içinde bi güç var bilsede bilmesede, delirmiş bi güç. Şelale gibi akan, sınırı olmayan. Ben şuna inanıyorum. Kilidin anahtarı sağlık. Eğer sağlığın yerindeyse, sahipsen ona; inanarak yapamayacağın hiçbirşey yok hayatta. Bahanelerin arkasına saklanmayalım. İkna etmeye çalışmayalım kimseyi ‘o kadar basit değil’lere, ‘yapamazsın’lara. Biz hepimiz tembeliz. Yaşamaya üşeniyoruz çoğunlukla. Konuşmaya, sormaya, öğrenmeye, denemeye üşeniyoruz. Başarısız olma riski yüzünden tutuna tutuna yürüyoruz, koşabilicekken. İmkansızlıkların arkasına sığınıyoruz. Büyüklerin sözlerine bağlanıyoruz. Kırmıyoruz sınırları. Ya hiç kırmazsak, ya senelerce böyle yaşayıp bilemezsek asıl ne yaparsak mutlu olucağımızı. Ne kadar mutlu olabiliceğimizi bilemezsek. Bu sanırsak hepsini? Deneye deneye bulmaya korkarsak ya?

Bu şekilde yıılar geçerse ve biterse ömür.

Burası sadece başlangıç. Burası hem bana hem bişekilde tanıdığım herkese bi örnek olsun istiyorum. Bi ‘neden olmasın ki?’ örneği. Büyük sermayeler olmadan da gayet iş kurulabilir, ortak olunabilir. Sermaye yaratılabilir. En azından hayali için heyecanlanılabilir, bir yerden başlanabilir. Ne istedğimizi, neyin bizi mutlu ettiğini bulmakla yükümlüyüz. Kendimizi mutlu etmenin yollarını bulmadan kimseyi mutlu edemeyiz, bizi mutlu etmesini de bekleyemeyiz kimseden. Kızamayız kimseye. Burası çok kalabalık ama ‘bir’iz aslında. Paylaşıp verdikçe çoğalıyoruz. Aldıkça istedikçe değil. Verdikçe yarattıkça büyüyoruz. Ne yaparsak aslında kendimize yapıyoruz. Çok söylenirsek aslında durmadan kendimize söyleniyoruz, çok yargılarsak aslında kendimizi yargılıyoruz, çok eleştirirsek kendimizi eleştiriyoruz durmadan aslında. Niye böyle davranalım kendimize?

Hemde neler yapabilicekken? Bilmiyoruz ki işte neler yapabiliceğimizi kafamızı kaldıramıyoruz çünkü yapmakta olduğumuz şeyi yaparken. Yanılıyoruz.

Sahip olduğumuz olumsuzlukları bulup takılıp kalmaya gösterdiğimiz bilinçsiz özeni, sahip olduğumuz, etrafımızı sarmış olan, içimizde atan, heryerde olan olumlu şeylere sahip çıkmaya da göstermemiz lazım. Bunun adı polyannalık değil. Görmek.

Hemen yapamayabiliriz hayallerimizi. Sabredicez. Ama sadece sabretmicez, boş durmıcaz sabrederken. Hayal üstüne hayal biriktiricez, başlıcaz bi ucundan. Önce olmuş gibi heyecanlanıcaz. İnanıcaz. Yardım isticez, yardım edicez. Paylaşıcaz. Olmayınca yıkılmıcaz. Hepsini çok ‘sevgi’yle yapıcaz. Öğrenicez, anlıcaz. Bu bitmicek zaten. Yapınca olunca bile bitmicek hatta.

Ben çok şükrediyorum. Çok minnet duyuyorum. Sağlıklıyım diye, seviyorum diye, aitim diye. Ben verdikçe kabul eden, değerini bilip bana daha fazlasını daha güzelini veren bir kocam var diye. Ailem var diye. İşim beni çok zorluyo diye. Ben zorlandıkça o daha güzelleşiyo diye. Herşeyden ilham alabiliyorum diye.

‘Var’ım diye.


22 Temmuz 2013 Pazartesi

tam bir mekanistim


Cok mekanistim!

Artik boyle :) Gezgin oldum sonucta :)


Resmen kendime yeni bi alan buldum. Bi cok sevdigim seyin gucu birlesti ve ‘mekanist’te kendini buldu. Heryerde sevdigim renklerin biraraya geldigi yerleri cekip instagrama koyup, blogta anlatip, twitterda paylasiyodum. Simdi sadece mekanistte check-in yapip yorum birakiyorum ✌




O kadar tatli bi fikir ki bu site ❤ Ben cook sevdim cunku onun sayesinde sirinlinlikten bayilmak uzere olan bi pazar gunu gecirdim. Mekanist’in izmir elcisi Ceren’in organize ettigi Gezgin&Guru etkinligine davetliydik pazar günü, geçen yazki gözağrımız Alaçatı’da, bizim Tea&Pot Alaçatının sokağında Tapu’nun karşısındaki Kuytu’da.. Bizde bu etkinliği fırsat bilip bikaç saat erken gittik.


Geçen yazı çok kelimelerle ifade edemiyorum. Bi “hayaller yazı”ydı benim için. Acımasızdı da ama, çok zorlandım. Ama geri dönüp bakınca; ‘yaptık ve oldu, çok da güzeldi’ diyorum. Bi daha istermiyim, hayır. Ama iyiki yaptık mı, evet :) böyle bi ikilem, böyle bi muzur yazdı. Yordu ama çok sevdirdi kendini bu girişim.


Geçen yazın verdiği iş ve çalışma sorumluluğundan telaştan yapamadıklarımızı yaptık. Köşe kahveden başladık. Kalkınca ara sokaklarını gezdik yavaş yavaş, acelesiz, Kırmızı Ardıç Kuşu’nda zamanı durdurduk. Yazmanın sahibi Ümit Abi, Höyük, pazar yerindeki otopark, pupadaki o kalın gözlüklü çocuk, Morris Bey, O sarışın bayanın motoruna atlayıp gitmesi, antikacılar.. Çok bizimdi heryer :)


Gezgin&Guru etkinliğine gelince, herşey çok güzel organize edilmişti. Kuytu’nun çok kendine özgü, çok ‘Alaçatı’ bi şirinliği var.. Sanki zevkli ve sade birinin mütevazi evi gibi dekore edilmiş iç dizaynı, arka bahçesinde de hiç ummadığınız kocaman bi barı var.. Renkler uyumlu ve ince.. Beyaz şarap eşliğinde menülerindeki birçok şeyin tadımını yaptık, çok hafif ve lezzetli ege yemekleri, ımmmmm hala kabak çiçeği dolması, enginarlı pilav ve çerkez tavuğunun tadı damağımda.. Diğer bi hoşuma giden şey de etkinliğe katılan insanların ortak noktasının pozitiflik, nezaket ve paylaşmak olduğuydu. Herkes sadece güzel şeyler keşfetmek, güzel bağlantılar kurmak için vardı.


Mekanist sayesinde biyeri ‘keşfetme’nin tam tadına varıyosun. Senin gördüğün tatlı kareleri herkes görsün, bilsin istiyosun ve birde bakıyosun ki sen hep ne güzel yerler keşfediyosun aslında :)


Sadece piskopat gibi günlerdir herkese mekanisti anlatıyorum, üye yapıyorum ve elimden uygulaması düşmüyo :) durulurum azcık heralde yoksa mekanist tarihinin en hızle gezginlikten guruluğa ulaşan üyesi olabilirim :)

Bu arada kolay ulasabilmeniz icin gerekli linkler;


ayrıca da cerenciimin yazısı da mekanistin blogunda çıkmış ❤❤  
Hatta kendi yazılarını da burdan takip edebilirsiniz.


İzmir Gezgin&Guru Etkinliği Kuytu Restaurant, Alaçatı - Mekanist Blog



20 Temmuz 2013 Cumartesi

biz neden varız ya

Upuzun dinlendik serhoskmla uzaklaşıp. Uzun uzun sustuk, uzun uzun dinledik. Kaçışımızın ilk iki günü zaten adapte olamadık. Tam iki koca şapşaldık :) Çünkü o kadar koşmaya, aceleye, yetişmeye, planlamaya programlanmışız ki, salamadık kendimizi. Uyuyomuşuz. Uyandığımızda üçüncü gündü ❤  
Hiç bitane normal bişey yapmadık. Herşeyi ilk defa yaptık, keşfettik durduk. Taşları dinledik, sulara sarıldık (laf olsun diye demiyorum gerçekten :) saklıkentte mağaraların duvarlarından sızan sulara yanağımızı yaslayarak sarıldık resmen :) özlemişiz :), tırmandık, indik, atladık, uçtuk.. Ben gittiğimde mesela ara ara hala midem ekşiyodu, bulanıp duruyodu, orda unuttum gitti :)
Unutmamız lazım bazı bildiklerimizi, herşeyi hatırlamamız, doğru analiz etmemiz gerekmiyo, hep haklı, hep doğru bilmek zorunda değiliz. Herşey hakkında blirkişi raporu vermemiz gerekmiyo. Bazen biçok şey, sadece çok ”olabiliiir”. Kabul. Yada ‘tamam noolmuş yani’
Bu uzaklaşma beni kendime yaklaştırdı. Özellikle Serhat tam bir filozoftu tatil boyunca :) Onun kurcalamaları, soruları, cevapları.. O bi level atladı zaten bulduğu cevaplarla. Beni de aydınlattı. 
Asıl sorumuz şuydu kabakta o kapkaranık sahilde, etrafta kimse yokken, çıt bile çıkmıyoken, sadece dev gibi yamaçlardaki cır cır böcekleri ve yatarken ayakucumuzdan başlayıp kafamızı en yukarı kaldırdığımızdaki yerde dağın üstünde biten yıldızlar varken sorduğumuz;
'neden olmuşuz ya biz?'
neden varız yani?
Didinip uğraşma çabamız niye, asıl ne? Sonuçta dedelerimiz 80 yaşında işte şu anda, bazıları bizimle bazıları diil,  onlar ne hissediyo, yani belli bi maddi seviyeye gelmek, belli malı mülkü edinmek, çoğalmak, aile olmak peki sonra.. 
Çok derinden, sessiz bişey var süregelen, yüreğimizden geçen, pır pır ettiren, gözlerimizi parlatan, ‘ayyyyyyy’ dedirten, yada zaman zaman içimizi parçalayan, yaralayan.. Bu duygular dinleyince çok şey anlatıyo, sanki gökyüzüyle, ağaçlarla, toprakla, hayvanlarla aynı dili konuşuyo, evrensel varoluşla aynı şeyi hissediyo.. Duruyo herşey.. Durmayan biçok şey boşuna ve saçma geliyo. 
Çok şey daha farklı artık. Değişiyo yaşamımız hepimizin.
Aynı yerde durmak, aynı açıdan bakmak, bundan sıkılmamak doğru değil. Çok şey var bulmamız gereken, hissetmemiz, paylaşmamız, üretmemiz, çoğaltmamız gereken ❤
Nefes almak, rutini kırmak, kendimiz olmak.. Ne kadar çok şey var bilmediğimiz.. hemde içimizde bulunmayı bekleyen ❤
❤❤❤

Upuzun dinlendik serhoskmla uzaklaşıp. Uzun uzun sustuk, uzun uzun dinledik. Kaçışımızın ilk iki günü zaten adapte olamadık. Tam iki koca şapşaldık :) Çünkü o kadar koşmaya, aceleye, yetişmeye, planlamaya programlanmışız ki, salamadık kendimizi. Uyuyomuşuz. Uyandığımızda üçüncü gündü ❤  

Hiç bitane normal bişey yapmadık. Herşeyi ilk defa yaptık, keşfettik durduk. Taşları dinledik, sulara sarıldık (laf olsun diye demiyorum gerçekten :) saklıkentte mağaraların duvarlarından sızan sulara yanağımızı yaslayarak sarıldık resmen :) özlemişiz :), tırmandık, indik, atladık, uçtuk.. Ben gittiğimde mesela ara ara hala midem ekşiyodu, bulanıp duruyodu, orda unuttum gitti :)

Unutmamız lazım bazı bildiklerimizi, herşeyi hatırlamamız, doğru analiz etmemiz gerekmiyo, hep haklı, hep doğru bilmek zorunda değiliz. Herşey hakkında blirkişi raporu vermemiz gerekmiyo. Bazen biçok şey, sadece çok ”olabiliiir”. Kabul. Yada ‘tamam noolmuş yani’

Bu uzaklaşma beni kendime yaklaştırdı. Özellikle Serhat tam bir filozoftu tatil boyunca :) Onun kurcalamaları, soruları, cevapları.. O bi level atladı zaten bulduğu cevaplarla. Beni de aydınlattı. 

Asıl sorumuz şuydu kabakta o kapkaranık sahilde, etrafta kimse yokken, çıt bile çıkmıyoken, sadece dev gibi yamaçlardaki cır cır böcekleri ve yatarken ayakucumuzdan başlayıp kafamızı en yukarı kaldırdığımızdaki yerde dağın üstünde biten yıldızlar varken sorduğumuz;

'neden olmuşuz ya biz?'

neden varız yani?

Didinip uğraşma çabamız niye, asıl ne? Sonuçta dedelerimiz 80 yaşında işte şu anda, bazıları bizimle bazıları diil,  onlar ne hissediyo, yani belli bi maddi seviyeye gelmek, belli malı mülkü edinmek, çoğalmak, aile olmak peki sonra.. 

Çok derinden, sessiz bişey var süregelen, yüreğimizden geçen, pır pır ettiren, gözlerimizi parlatan, ‘ayyyyyyy’ dedirten, yada zaman zaman içimizi parçalayan, yaralayan.. Bu duygular dinleyince çok şey anlatıyo, sanki gökyüzüyle, ağaçlarla, toprakla, hayvanlarla aynı dili konuşuyo, evrensel varoluşla aynı şeyi hissediyo.. Duruyo herşey.. Durmayan biçok şey boşuna ve saçma geliyo. 

Çok şey daha farklı artık. Değişiyo yaşamımız hepimizin.

Aynı yerde durmak, aynı açıdan bakmak, bundan sıkılmamak doğru değil. Çok şey var bulmamız gereken, hissetmemiz, paylaşmamız, üretmemiz, çoğaltmamız gereken ❤

Nefes almak, rutini kırmak, kendimiz olmak.. Ne kadar çok şey var bilmediğimiz.. hemde içimizde bulunmayı bekleyen ❤

❤❤❤


28 Haziran 2013 Cuma

DAY & NIGHT

DAY & NIGHT
Uuuffff! amaa uuuf yani :)
Çünkü öyle değişik garip bi diziliş var ki çıldırmalık..
Benim bu haftam mesela! Ben, geçen pazar herşey çok iyi, çok güzelken akşamüstü bi yorgunlaştım bi halsizleştim. Geçer diye düşündüm çok üstünde durmadım. Pazartesi kafede üstüne bi durgunlaştım, nasıl kırığım ama nasıl halsizim. Geçti pazartesi, salı günü artık patlak verdi. Allahtan Efe hissetmiş gibi erken geldi, zeynep abla da sağolsun, “bu bi işaret hadi sen çık” dedi, ben eve gelip bi uyumuşum. Ama enerjim sıfır, yerlerde. Ne zevk alabiliyorum, ne iyi düşünebiliyorum, nede ufacık bi güç var içimde. O kadar korkuyorum ki öyle zamanlarda sağlıksızlıktan, tarifi yok. Hep öyle mi olcak korkusu sarıyo. Normalde aşırı enerjik ruh halim yüzünden. O enerjim geri gelmicek diye korkuyorum! Kendimi bi dede gibi hissediyorum, güçsüz, yorgun, zayıf ve sönük!
Parlamamak hissi!
Sonra Allahım çok şükür ki perşembe günü toparladım, gün içinde arada yine belirir gibi oldu halsizlik kafasına kafasına vurdum höt diye! Ve tam bu kutsal günde; yani iznimin başlangıç gününde, yüzbinlerce kere çok şükür allahım :) een içimde yine o kıpırtı, o yanardağımsı enerji ohh :)
Bugün bi doğumgünü :)  Kalbimin, en derinimin, eeennn içimden bi parçamın doğumgünü 28 haziran. İnsan bitanecik başına anlamlandıramayabiliyo zaman zaman hayatı! Bence öyle! Bişey lazım, bi dal bile olsa tutmak için bişey lazım! Yaratıcılığını körükleyen, ilham veren, gülümseten, gözlerini yumduran muzip muzip gülerken :) onun yüreği benim O’m. İyiki o tatlı annesi doğurmuş onu da bulmuş beni. Bi kocaman ‘çok şükür’ daha.
Diğer bi ‘çok şükür’de izinime gelsin :) Tea&Potumdan bebeğimden iki hafta ayrı kalmak beni garip bi boşluğa soksa da yıllar sonra üstüste 16 gün izinli olmak mııııııı neeeeee :)))))) işte o yüzden bugün hiç bitmesin diye hala direniyorum :) ya günler bitiyo ve ben üzülüyorum. Zamanlar geçiyo. Bu 16 günün geçmesine mani olmak istiyorum. Ne bilim bişi yapmam lazım. Öyle bişi bulmam lazım ki uzuuunca bi zaman yetsin. Bi yolunu keşfet nihocuk :)
Şu anda nasıl mı hissediyorum kendimi? Yeryüzündeki heerbirkese verebilecek bi cevabım var gibi mutlu olabilmek için.
Dik kafalı, hayalperest, maymun modundayım :)
Yaşamayı çok seviyorum, kendimi çok seviyorum, serhatımı çooook fena seviyorum, sinoşkomu, ailemi, işimi, etrafımdakileri, yaşadıklarımı, hatalarımı, iyilerimi kötülerimi bıdıbıdı bıdıbıdı çoook seviyorum. Bu benim en iyi yaptığım şeymiş gibi seviyorum herşeyi :p

Uuuffff! amaa uuuf yani :)

Çünkü öyle değişik garip bi diziliş var ki çıldırmalık..

Benim bu haftam mesela! Ben, geçen pazar herşey çok iyi, çok güzelken akşamüstü bi yorgunlaştım bi halsizleştim. Geçer diye düşündüm çok üstünde durmadım. Pazartesi kafede üstüne bi durgunlaştım, nasıl kırığım ama nasıl halsizim. Geçti pazartesi, salı günü artık patlak verdi. Allahtan Efe hissetmiş gibi erken geldi, zeynep abla da sağolsun, “bu bi işaret hadi sen çık” dedi, ben eve gelip bi uyumuşum. Ama enerjim sıfır, yerlerde. Ne zevk alabiliyorum, ne iyi düşünebiliyorum, nede ufacık bi güç var içimde. O kadar korkuyorum ki öyle zamanlarda sağlıksızlıktan, tarifi yok. Hep öyle mi olcak korkusu sarıyo. Normalde aşırı enerjik ruh halim yüzünden. O enerjim geri gelmicek diye korkuyorum! Kendimi bi dede gibi hissediyorum, güçsüz, yorgun, zayıf ve sönük!

Parlamamak hissi!

Sonra Allahım çok şükür ki perşembe günü toparladım, gün içinde arada yine belirir gibi oldu halsizlik kafasına kafasına vurdum höt diye! Ve tam bu kutsal günde; yani iznimin başlangıç gününde, yüzbinlerce kere çok şükür allahım :) een içimde yine o kıpırtı, o yanardağımsı enerji ohh :)

Bugün bi doğumgünü :) 

Kalbimin, en derinimin, eeennn içimden bi parçamın doğumgünü 28 haziran. İnsan bitanecik başına anlamlandıramayabiliyo zaman zaman hayatı! Bence öyle! Bişey lazım, bi dal bile olsa tutmak için bişey lazım! Yaratıcılığını körükleyen, ilham veren, gülümseten, gözlerini yumduran muzip muzip gülerken :) onun yüreği benim O’m. İyiki o tatlı annesi doğurmuş onu da bulmuş beni. Bi kocaman ‘çok şükür’ daha.


Diğer bi ‘çok şükür’de izinime gelsin :) Tea&Potumdan bebeğimden iki hafta ayrı kalmak beni garip bi boşluğa soksa da yıllar sonra üstüste 16 gün izinli olmak mııııııı neeeeee :)))))) işte o yüzden bugün hiç bitmesin diye hala direniyorum :) ya günler bitiyo ve ben üzülüyorum. Zamanlar geçiyo. Bu 16 günün geçmesine mani olmak istiyorum. Ne bilim bişi yapmam lazım. Öyle bişi bulmam lazım ki uzuuunca bi zaman yetsin. Bi yolunu keşfet nihocuk :)

Şu anda nasıl mı hissediyorum kendimi? Yeryüzündeki heerbirkese verebilecek bi cevabım var gibi mutlu olabilmek için.

Dik kafalı, hayalperest, maymun modundayım :)

Yaşamayı çok seviyorum, kendimi çok seviyorum, serhatımı çooook fena seviyorum, sinoşkomu, ailemi, işimi, etrafımdakileri, yaşadıklarımı, hatalarımı, iyilerimi kötülerimi bıdıbıdı bıdıbıdı çoook seviyorum. Bu benim en iyi yaptığım şeymiş gibi seviyorum herşeyi :p


7 Haziran 2013 Cuma

I’LL BE CHAPULLING FOREVER

Boğazımda kocaman bi yumru var.


Ülke olarak kocaman bi sınavdan geçiyoruz. Blogumda siyaset hakkında görüşlerimi yazmıcam. Siyasetten hiç anlamıyorum çünkü. Anladıklarıma, inandıklarıma ve bildiklerime ters düşüyo genelde bütün olanlar. Siyasi konular konuşulan yerden fıtı fıtı uzaklaşırım, kanalı değiştiririm yada ‘hı hı evet hı hı’ yaparım.

Ama bugün yaşadıklarımız siyaset değil.

Başımızdaki sevgi duygularını genç yaşında satmış, beynini yıkatmış, hırsla güç elde etmiş ve güçle kendini kaybetmişlerin kontrolsüzlüğü!! Paniği!! Terör ve pkk yüzünden çok sabah uyandığımızda haberleri açınca içimiz titredi, gözlerimiz doldu. Avutucu konuşmalarla lanet ettik düzene. Elimiz kolumuz hep bağlı kaldı. Taş bastık hepimiz yüreğimize.

Ama 31 mayıs sabahından beri ülkede olanlar baştakilerin parmak ucuyla yönetebileceği olaylardı. Basitti çünkü! Çocukçaydı! Çünkü bu sefer karşılarındaki terör diildi, pkk diildi, dış güçler diildi. Bi avuç gençti, bi avuç genç bu park da yok olmasın, artık sinemalar gibi, orman çiflikleri gibi, sanat gibi, topraklar gibi, inanışlar gibi satılmasın-dı. ‘O’ artık kürsüye çıktığında konuşma üslubunu değiştirsin, halkı azarlar gibi konuşmasın, halkına bi kere de ‘yüce türk milletim’ desin, SAYGI duysun, dinlesin-di.

Ama belli ki hükümetinde en az bizim kadar burasına kadar gelmiş olucak ki öncekiler gibi yalan açıklamalarla boş vaadlerle olayı ört bas etmek yerine harekete geçti saçma sapan bi zamanda, saçma sapan bi şekilde.. Uyuyan gençlere en savunmasız zamanında biber gazıyla saldırmayı seçti! Ve durmadı. Üstüne birde onlara çapulcu dedi. Günlerdir gördüğüm videolar, okuduklarım ve duyduklarım karşısında tam yaşadığım ülkemden iğrenicek soğuyacak oluyorum ki diğer yanda pırıl pırıl yaşıtlarımın yarattıklarını mücadelesini, olanları ‘TEMİZ TUTMA ÇABASINI’ kalbinde sevgi temiz duygular olan grupları görünce kendime geliyorum. Bunlar olacaktı zaten diyorum içimden!

Atatürk’ün, Amerikalı gazeteci Marcosson’a verdiği röportajda söylediği sözlerin bir bölümü: “Bir gün, cihan harbinden sonra Ortadoğu’da kurulan suni devletlerin halkları ayaklanacaktır. O gün geldiğinde, yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil emperyalist güçlerin yanında yer alırsa aynı akıbete kendileri uğrayacaktır ve Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele haddini bildiren Türk halkı onların da hakkından gelecektir…”

Sonra bi an sıyrılıyorum türk kimliğimden, partilerden, tarihten, yukardan bakıyorum insanın insana ettiklerine, kötülüğün yoğunluğuna, sevgisizliğe, insanoğlunun içinde kopan hırslara öfkelere.. Ben bile, siyasetle ilgim olmayan ben bile biyerlerden tayyibin sesini duyunca içimde doğan iğrenme duygusuna bakıyorum.. Biz napıyoruz? Yıllarca topraklara vatan densin diye kan dökülmüş, vatan denmiş, savaşlar kavgalar edilmiş, sonrada yine insan tarafından sömürülmüş topraklar, mahvedilmiş, pisletilmiş, kirletilmiş, iyi bakılmadığı bi kesin! Kötülükler yapılmış, hem insana, hem doğaya, hem hayvana! Gerizekalıca bi düzen ve kurallar konulmuş, boyun eğilmiş, tembelleşilmiş, aynılaştırılmış insanların hayatları, yaratıcılık ve sevgi baltalanmış, sıradanlık ve razı gelme içimize işlenmiş. Bugün hala sokaklarında olanlara bakınca bu defa ben insan olduğum ve izlediğim için çok utanıyorum. Saklanmak istiyorum evrenin ruhundan.

İnsanoğlunun ‘sevgi’yi öğrenebilmesi bu dünyada çok zor. Çünkü hep güç daha tatlı geliyo. Gücü hep dışarda arıyo insan. Ve buluyo da işin kötüsü.

İçimizdeki gücü iyiye kullanabilseydik belki birbirmizle paylaşmayı, hissetmeyi anlamayı bilirdik. Bugün O çıkıp orda tüm dünyada gözler onun üstündeyken öyle bi konuşma yapardı ki, herkes kendine gelirdi! Saygı bile duyabilirdik onunla hiçbi zaman aynı görüşte olmayacağımızı bilsek bile, uzlaşabiliniceğini gösterirdi. O bi politikacı, çıkıp politik laflar etse bile halkı yatıştırabilirdi. Onun elinde o güç, mevki ve konum var çünkü. Bir tane ‘anlıyorum’, bir tane ‘ATATÜRK’, bir tane ‘SEVGİ’ dese yeterdi, yarım ağızla. Ama ne yazık ki imkansız.

Sadece içimde hep umut var çünkü çok güzel insanlar da var. Paylaşan, iyiye yönlendiren. Direnen. Chapulling’in ne olduğunu tüm yaratıcılığıyla temizliyen güzelleştiren.

Bi gün gelicek, hepimizi sadece sevgi kurtarıcak. Sevginin gücünü her insan tadıcak. Belki geç kalmış olucak belki zamanında öğrenicek ama herkes bigün ‘doğruymuş’ diyecek.

❤❤❤


17 Nisan 2013 Çarşamba

Herşey biribirine bu kadar tezat olduğu için çok güzel.


Bi anormal hareketli, bi anormal durgun. Bi güneşli sıcacık, bi buz gibi kış. Bi kalp pır pır, bi buruk kırık. Bi çok enerjik, bi durgun. Bütün bu durum karşısında heyecandan bayılmadığımız için çok profesyonelleşmiş sayılabiliriz, yada kötü ihtimalle heyecanlanmıyosak bile çok sıkıcılaşmış da olabiliriz.

Aşırı derecede inanıyorum, çoğunlukla benzer şeyleri konuşmaya başlayınca insan yabancılaşıyo kendine. Çoğunluklaşıyo. Evet politika, evet siyaset, evet stratejik beyin uyuşturmalar, sahip çıkmamız gerekenler evet. Tamam. Ama dışa döndükçe, dışa hakim oldukça, içinden uzaklaşıyo ve toplumsallaşıyo insanlar. Neyin en doğru olduğunu kimse bilemez, o yüzden de herkes hissettiklerini takip ediyo. >Daha doğrusu öyle yapmalı. 

Başkalarının hissettiklerini diil.

Biz yaşıcaz diye çıldırırken sakiiin sakiin ilerleyen bi zemini var hayatın. Koşturan insanlar birbirini kırıyo, kanıtlanmaya çalışıyo, ait olduğunu sanmak istiyo. Arka planda da beence gizli bi müzikle evrensel sihirler uçuşuyo içten içe.

Elimizle tutmamıza gerek olmayan sahip olduklarımız çok kıymetli, çok ‘çok’.

❤ ❤ ❤


10 Nisan 2013 Çarşamba

Üçbinbeşyüzüncü bıdı bıdım ❤

image


Bıdı bıdı bıdı bıdıı yazıyorum konuşuyorum anlatıyorum hep olduğu gibi ama biiii türlü bloguma yazamıyorum.
Hayatımın en yoğun döneminden geçtiğimi sanıyorum hep ama galiba bu hep böyle yani geçici bi dönem diil benimkisi :P Bu yani :) benim seçimim bu olduğu için bu hemde :) 

Evimize yerleştik, minnoşko bıdık bi evimiz var artık. Devasal buzdolabımıza olan aşkımızdan dolayı hala mutfağımız yok sadece :) Tüm evi sadece buzdolabını baz alarak yerleştirdiğimiz için kaprislerini çekiyoruz. Taşınırken çizilmeler, hiçbiyere sığmamalar, mutfağı söktürüp yeni mutfak seçtirmeceler, uyumlu fırın buldurmacalar.. Şımarık ama olsun biz onu böyle sevdik ❤ 

Yeni bi keşfim evet var, onun için yazıyorum. 

Asıl konum şu; Yanlış anlayıp durmak hayatı, çünkü öyle de diil öyle de diil.

Anlatımım da şöyle olsun; Hani bazen biri bi sebepten gözümüzden düşer de daha az görüşmeye karar veririz ya. Hani kaçınırız onunla vakit geçirmekten. Hepimiz yaparız. Görüştüğümüz birinin bi huyu bi hareketi onun aslında sandığımız gibi biri olmadığını gösterir. ‘Hmm oldu o zaman’ diyip gideriz ve daha az geliriz artık. Peki bunun tammm da aynısını kendimize yaptığımızı da biliyo muyuz? Ben dün buldum bunu daha yeni, yakaladım kendimi oracıkta! Napıyorum, niye kendimi yalnız bırakıyorum, neden unutuyorum aslında ne için burda olduğumu, neden acaba uyku moduna sokuyorum kendimi kısıyorum sesimi. Ne bu anlayışsızlık kendime karşı. Bilmiyorum hiç bi cevabını bu soruların. Bazen yaşamın bizi kurmamıza zorladığı ve kendimizi buna mecburmuş gibi hissettirdiği saçma düzenlerimiz bizi öyle bi kaptırıyo ki akıntısına, yürek sessizleşiyo, siniyo, teslimiyet duygusuyla kabul etmeyi karıştırıyo birbirine ve çekiliyo kabuğuna, (aslında küsüyo), sonra zihnimiz herşeyi yorumlamaya ve gürültü çıkarmaya başlıyo. İnsancık da unutuyo yüzlerce güzel şeyi, hayalini, heyecanını.

Şimdi sadece derin nefesler alıp bu güzelleşen havalarda biraz görmek etrafı! Nerde olduğumuzu, nelerimiz olduğunu. Yorulmak bizim uydurmamız. Madem yoruldun dinlenebilirsin. ’Yorgunluk’ diil elde edilecek his. O güce sahibiz. Zamanını iyi kullanıp gözlerini kapatıp sevdiğin müziği dinleyemez misin, kendini iyice salıp güzel şeyler düşünemez mizin, hayaller kurarak uyuyamaz mısın istesen? Kimse karışamaz ki senin içinden geçenlere.

İç sesini tek susturan insanın kendisi.

❤❤❤